Ho Şi Min

“Filozof, askeri stratejist, devrimci ve halkının bağımsızlık arzusunun sembolü …”

1960’lı yıllarda çekilmiş bir belgesel henüz daha ilk saniyelerinde Vietnam’ın en muhterem zatı Ho Şi Min’i bu tanım ve unvanlarla takdim eder. Gerçekten de Ho Şi Min, uzun soluklu fakat dinmeyen mücadelesi boyunca, nasıl kullandığı sanı kendi adına dönüştürdüyse, Fransız esareti altındaki anavatanı Annam’ın da hem adının hem yazgısının değişmesine ve kozasını kıran bir kelebek misali yeni hüviyetine kavuşmasına öncülük etmiştir.

Memuriyetinin başlangıcına müteakip Nguyen Sinh Cung’un babasına tahsis edilen ev

Nguyen Sinh Cung, nam-ı diğer Ho Şi Min‘in hayatı üç pareye taksim Annam‘da, ülkenin kuzeyini oluşturan Tonkin bölgesine yakın Kim Lien (diğer adıya Sen) köyünde başlar. Babası Çin modelini esas alan imparatorluk sınavlarını bölge düzeyinde verdikten sonra memur olmuştur. Öte yandan Nguyen Sinh Cung‘un tedrisatı Fransızların tesis ettiği okullarda başlamıştır. Başarılı bir şekilde ilerleyen öğrencilik yılları, protestolarda yer almasıyla sekteye uğramasına karşın dönemin Viet aydınlarının çağdaş eğitim seferberliği sayesinde bir müddet daha ilerleme şansına erişmiştir.

Nguyen Tat Thanh’ın (Ho Şi Min) Duc Thanh okulunda kullandığı okuma odası

Phan Thiet ve Sai Gon‘da devam eden yıllarında Nguyen Tat Thanh adını benimser. Bu dönemde diğer vatansever simalar ile tanışıp istişare eder. Buradan Fransa‘ya geçmek ve bir yandan Batı dünyasını gözlemlemek için Amiral-Latouche Tréville gemisinde aşçı yamağı olarak yola koyulur (Fransız donanmasına ait aynı ismi taşıyan kruvazörle karıştırılmamalıdır). Paris‘te yaşadığı dönem Amerikalı bir muhabire verdiği Fransızca mülakatta “Neden Fransa’ya geldiniz?” sorusunu “Hakkımız olan özgürlüğü talep etmek için” diye yanıtlar. Peşinden planlarını soran muhabire “Gücümüz doğrultusunda her daim ileri gitmek” şeklinde cevap verir.

1911’de ilk olarak dönemin İngiliz kolonisi Singapur‘a uğrayarak başlayan gemi yolculuğunda önce Rio de Janeiro‘daki sömürü düzenine ve sonra Fransa‘da sınıflar arasındaki eşitsizliğe tanıklık eden (yeni adıyla) Vang Ba‘nın yolu bir noktada Fransız sosyalistlerle kesişir. Takip eden yıllarda yine gemi seferleriyle New York ve Londra‘ya uğrar. ABD‘de Afro-Amerikalıların uğradığı içtimaî ayrımcılığa karşın eşit oy haklarının bulunmasına bir yandan içerleyecek ama diğer yandan ülkenin kuruluş prensipleri belleğinde iz taşıyacaktır. Öyle ki 2 Eylül 1945’te Vietnam’ın Bağımsızlık Bildirgesi‘ni kürsüden okurken sözlerine 1776’daki muadilinden atıfla başlar. Bu bağlamda ülkesinin bağımsızlık talebini 1919 yılı Versay‘a müzakereye gelen Woodrow Wilson‘a dilekçesini iletmeye teşebbüs etmesi şaşırtıcı değildir. Öne ne sürdüğü 14 ilkesinden biri “ulusların kaderini tayin hakkı” olan ABD Başkanı ne onu ve ne de talebini dikkate almıştır.

Fotoğrafçılık, film eleştirmenliği, aşçılık, porselen dekoratörlüğü gibi türlü mesleklerle geçimini sağlarken biriktirdiği parayla dilekçesinin 6000 nüshasını bastırıp dağıtımını üstlenmesiyle Fransız istihbaratının dikkatini üzerine çeker. Fakat Nguyen Ai Quoc kimliğinin (ve önceki adlarının) ardında kimin olduğunu keşfeden dek parçaları birleştirmekte zorlanan güvenlik birimlerine bini aşkın evrak ve iki yıllık bir soruşturmaya mal olmuştur. Aslında o sıralar Fransa Sosyalist Partisi‘nin toplantılarına yer almaktaydı. O günlerden şöyle bahseder:

“O vakit, Ekim Devrimi’ni sadece bana malum olduğundan destekledim, tarihi ehemmiyetini henüz tamamen kavramaksızın. Lenin’i sever ve ona imrenirdim çünkü o yurttaşlarını özgürleştiren büyük bir vatanseverdi; o zamana kadar hiçbir kitabını okumamıştım. […]

Sosyalist Parti’nin kollarında hangi Enternasyonel’e katılmak gerektiği üzerine hararetli tartışmalar yer almaktaydı. En çok bilmek istediğim -ki bu toplantılarda doğrudan tartışılmadı- hangi Enternasyonel sömürge halklarından taraftı?

Bu soruyu bir toplantıda yönelttim. Bazı yoldaşlar yanıtladı: ‘Üçüncüsü, İkinci Enternasyonel değil.’ Bir yoldaş bana Lenin’in L’Humanité tarafından basılmış ‘Uluslar ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezler’ kitabını okumam için verdi.

Bu tezde anlaşılması zor siyasî terimler vardı. Fakat ilmek ilmek, tekrar tekrar okudukça nihayet ana hatlarını kavrayabildim. Ne büyük duygu, arzu, ufuk ve güven aşılamıştı bana! Coşkudan gözyaşlarım döküldü. Tek başıma odamda oturarak, sanki büyük kalabalıklara hitap edercesine bağırıyordum: ‘Değerli yurttaşlar! Bu bizim muhtaç olduğumuz şey, bu özgürlüğümüze giden yol!’

Ardından, inancım tamamen Lenin’e, Üçüncü Enternasyonel’e yöneldi. […]

Tüm düşüncelerimi ifade edecek Fransızca kelimelerden yoksun olsam da en ufak bir zaaf göstermeden Lenin’e ve III. Enternasyonel’e yöneltilen sataşmaları paramparça ettim. […]

Adım adım, mücadele boyunca pratiğin yanı sıra Marksizm-Leninizmi etüt ederek fark ettim ki yalnızca sosyalizm ve komünizm ezilen ulusları ve dünyanın dört bir yanındaki emekçileri kölelikten kurtarabilir.

Ülkemizde, Çin’de olduğu gibi, mucizevi ‘Bilgenin Kitabı’ üzerine bir efsane vardır. Büyük zorluklarla karşılaşıldığında, biri kitabı açar ve bir çıkar yol bulur. Leninizm yalnızca mucizevî ‘Bilgenin Kitabı’ değildir, biz Viet devrimciler ve halk için bir pusuladır: o aynı zamanda nihai zafere giden yolumuzu aydınlatan güneştir.” (Ho Şi Min, 1960)

Ho Şi Min’in 1925 yılında Nguyen Ai Quoc adıyla bastırdığı telif eserinin ilk baskısı

Lenin‘le tanıştığı 1922 yılındaki Sovyetler ziyaretinin ardından gerek pratik sebeple gerekse gizlilik maksadıyla Tayland (o zamanki adıyla Siam) ve Çin‘e farklı isimlerle geçmiştir. Ne var ki isim değişiklikleri bile tutuklanmasının önüne geçememiş, hatta iki kez farklı hapis dönemlerinde öldü sanılmış ve bir defa gıyaben idam cezasına çarptırılmıştır.

İkinci ölüm haberinden evvel Dien Bien Phu zaferinin müstakbel komutanı Vo Nguyen Giap‘la Kunming‘de tanışırlar. Hong Kong‘ta geçirdiği hapis döneminden sonra Kunming‘e yeniden dönen Ho Şi Min (artık bu adı almıştır) bu kez dizanteri ve sıtmadan muzdarip hâlde, ölümün eşiğindedir. O kadar ki tedavisini üstlenen Amerikalılar büsbütün zayıflamış bedenini “kemik torbasına”, hatta “bir kadavraya” benzetirler. Tedavilerin çabuk sonuç vermesine rağmen Paul Hoagland‘in gözünde halen çok ince yapılı “Ho hiç de tipik bir askerî lideri görüntüsü vermez, yine de emrindeki birlikler ona kendi büyükbabaları gibi saygıyla davranır”.

Ho Şi Min ve emrindeki Viet Minh‘in ABD ile ortaklığı İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde devam etmek şöyle dursun, Kolonyal Fransız Ordusu’nun teçhizatlandırılmasıyla tam aksi yönde seyreder. “Özgürlük ve bağımsızlıktan değerli hiçbir şeyin olmadığı” düşüncesindeki Ho Şi Min için bu alınacak neticeyi değiştirmez. Jean Sainteny‘e muhakkak kazanacaklarını taahhüt eder. Nitekim kumandan Giap‘ın evvela Çin Halk Cumhuriyeti ile dirsek teması sağlayıp sonra Laos‘a sahte taarruz hamlesiyle Fransızları Dien Bien Phu‘ya önce çekip sonra çevrelemesi 1954’te kesin Viet Minh zaferiyle sonuçlanır.

ABD ile aralarındaki ihtilaf, Vietnam’ın güneyinin bir sömürgeden farksız idare edilmesi nedeniyle İkinci Hindiçin Savaşı boyunca sürmüştür. Kuzey Vietnam tüm anavatanı 30 Nisan 1975’te özgür kılsa da Ho Şi Min’in ömrü ne yazık ki tanıklığına el vermemiştir:

“Şan ve şöhretle hiçbir işim yoktur. Benim tek arzum, mutlak arzum ülkemi tamamen bağımsız, halkını tamamen hür ve tüm yurttaşlarının yeterince erzak ve giysiye sahip olduğunu ve eğitime erişebildiğini görmektir. Kendim içinse, yeşil dağların eteğindeki temiz sulara nazır küçük bir evde balık tutup sebze yetiştirirken geceleri ay ışığında çıra toplayıp ateş yakmak ve bir yandan ihtiyarlarla arkadaşlık kurmak isterim.”

Ho Şi Min, bir ulusun şanını kadim mitlerin esamesi olmanın ötesine taşıyarak, düvel-i muazzama karşısında şerefini müdafaa etmesine imkan veren ve belki köksüzleşmeye yüz tutacakken millî şuuru en yüce kılan bir kahramandır. Bugün Vietler dünyanın en dirayetli ve en muteber ülkelerin arasında gösteriliyorsa bu, Ho Şi Min‘in mirası sayesindedir.

Portreye Yönelim kategorisinden son haberler

Ali Şeriatî

Ölümünden onca yıl geçmesine rağmen hâlâ hem büyük bir saygıyla hem de eleştirilerle anılan bir figürdür Ali Şerîatî. Tam anlamıyla değerlendirilip anlaşılabildiğini söylemek zor.

Tevfik Fikret

Türk tarihine adını altın harflerle yazdıran Tevfik Fikret, 1867 yılının son günlerinde İstanbul’un Aksaray semtinde Mehmed Tevfik ismiyle doğdu. Babası, aslen Çankırılı olan baskı

Kim İl-Sung

Kim İl-Sung, gerçek adıyla Kim Song-Ju, 1912 yılında Kore milliyetçisi Protestan (Presbiteryen) bir ailenin çocuğu olarak günümüzde Pyongyang ile bütünleşmiş Mangyongdae kasabasında dünyaya geldi.

Friedrich Engels

General’in ölümünün 131. yıldönümünde… Karl Marks ile bilimsel sosyalizmin düşünsel ve siyasal temellerini oluşturan Friedrich Engels, 28 Kasım 1820’de Prusya Krallığı’nın Ren Eyaleti’nde yer

Daniel Ortega

Nikaragua, 148.000 km²’lik yüzölçümüyle Orta Amerika ve Antiller bölgesinin Meksika’dan sonraki en geniş ülkesidir. Yaklaşık üç Konya büyüklüğündeki ülke, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)
GitEn Üst

Don't Miss