
Kim İl-Sung, gerçek adıyla Kim Song-Ju, 1912 yılında Kore milliyetçisi Protestan (Presbiteryen) bir ailenin çocuğu olarak günümüzde Pyongyang ile bütünleşmiş Mangyongdae kasabasında dünyaya geldi. Baba tarafı Kim Jeonju klanına mensup olan ailesinin soyu Kore yarımadasının güneyindeki Silla Hanedanı’na dayanır. Fakat bu soylu geçmişin son kuşaklara herhangi bir maddî getirisi yansımamıştır.
Japonya’nın ilhakı sonrası adı “Heijo (veya Keijo)” olarak değiştirilen Pyongyang, şehir planlaması doğrultusunda Mangyongdae ve annesinin büyüdüğü yer olan Chilgol taraflarına doğru genişletilirken bu muhitlere yakın yerlere Japonlar bir mühimmat fabrikası ile 77. Piyade Alayı için garnizon alanı tahsis etmişlerdir. Dolayısıyla Kim İl-Sung, o zamanki adıyla Kim Jong-Su işgalin etkisini daha yakından hissetmiştir.
“[Babamın] yüzü, boynu, elleri, ayakları ve vücudunun her bir yanı yaralar ve yaralarından kalma izlerle kaplıydı […] onun cüretkar ve müşerref dirayeti bende — düşmana duyduğum garezle karışık— müthiş bir hayranlık uyandırmıştı […] O yaralar Japon emperyalizmine dair birçok devlet adamı ve tarihçinin nice teşhis ve tahlilinden çok daha bir vesika sunmaktaydı […] Japonlara karşı verdiğimiz devrimci mücadele sürecinde o yaralar aklımda kaldı. Ziyaretin yaşattığı o şok etkisi bugün bile çok derin.” (1992)
Babası Kim Hyong-Jik, tutukluluğunun ardından sınır ötesinde Kore Ulusal Derneği’ni örgütlemek adına 1917 yılında Çin’e (Mançurya) geçmiş. Bir yıl aradan sonra döndüğünde oğluna Lenin’den ve Ekim Devrimi’nden söz ederken “Yeni bir dünyanın inşa edildiği Rusya’da” işçilerin, köylülerin ve diğer ve mülkiyetsizlerin artık egemen olmalarına duyduğu hayranlığı aktarmıştır.
Joseon’un son kralı Gojong’un 1919’daki şüpheli ölümünü takip eden anma ve protestoların ardından Japonlar tarafından örgüt bağlantılarının bilinmesi nedeniyle Kim Hyong-Jik, ailesiyle beraber Mançurya’ya iltica etmek durumunda kalmıştır. Kim İl-Sung’un eğitim hayatı Çin’de devam etmiştir.
“Kim İl-Sung en iyi askeri yetkili […] ve Koreli yoldaşların içinde en iyisi. Mançurya’nın güneyinde, Amnok (Yalu) nehrinin doğusunda ve Kore’nin kuzeyinde çok önemli faaliyetleri yürütebiliyor.” (Zhou Bao-Zhong, 1 Temmuz 1941)
Babası gibi kendisi de örgütlenmeden yana inisiyatif alarak 1926 yılından itibaren hem kurucu hem de üye sıfatıyla çeşitli direniş gruplarında yer almıştır. İlk kez adından Pochonbo Baskını ile söz ettiren Kore Halk Cumhuriyeti Ordusu Komutanı Kim İl-Sung, bu süreçte Choe Hyon, So Chol, Pak Sung-Chul, Kim Chaek, O Jin-u ve eşi Kim Jong-Suk gibi isimlerle yolu kesişmiş ve Japonya karşıtı mücadelenin belkemiğini oluşturmuşlardır. Sonraları bu isimler bağımsız Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin politbürosunu oluşturan Partizan (Savaşçı) kliğini teşkil edeceklerdir.
“Eski evimi ziyaret ederken tanık olduğum enstantanelerin özellikle biri hala anılarımdaki tazeliğini koruyor. İki-üç yaşlarında bir çocuk grubumuza el salladı. Mizansenin çok uzağındaki bu an kalbimde tesir yarattı. O an yepyeni Kore’nin tecessümünü görüyorumuş izlenimi veren bu çocuk, huzurlu bir dünyanın göbeğindeki nezih köyünde elini sakınmadan [bizlere] sallamaktaydı.” — Kim İl-Sung’un Hatıratı, VIII. Cilt.

Ne var ki Kim İl-Sung’un dönüşünde tanıklık ettiği o huzurlu dünyanın yerini az bir zaman sonra savaş kaplayacaktı. Kore Yarımadası 38. Paralel ekseninden ikiye bölünmüş ve güney tarafında ayrı bir seçim tertiplenerek Syngman Rhee’nin idaresine bırakılmıştır.
Syngman Rhee çok geçmeden ülkede komünizm sempatizanı olan ve sempati beslediğinden şüphelenen birçok insana karşı sistematik katliamlara yönelmiştir. 1946’da başlayan mezalimlerin boyutu Jeju adasında on binlerce sivilin öldürülmesiyle korkunç bir şekilde artmış ve en son (bazı tahminlere göre) 200 bin insanın katledildiği Bodo infazlarının hemen akabinde Kim İl-Sung taarruz kararı almıştır.
Savaşın ilk safhalarında güneyli birliklerin direnç göstermeyişi sonucu Seul ve birçok başlıca kent alınmış; hatta haftalar içerisinde Pusan’da savaş bitme noktasına gelmiştir. Fakat tam bu sırada Pusan’da konuşlanan ve ardından Incheon’a çıkarma yapan ABD birlikleri önce püskürtüp sonra çevrelemiş ve yine kısa bir süre zarfında bu kez Çin sınırına dek müttefikleri ilerleme kaydetmiştir.
Bir müddet sonra güney sınırında ABD uzantısı görmeyi hiç arzu etmeyen Çin Halk Cumhuriyeti, Peng Dehuai’nin komutasında asker sevk etmiş ve ilerleyen yıllarda Seul ve Pyongyang şehirleri birkaç kez el değiştirdikten sonra istikrarlı bir vaziyet meydana gelmiş. Taraflar nihayet 27 Temmuz 1953 tarihinde Panmunjeom’da ateşkes imzalamışlardır. Kalıcı bir barış elde edilmemesine karşın söz konusu tarih önemini korumaktadır.

Savaş sonrası Demokratik Kore’nin idaresine kalacağına ihtimal verilmediğinden hasar görmeyen eski Kaesong şehri gibi istisnaların haricinde ülkenin altyapısı dahil %90’ı yerle bir edilmişti. Bunun üzerine Kim İl-Sung, yurt çapında 3 yıllık sınaî onarım sürecinin ardından ilk 5 yıllık kalkınma planını Kore mitolojisinde önemli yer teşkil eden efsanevî Chollima atından ilhamla başlatır. 1954’te malî yükün üçte birini dayanışma içerisindeki ülkeler sırtlarken 1960 yılında Demokratik Kore hiçbir dış yardıma muhtaç kalmayacak duruma gelmiştir.
Büyük başarıyla tamamlanan Chollima Hareketi’nin ardından Kim İl-Sung ıslahat ve gelişimlere ara vermeyip altmışlı yıllar itibariyle Üç Devrim Hareketi’ni başlatmıştır. Kültür, ideoloji ve teknoloji temelli bu hareket sadece fennî alanda değil, iptidaî alanda da devrimi kalıcılaştırmayı hedeflemiştir. 1973’te programın adı Üç Devrim ve Kızıl Bayrak Hareketi olacak şekilde güncellenmiştir. Bu süreçte tüm genç ve yetişkin Kore vatandaşlarının bir teşkilata üye olması sağlanmıştır. Bir yıl sonra yine vatandaşların tamamının vergi yükümlülükleri ortadan kaldırılmıştır. Juche İdeolojisi’nin temellendirilmesi ve muhtelif teknolojik ilerlemelerin kaydedilmesi de eş zamanlı olarak sürdürülmüştür.
1970’li yıllardan itibaren propaganda faaliyetlerinde önemli görevler edinmiş Kim Jong-İl’in yetkisi doksanlı yılların başındakiyle eşdeğer sayılabilecek bir mertebeye eriştikten birkaç yıl sonra Kim İl-Sung, 8 Temmuz 1994 yılında ani bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. Ardında yasa boğulan halkına eşsiz bir miras bırakırken bugün dünyanın dört bir yanında sosyalizme halen gönülden sadık insanların zihninde muntazam bir model olarak yer etmektedir.
