Tarihe Böyle Yazılmak İstiyorum

M.Ö. 3000’li yıllardan beri tarihyazımı yapılan bir gezegendeyiz. O günden bu güne üzerinde yaşadığımız yer; onlarca imparatorluğa, yüzlerce küregen imparatora, milyonlarca vahşî savaşa, bir o kadar da sinci ve haince saldırıya evsahipliği yaptı. Tarih, onları da yazdı, yazmadı değil; yalnız, barış için çabalayanları, hayatını küresel huzura adayanları yazdığı mürekkeple yazmadı; kanlı bir çiviyle acıta acıta zihinlere kazıdı! Her adları anılışında milyonlarca yüreğin sızlaması, milyarlarca tüyün diken diken olması bundandır!

İskender, Cengiz Han, Napolyon gibi “cihan fâtihi” olmak arzusuyla mavi renkli dünyamızı kan kırmızısına boyayanları gördük…

Hitler, Mussolini, Franco gibi ırkının üstünlüğünü savunarak karşısındakileri kabakuvvetle sindirenleri de…

Reagan, Thatcher, Marcos gibi kendine haklı nedenler uydurup cellâda dönüşenleri de…

Ama dünya döndükçe o isimler, dalda asılı çürük meyvalar misali, tarihin ebedî boşluğuna döküldüler. Ancak birkaç hasta zihnin kahramanı kalıp, unutuldular…

Mevsimler döndükçe onlarsız bir dünyanın varlığının mutluluğu insanlara ümit verdi.

Sonra yenileri geldi; onlar da üzdü, ezdi, düzdü ve gitti. Peşinden yenileri doldurdu boşalan yerlerini… Velhâsıl dünya tiransız hiç kalamadı!

Oysa daima tirandan çok, tiranla mücadele eden taç niyetine hatırlanmıştır.

“Roma güneşi”, Kartaca’nın destansı direnişinin gölgesini silememiştir!

Avrupalı barbar istilacılardan topraklarını soykırıma uğramak pahasına savunan Kızılderililer’in aldanmayın isimlerine; alınları sütten bile aktır!

Ya Fransa İmparatorluğu’nu yenen Haiti; İngiltere’yi kovan Hindistan, Japonya’yı süpüren Kore?… Hepsi de yazılı tarihe haysiyetleriyle kaydedilmiştir…

***

Ve son aylarda benzer bir direnci İran’da görmekteyiz. Kendisini dünyanın jandarması ilan eden haydut ABD’ye karşı canhıraş mücadelesinin, bütün insanlığın onuru için yapıldığını anlamamak art niyetliliktir!

Vatanlarını, sömürgeci canilere kaptırmamak adına, içsel siyasî kavgalarını ve anlaşmazlıklarını bir tarafa kaldırıp sımsıkı kenetlenen halka şapka çıkarılmaz da ne edilir!

Elbette ilkel idarî formu zaman içerisinde toplumunda tartışılır hale gelecektir. Lakin bunu değiştirmek, hele ki ABD’nin üstüne vazife hiç değildir!

Bizim üstümüze vazife olana geleceksek… İşte o vazife; bütün insanların hakkı, onuru ve haysiyeti olduğunu idrak edip onları korumak, koruyanları da desteklemektir. En azından şahsî arzum böyledir. Zira tarihe, barış esanslı mürekkeple yazılmak varken kanlı bir çiviyle kazınmak istemiyorum.

Erdem Beliğ Zaman

Erdem Beliğ Zaman

Tek mesleği yazarlıktır. Senaryocu, mizahçı ve ödüllü piyes yazarıdır. Keşke Beni de Taşlasa (2024) adlı bir hiciv kitabı vardır.

Başyazılar kategorisinden son haberler

İster – İstemez

ⅠⅠ. Dünya Savaşı biter. Savaşın kazananlarından ABD ve İngiltere, diğer galip SSCB’yi yeni tehdit olarak görürler ve çiçeği burnunda düşmanlarını kuşatacak NATO’yu kurmak isterler.

Fikret’in Hayâlindeki Ülke

Tarihimiz boyunca yetişen on aydınımız varsa Tevfik Fikret, o on aydınımızdan biridir ve şüphesiz ilk beşi arasındadır. Ezilmiş, sömürülmüş, sinmiş, bıkmış, tükenmiş halka zindelik

Olanlar, Olacaklar, Olmayacaklar…

Nedense bizim “olmak” eylemiyle kafamız pek hoş değildir. Temkinliler “olmak”tan öcü görmüşçesine kaçar, savsaklayıcılar “olmak”ı suç ortağı yapar, iyi Türkçesi savunanlar onun sık sık

Eski Dürtü, Yeni Parti

Modern Türk basınının atası Şinasi’nin bir mısraıdır: “Senedi bâtıl olur, bâtıl olan dâvânın.” Bugün torunlarının elindeki Türk basınının yegâne davası putperestliktir. Evet; alayı parayı
GitEn Üst

Don't Miss