Esaretli Kurtuluş

Tâlihliyiz ki emperyal güçlerin tahakkümünü yıkan Atatürk gibi bir lidere sahip olmuşuz. Tâlihsiziz ki bağrımıza yapışan pençelerini kırdığımız emperyalist imparatorlukların önüne kendi rızalarıyla kapanan liderlerce yıllar boyu yönetilmekteyiz…

Kim bilir? Belki de hayatımızı bir şans oyunu olarak görmemizin sebebi, bu tâlihlilik-tâlihsizlik tahterevallisinde bir o yana bir bu yana sallanıp durmamızdır.

Kurtuluş Savaşı, maddî yolluk eline, manevî varlık eldiveni geçirilerek kazanılan ulusal bir gelecekti. Binbir zorlukla kazandığımız geleceği, bozuk para misali harcamamız, üstüne üstlük bir de geçmişe borçlu kalmamızsa kurtuluş mücadelemizin bitmediğinin göstergesidir.

Evet, belki düşman topraklarımıza doğrudan tecavüz etmek suretiyle bir saldırıda bulunmamaktadır. Ancak diliyle, kültürüyle, tehdidiyle, şantajıyla saldırmaya tüm tazyikiyle devam etmektedir.

Evimizden dışarıya adım attığımızda bakışınızla çarpışan mağaza tabelalarını gözünüzün önünden şöyle bir geçiriniz. Kaçı anadilimizledir? Mahalle arasındaki küçük bir kuaförün tabelası bile yabancı dilini bize çıkartmış, sırıtmaktadır!

Selamlaşmalar “hello”yla açılmakta, özürler “pardon”la dilenmekte, ayrılıklar “tschüss”le gelmektedir…

Yolda, seyrettiği dizinin ya da filmin etkisiyle yürüyenler, hayranı olduğu şarkıcının sahne kıyafetlerine özentiyle giyinenler az mıdır?

Ya yedikleri herzeler meydana çıkmasın diye konuşmamaları yerde konuşan, konuşmaları lazım geldiğinde susan bir meseleyle karşılaştıklarındaysa patronlarının eteklerine saklanan politikacılar? Onlar tarafından yönetilmekten, kandırılmaktan usanmadık mı?

Bir de egemen güçlerin salladığı parmakla hipnoz olan yöneticiler var tabii… Her geçen gün ışığımızı biraz daha kısarak bizi karanlığa alıştırmakla görevliler!

Yenemediğimiz düşmanlar, yendiklerimizden çoktur. Dolayisiyle Kurtuluş Savaşı’mız sürmektedir. Hâlihazırda bağımsızlık, aydınlık, gelişmiş ve medenî bir toplum benzeri kavramlar indimizde birer masal kahramanıdır. Onları yaşamımızın gerçek birer öznesi hâline getirene kadar da Kurtuluş Savaşı’mız sürecektir.

Erdem Beliğ Zaman

Erdem Beliğ Zaman

Tek mesleği yazarlıktır. Senaryocu, mizahçı ve ödüllü piyes yazarıdır. Keşke Beni de Taşlasa (2024) adlı bir hiciv kitabı vardır.

Başyazılar kategorisinden son haberler

Yeniden Muammer Kaddafi

Dünyayı yeni yeni keşfetmeye başladığım günlerdi… Shakespeare’in, Dostoyevski’nin, Gogol’ün, Turgenyev’in, Balzac’ın, Mark Twain’in açtığı pencerelerden seyrettiğim yerküreyi tanımak arzusuyla tutuşuyordum. İlk defa kendi gözlüklerimle,

Kaybedenin Kazandığı Dünya!

“İşim görülsün de gerisi umrumda değil!”ciler yüzünden dünyada görecek iyi işler tükendi… “Aman, ağzımızın tadı bozulmasın! Susalım!…” diyenler nice ağzın kapanmasına yol açtılar… “Bana

Savaşın Soğuğu, Sıcağı, Alçağı…

Birçok yerde, “Soğuk Savaş’ın bittiğini; dolayisiyle o devirde kullanılan terminolojinin artık geçerli olmadığını…” iddia edenleri duyuyorum. Doğru, Soğuk Savaş bitti. İlgili terminoloji, yani “sol-sağ”sa

Daha İyi Bir Dünya İçin Geliyor İşte Çin!

Komünizm nasıl anlatıldı bize? O; yokluktu, baskıydı, sansürdü, özgürsüzlüktü, fukaralıktı, karanlıktı, kuyruktu, buyruktu… İnsana gelecek, umut, aydınlık verense liberal demokrasiydi. O liberal demokrasi ki

Cemal Abdünnâsır’ın Mirası

Ortadoğu yarım asırdan uzun bir süredir Cemal Abdünnâsır’sız… Lâkin o süre boyunca Amerikalı, Fransalı, İngiltereli.. ezcümle her türlü emperyalistli… İşte, “Nâsır’sız ve emperyalistli” Ortadoğu’nun
GitEn Üst