Friedrich Engels

General’in ölümünün 131. yıldönümünde…

Karl Marks ile bilimsel sosyalizmin düşünsel ve siyasal temellerini oluşturan Friedrich Engels, 28 Kasım 1820’de Prusya Krallığı’nın Ren Eyaleti’nde yer alan Barmen’de (bugünkü Wuppertal) dünyaya geldi. Babası, Barmen’de faaliyet gösteren bir dokuma fabrikasının sahibi ve İngiltere’nin Manchester kentindeki bir pamuk işletmesinin ortaklarından biriydi. Muhafazakâr bir aile çevresinde yetişmesine rağmen Engels, genç yaşlarından itibaren dönemin baskıcı siyasal ve toplumsal düzenine eleştirel bir yaklaşım geliştirdi.

Ailevi nedenlerle lise öğrenimini tamamlamasına bir yıl kala okuldan ayrılmak zorunda kalan Engels, 1841’de gönüllü askerlik hizmetini yerine getirmek amacıyla Berlin’e gitti. Topçu birliğinde görev yaparken aynı zamanda Berlin Üniversitesi’nde verilen felsefe derslerini takip etti. Bu dönemde Genç Hegelciler çevresiyle ilişki kurarak dönemin felsefî tartışmalarına katıldı. Ayrıca muhalif çizgisiyle öne çıkan Rheinische Zeitung gazetesinde Prusya yönetimini eleştiren yazılar yayımladı.

Babası, Engels’in giderek radikalleşen düşüncelerinden uzaklaşmasını sağlamak amacıyla onu 1842’de İngiltere’nin Manchester kentindeki Ermen & Engels fabrikasında yönetici olarak görevlendirdi. Manchester yolculuğu sırasında Köln’de Rheinische Zeitung bürosunu ziyaret eden Engels, burada Karl Marks ile ilk kez karşılaştı.

XIX. yüzyılın ortalarında Manchester, Sanayi Devrimi’nin en önemli merkezlerinden biri ve kapitalist üretim ilişkilerinin en yoğun biçimde yaşandığı kentlerden biriydi. Engels, burada yalnızca fabrikadaki yöneticilik görevini yerine getirmekle yetinmedi. Yaşamının sonraki döneminde de önemli bir yere sahip olacak Mary Burns’ün rehberliğinde işçi mahallelerini gezdi; emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını doğrudan gözlemleme fırsatı buldu.

Bu araştırmaların ürünü olan İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, sanayi kapitalizminin emekçiler üzerindeki etkilerini kapsamlı biçimde ortaya koyan ilk sistematik çalışmalardan biri oldu. Engels’in eserinde proletaryanın yalnızca sömürülen bir toplumsal kesim olmadığını; aynı zamanda kendi kurtuluş mücadelesini yürütebilecek tarihsel bir güç olduğunu ileri sürmesi, çalışmasını önceki incelemelerden ayıran en önemli özelliklerden biri olarak öne çıktı.

1845’te Paris’te Marks’ın editörlüğünü yürüttüğü Franco-German Annals dergisine katkı sunmaya başlayan Engels, bu süreçte Marks ile daha yakın bir çalışma ilişkisi geliştirdi. İki düşünür, kapitalist toplumun yapısına ilişkin çözümlemelerinde büyük ölçüde ortaklaştıklarını kısa sürede fark etti. Bu düşünsel uyum yalnızca teorik bir yakınlaşma değil, yaşam boyu sürecek üretken bir ortaklığın da başlangıcını oluşturdu.

Marks’ın 1845 yılında Fransa’dan sınır dışı edilmesinin ardından iki düşünür Belçika’ya geçti. Aynı yıl Engels, Marks’ı İngiltere’ye götürerek sanayileşmenin merkezinde edindiği gözlemleri onunla paylaşma olanağı buldu.

1846 yılında Marks ile Brüksel’e dönen Engels, Avrupa’nın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren sosyalist gruplar arasında iletişimi güçlendirmek amacıyla Komünist Yazışma Komitesi’nin kuruluşunda aktif rol üstlendi. Komitenin temel hedefi, dağınık durumdaki sosyalist çevreleri ortak bir program ve mücadele anlayışı etrafında bir araya getirmekti.

1847 yılında Engels ile Marks, Komünist Birlik’in talebi üzerine ortak bir siyasal program hazırlamaya başladı. Engels’in daha önce kaleme aldığı Komünizmin İlkeleri, hazırlanacak metnin düşünsel temelini oluşturdu. Yaklaşık altı haftalık yoğun bir çalışmanın ardından tamamlanan ve daha sonra Komünist Manifesto adıyla yayımlanan eser, modern sosyalist düşüncenin en etkili metinlerinden biri hâline geldi. Manifesto, komünizmin temel ilkelerini geniş kitlelerin anlayabileceği açık ve sistematik bir dille ortaya koymayı amaçlıyordu.

Eserin yayımlanmasından kısa süre sonra Avrupa’nın birçok ülkesinde 1848 Devrimleri başladı. Devrimci dalga Belçika’yı da etkileyince Marks ve Engels ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Köln’e geçen iki düşünür burada siyasal faaliyetlerini sürdürdü. Marks’ın yayımladığı Neue Rheinische Zeitung gazetesinde Engels de aktif görev üstlenerek dönemin siyasal gelişmelerini değerlendiren yazılar kaleme aldı.

1849 sonrasında Avrupa’da devrimci hareketlere yönelik baskılar artarken Engels de sürgün ve takibat tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Buna rağmen çalışmalarını kesintiye uğratmadı. Aynı dönemde Marks’ın ve ailesinin yaşadığı ağır ekonomik güçlükleri hafifletmek amacıyla önemli maddi fedakârlıklarda bulundu. Manchester’daki aile şirketinde çalışarak elde ettiği gelirin büyük bölümünü Marks’a gönderdi. Bu destek, yalnızca kişisel bir dayanışma örneği değil, bilimsel sosyalizmin temel eserlerinin ortaya çıkmasına doğrudan katkı sağlayan tarihsel bir sorumluluk olarak değerlendirilebilir.

Marks ve Engels’in ortak çalışmaları, birbirini tamamlayan iki düşünsel üretim süreci olarak değerlendirilmelidir. Kapitalist toplumun çözümlemesine yönelik ortak yaklaşımları, işçi sınıfının bağımsız siyasal kimliğinin oluşmasına önemli katkılar sağladı. Marks, ekonomi politiğin eleştirisini derinleştirirken Engels de bu düşünsel çerçevenin felsefî temellerini geliştirmeye ve daha geniş kitleler tarafından anlaşılabilecek biçimde sistemleştirmeye yoğunlaştı.

Engels’in en önemli özelliklerinden biri, teoriyi siyasal pratikten bağımsız bir alan olarak görmemesiydi. Ona göre düşünsel üretim, toplumsal gerçekliğin bilimsel biçimde kavranmasına hizmet etmeli ve bu kavrayış toplumsal dönüşüm mücadelesiyle birleşmeliydi. Bu nedenle geliştirdiği yöntem, yalnızca soyut felsefî tartışmalara değil, tarihsel ve toplumsal olguların somut incelenmesine dayanıyordu. Gözlem, deneyim ve bilimsel verilerden hareket ederek genel sonuçlara ulaşmayı esas alan yaklaşımı, eserlerinin temel karakterini oluşturdu.

Bu anlayışın en kapsamlı örneklerinden biri olan Anti-Dühring, Engels’in felsefe, doğa bilimleri, ekonomi politik ve sosyal teoriye ilişkin değerlendirmelerini bir araya getiren temel eserlerinden biridir. Çalışmada yalnızca dönemin çeşitli düşünsel yaklaşımlarına eleştiri yöneltilmemiş; aynı zamanda diyalektik yöntemin doğa ve toplum olaylarını açıklamadaki işlevi de ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.

Bilimsel sosyalizme yaptığı en önemli katkılardan biri ise sosyalizmi ahlakî bir ideal veya iyi niyet temennisi olmaktan çıkararak tarihsel ve bilimsel temellere dayandırmasıdır. Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm adlı eserinde, erken dönem sosyalist düşünürlerin yaklaşımlarını tarihsel önemleri bakımından teslim etmekle birlikte bu görüşlerin kapitalist toplumun yapısal işleyişini açıklamakta yetersiz kaldığını ileri sürdü. Buna karşılık sosyalizmin, kapitalist üretim ilişkilerinin kendi iç çelişkilerinden doğan tarihsel bir gelişim süreci içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Marks’ın 1883 yılında hayatını kaybetmesinin ardından Engels en büyük sorumluluklarından birini üstlendi. Marks’ın geride bıraktığı çok sayıdaki el yazmasını, notu ve taslağı uzun yıllar boyunca titizlikle inceleyerek düzenledi. Bu yoğun çalışmanın sonucunda Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini yayıma hazırladı ve bilim dünyasına kazandırdı. Böylece yalnızca Marks’ın düşünsel mirasının korunmasını sağlamadı; aynı zamanda ekonomi politik eleştirisinin tamamlanmasına da doğrudan katkı sundu.

Engels’in teorik üretimi, uluslararası işçi hareketiyle kurduğu güçlü bağ sayesinde yalnızca akademik bir çerçevede kalmadı. Birinci Enternasyonal’in çalışmalarına aktif biçimde katıldı; Marks’ın ölümünün ardından ise İkinci Enternasyonal’in düşünsel yöneliminde etkili isimlerden biri oldu.

Düşünsel üretiminde dikkati çeken temel özelliklerden biri, dogmatik bir yaklaşımı reddetmesiydi. Engels’e göre teori, değişen toplumsal koşullar karşısında durağan kalmamalı; bilimsel gelişmeler ve tarihsel deneyimler doğrultusunda sürekli gözden geçirilmeliydi. Bu nedenle Marksizmi değişmez kurallar bütünü olarak değil, toplumsal gerçekliği açıklamaya ve dönüştürmeye imkân veren bilimsel bir yöntem olarak değerlendirdi.

Engels, 5 Ağustos 1895’te Londra’da yaşamını yitirdi. Gösterişli törenlerden uzak durmayı tercih eden Engels’in vasiyeti doğrultusunda cenazesi yakıldı ve külleri Eastbourne kıyıları açıklarında denize bırakıldı. Bu tercih, yaşamı boyunca benimsediği sade ve gösterişten uzak kişiliğiyle uyumlu bir son olarak değerlendirilmektedir.

Bugün Engels’in çalışmaları, yalnızca Marksist literatür açısından değil; tarih, siyaset bilimi, sosyoloji ve emek araştırmaları gibi farklı disiplinlerde de önemini korumaktadır. Toplumsal değişimi tarihsel süreçler içerisinde açıklamaya yönelik yaklaşımı, kapitalist üretim ilişkilerine ilişkin çözümlemeleri ve teori ile pratiği birlikte ele alan yöntemi, çağdaş sosyal bilimler açısından da tartışılmaya devam etmektedir. Bu yönüyle Engels, ölümünün üzerinden geçen uzun yıllara rağmen düşünsel etkisini sürdüren ve modern toplumsal düşüncenin gelişiminde kalıcı izler bırakan önemli bir kuramcı olarak değerlendirilmektedir.

Dinçer Karatepe

Dinçer Karatepe

1961 İstanbul doğumludur; gençliği Kadıköy, Kızıltoprak'ta geçmiştir. Haydarpaşa Lisesi ve sonrasında Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler mezunudur. Kamudan emeklidir. Mesleği gereği Lüleburgaz, Kars, Gaziantep, Siirt ve İzmir'de görev yapmıştır. Emekli olduktan sonra uzun süre bir hastanede yöneticilik (genel koordinatörlük) yapmıştır. 39 yıldır evli, bir oğlu bir de kız çocuğu var. Bisiklet, trekking, satranç, sudoku, bilgi yarışmaları ve kitap okuma tutkunudur. Yıllarca pek çok kez televizyonda yayınlanan genel kültür bilgi yarışmalarına katılmış ve bazı bilgi yarışmalarına soru yazarlığı ve editörlük yapmıştır.

Portreye Yönelim kategorisinden son haberler

Bülent Tanör

Türk Anayasa Tarihini Yazan, Yaşayan ve Yönlendiren Bir Aydın Bülent Tanör Hocamız ile ilk defa Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi birinci sınıfta anayasa hukuku derslerimizde

Ho Şi Min

“Filozof, askeri stratejist, devrimci ve halkının bağımsızlık arzusunun sembolü …” 1960’lı yıllarda çekilmiş bir belgesel henüz daha ilk saniyelerinde Vietnam’ın en muhterem zatı Ho

Ali Şeriatî

Ölümünden onca yıl geçmesine rağmen hâlâ hem büyük bir saygıyla hem de eleştirilerle anılan bir figürdür Ali Şerîatî. Tam anlamıyla değerlendirilip anlaşılabildiğini söylemek zor.

Tevfik Fikret

Türk tarihine adını altın harflerle yazdıran Tevfik Fikret, 1867 yılının son günlerinde İstanbul’un Aksaray semtinde Mehmed Tevfik ismiyle doğdu. Babası, aslen Çankırılı olan baskı

Kim İl-Sung

Kim İl-Sung, gerçek adıyla Kim Song-Ju, 1912 yılında Kore milliyetçisi Protestan (Presbiteryen) bir ailenin çocuğu olarak günümüzde Pyongyang ile bütünleşmiş Mangyongdae kasabasında dünyaya geldi.
GitEn Üst

Don't Miss