İran denildiğinde bugün akla belirli sınırları olan modern bir devlet gelir. Oysa İran’ın tarihî coğrafyası, bugünkü İran sınırlarının çok ötesine uzanan geniş bir bölgeyi ifade eder. Bu coğrafya yüzyıllar boyunca farklı kavimlerin, dinlerin ve hanedanların hâkimiyetinde yaşadı.
Sâsânîlerden İslâm hâkimiyetine
I. Erdeşîr tarafından 224 yılında kurulan Sâsânî İmparatorluğu, yaklaşık dört buçuk yüzyıl boyunca İran coğrafyası yönetti. Fakat devlet Hz. Ömer döneminde başlayan Müslüman Arap fetihleri sonucunda 651 yılında ortadan kalktı. Böylece İran toprakları İslâm hâkimiyetine girerek hilâfete bağlandı.
Bundan sonra İran önce Emevîler, ardından Abbâsîler tarafından farklı idarî birimler hâlinde yönetildi. Ancak Abbâsî Devleti’nin IX. yüzyıldan itibaren siyasî bakımdan zayıflamasıyla birlikte İran’ın farklı bölgelerinde yerel ve özerk hanedanlar ortaya çıktı. Horasan merkezli Tahirîler, Sistan merkezli Saffârîler, Mâverâünnehir ve Horasan’da hüküm süren Sâmânîler ile İran’ın batı ve güneyinde hâkimiyet kuran Büveyhîler bunların başlıcalarıydı. Fars asıllı bu hanedanlar İran’ın farklı bölgelerinde güçlü devletler kurdularsa da hiçbiri İran coğrafyasının tamamını uzun süre tek bir siyasî çatı altında birleştiremedi.
Türklerin İran’da yükselişi
XI. yüzyılın başlarında Karahanlılar ve özellikle Gazneliler İran’ın doğusunda siyasî ve askerî nüfuzlarını artırdılar. Gazneli Mahmud döneminde Gazneliler, Horasan ve Doğu İran’ın önemli bir bölümünü hâkimiyetleri altına aldılar.
1040 yılında Dandanakan Savaşı’nda Gaznelileri yenilgiye uğratan Selçuklular, kısa sürede Horasan ve İran’ın büyük bölümünde hâkimiyet kurdular. Başlıca merkezleri önce Rey, daha sonra İsfahan olan Büyük Selçuklu Devleti (1037-1157), Horasan’dan Irak ve Suriye’ye kadar uzanan geniş bir Türk-İslâm imparatorluğu olan Selçuklular, İran tarihinde Türk siyasî ve askerî nüfuzunun kalıcı biçimde yerleşmesinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu.
Selçuklu hâkimiyetinin parçalanmasının ardından İran’ın önemli bir bölümü Hârezmşahların yönetimine girdi. Hârezmşahlar özellikle XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarında güçlü bir siyasî hâkimiyet kurdular.
Moğollar ve İlhanlılar
Hülâgû Han’ın 1256’da İran’a gelmesiyle İlhanlı Devleti’nin temelleri atıldı. Tebriz kısa sürede devletin en önemli siyasî merkezlerinden biri hâline geldi. Başlangıçta Moğol siyasî ve kültürel geleneklerini sürdüren İlhanlılar, zamanla İran’daki Türk ve İslâmî çevrelerin etkisiyle önemli bir dönüşüm geçirdiler. Özellikle Gazan Han’ın 1295 yılında İslâmiyet’i kabul etmesi, bu dönüşümün en önemli dönüm noktalarından biri oldu. İlhanlı yönetici çevrelerinin İran’daki Türk-İslâm kültürüne intibakı da giderek hızlandı.
XIV. yüzyılın ortalarında İlhanlı Devleti’nin parçalanmasıyla İran’da siyasî birlik yeniden bozuldu. İlhanlıların mirası üzerinde Celayirliler gibi yeni hanedanlar ortaya çıktı. Celayirliler, özellikle Tebriz ve İran’ın batı kesimlerinde hâkimiyet kurdular; ama İran’ın tamamını birleştiremediler. Bu dönemde Doğu Anadolu ve Kuzey Irak merkezli olarak güçlenen Karakoyunlular da İran’ın siyasî hayatında giderek daha etkili hâle geldi.
Timur’dan Türkmen hanedanlarına
Orta Asya’da güçlenen Timur, 1380’lerden itibaren İran’a yönelik seferlere başladı ve kısa sürede bölgenin büyük bir bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Timur’un seferleri Celayirlilerin İran’daki hâkimiyetini büyük ölçüde sona erdirirken Karakoyunlular da onun baskısı karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.
Timur’un 1405’te ölümünden sonra Timurlular ile Türkmen hanedanlar arasında rekabet başladı ve XV. yüzyıl boyunca sürdü.
1467’de Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından yenilgiye uğratılmasıyla İran’ın büyük bir bölümü Akkoyunluların hâkimiyetine girdi. Uzun Hasan döneminde güçlenen Akkoyunlular, İran’ın önemli bir kısmını kontrol ettiler.
Şah İsmail ve Safevî dönemi
1501 yılında Şah I. İsmail’in Tebriz’i ele geçirerek Safevî Devleti’ni kurması, İran tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Erdebil Şeyhi Safiyyüddin’in neslinden gelen Şah İsmail, kısa sürede İran’ın büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı.
Safevîler yalnızca yeni bir hanedan kurmadılar; İran’ın mezhebî ve siyasî kimliğini de kalıcı biçimde değiştirdiler. On İki İmam Şiiliğini devlet mezhebi hâline getiren Safevîler, İran’ın sonraki yüzyıllardaki kimliğinin şekillenmesinde belirleyici rol oynadılar.
Şah İsmail’in ardından tahta çıkan I. Tahmasb (1524-1576) ise yaklaşık 52 yıl boyunca İran tahtında kaldı ve Safevîlerin en uzun süre hüküm süren hükümdarı oldu.
Safevîler, İran’da güçlü bir merkezî devlet oluşturmayı başardı. Fakat 1722 yılında Afgan kökenli Hotakîlerin İsfahan’ı ele geçirmesiyle Safevî Devleti’nin siyasî düzeni çöktü.
Nadir Şah’tan Zendlere
1722-1729 yılları arasında İran’ın büyük bir bölümü Peştun kökenli Sünnî Hotakî hanedanının hâkimiyeti altında kaldı. 1729 yılında Nadir Han’ın Eşref Hotak’ı yenilgiye uğratmasıyla Safevî hâkimiyeti kısa bir süre için yeniden tesis edildi.
Afşar boyuna mensup Türkmen kökenli Nadir Han, 1736 yılında Nadir Şah unvanıyla tahta çıktı ve Safevî hanedanına kesin olarak son vererek Afşar hanedanını kurdu. Nadir Şah, kısa süren hükümdarlığı sırasında İran’ın sınırlarını yeniden genişletti ve Hindistan’a kadar uzanan büyük seferler düzenledi.
1747 yılında Nadir Şah’ın öldürülmesiyle Afşarların siyasî gücü hızla zayıfladı. İran yeniden parçalanma dönemine girerken bu kez Lor kökenli Kerim Han Zend öne çıktı. Kerim Han, İran’ın büyük bölümünde hâkimiyet kurarak Zend hanedanının (1751-1794) temelini attı. “Şah” unvanı vermek yerine “Vekîlü’r-Re‘âyâ” ünvanını kullanan Kerim Han, yönetimini halkçı bir yönetim benimsedi. Zendlerin hâkimiyeti 1794 yılında Ağa Muhammed Han Kaçar’ın İran’da üstünlük sağlamasıyla sona erdi.
Kaçarlardan Pehlevîlere
Kaçar Türkmen boyuna mensup Şiî-Caferî Kaçar hanedanı (1794-1925), İran’da hüküm süren son Türk asıllı hanedan oldu.
21 Şubat 1921’de Seyyid Ziyâeddin Tabatabaî ile Rıza Han’ın öncülüğünde gerçekleştirilen darbe ile Pehlevîler iktidar hâkimi oldu. 1923 yılında Kaçar Ahmed Şah aynı yıl Avrupa’ya kaçtı. 31 Ekim 1925’te Meclis, Kaçar hanedanının yönetimine son verilmesini kararlaştırdı ve İran tahtını Rıza Han’a verdi.
Pehlevî hanedanının ikinci ve son hükümdarı Muhammed Rıza Pehlevî, 1979 İran İslâm Devrimi sonucu devrilip ülkeyi terk etti. İran’da böylece binlerce yıllık monarşik yönetim geleneğinin son dönemi de kapandı.