İzmir’in Kurtuluşu’ndan hemen sonra 16 Ekim 1922 tarihinde Tercüman-ı Hakikat gazetesinin öncülüğünde bir müsamere düzenlenir. Bu gösterinin amacı “Başkumandan Yıldırım Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretleriyle kıymettar kumandanlarımıza İstanbul halkı namına takdim olunacak kılınçlar için” gelir ve bağış sağlamaktır. Kadıköy’de gerçekleşecek bu toplantının yapılıp yapılmadığını henüz bilmiyoruz ama gösterinin bir bölümü şöyledir:
“Kılıç müsameresi için Muhlis Sabahattin Bey tarafından bestelenip bizzat piyano ile çalacakları ve Ömer Aydın Bey’in teganni edeceği:
İZMİR TÜRKÜSÜ
İzmir, İzmir üzümünü özledim
Bağlarını tüller ile süsledim
Ben yurdumu çok yürekten özledim
Güzel İzmir nişanlımsın sen benim
İzmir’in kalesinde bir peri var
Ona kim sevdalanırsa yeri var
Türklerin ne cenkten yılmaz eri var
Nazlı İzmir sevdalımsın sen benim
İzmir’in kızarmış şimdi güneşi
Cihanda yoktur yurdumun bir eşi
Yüreğimi sardı onun ateşi
Güzel İzmir nişanlımsın sen benim
Güfte ve beste: Muhlis Sabahattin [Ezgi]”
Gösteri büyük ihtimalle gerçekleşmiş olmalı ki Anıtkabir Müzesi’nde (Env. No.: 1005 / 746) sergilenen bir altınlı ve elmaslı bir kılıçta “İstanbul Halkının Tercüman-ı Hakikat vasıtasıyla Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine hediyesi 12 Nisan 1925” yazılıdır.
İzmir’in Kurtuluş’u kutlu olsun!
Risâledeki diğer bölüm ise şudur:
İstanbul basınında Millî Ordu ve Mustafa Kemal Paşa hakkında destek artmıştır. Ama yine de baskı devam etmektedir.
Afyonkarahisarlı [Çizmecioğlu] Vehbi ve İsmail Hakkı Bey’ler destansı bir methiye yazarlar Kuva-yı Milliyecilere.
TÜRK’ÜN NİNNİSİ
Güzel İzmir duman vardır başında
Arzum kaldı toprağında taşında
Gündüz gece hayalimde düşümde
Gitme derler gideceğim yurduma
Yemin ettim silahıma orduma
Karataşa benzer senin yatışın
Vatansız kuşlara benzer ötüşün
Yuvamıza yılan girdi yetişin
Ben korkmam ölümden ergeç yolumdur
Sensiz düğün bayram bana zulümdür.
Arslanın yurduna tavşan giremez
Girse bile güllerini deremez
Kahbe düşman muradına eremez
Eğil dağlar geçeceğim İzmir’e
Titre zalim Yunan benden titre
Yüce dağlar kesemezler yolumu
Ateş sarsa sağım ile solumu
Kıramazlar kanadımım kolumu
Uçacağım ineceğim yurduma
Yemin ettim silahıma orduma
Selam almaz Menderes’in taşkını
Suya verir Yunan gibi şaşkını
Kaçamazsın saldırınca eşkini
Kahbe düşman neye geldin Aydın’a
Şimdi düştün canın başın kaydına
Sarı çiçek açar Aydın ilinde
Efelerin yatapan var belinde
Gece gündüz intikamdır dilinde
Kesme düşman evladımı bacımı
Bir gün gelir alırım ben öcümü
Akdenizin incisidir vatanım
Onun için akıtırım al kanım
Türk oğluyum söylenir adım sanım
Kan yerine dökeceğim kanını
Can yerine alacağım canını.
Dağı zeytin ovaları yemiştir
Taşı altın toprakları gümüştür
Ana bacım ocakları sönmüştür
Söndüren elleri kırmağa geldim
Düşmanı bağrından vurmağa geldim
Kemal Paşa ordumuzun başında
Rahat bilmez koşar Yunan peşinde
Göremezsin şu İzmir’i düşünde
Onun deniz erdik arslan suvarisi
Edirnede öter Türkün borusu
Sevgili kumandan Hak’ka emanet
Yetimler babası sahip-adalet
Kurtardı vatanı işte nihayet
Bin yaşasın şanlı koca kahraman
Du’acıdır ona bütün Müslüman
4 sayfalık, 16 kıtalık bu broşürün ön sayfasına da Atatürk’ün subay kıyafetiyle, kalpaklı resmi konur.
Broşür basılır. Elden ele, gizliden gizliye dağıtılan bu el ilanı, broşürü basan bir Osmanlı tebaalı Ermeni hâkkâk Kirkor Ütücüyan Efendi olur. Cumhuriyet döneminde de Ütücüyan Matbaası adı altında hizmet etmeye devam eden bu ailenin matbaacılık tarihimizde önemli bir yeri vardır.