Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nın ve savaşla eş zamanlı olarak başarılan egemenlik devriminin ürünü olan Cumhuriyet; Türk Milleti için bir rejimden, bir yönetim biçiminden fazlasıdır. Çünkü tam bağımsızlıktır. Ulusal egemenliktir. Hukuk devletidir. Medeni Kanun’dur. Yurttaşların eşitliğidir. Ulus bilincidir. Saraya, saltanata değil, vatana ve millete sadakat beslemektir. Hakça paylaşmaktır. Sosyal adalettir. Halkın eğitimidir. Özgürce bilim yapmaktır. Sıtmadan, veremden, cüzzamdan kurtulmaktır. Kendi uçağımızı yapmak, kendi ilacımızı üretmektir.
O nedenle Cumhuriyet; kimilerinin “enkaz bıraktı”, “travma yarattı”, “parantezdir”, “reklam arasıdır” demelerine rağmen, milletin belleğinde, bilincinde ve gönlündedir. Rical-i devlet Atatürk’le arasına mesafe koydukça, Atatürk’ün sine-i millette daha çok sahiplenilmesinin sebeplerinden biri de budur, Cumhuriyet’tir.
Halkın Teşkilatlanması ve Cumhuriyet
Zor koşullarda kurulmuştur Cumhuriyet. Önce kongrelerle halk örgütlenmiş, ardından Meclis açılmıştır. Muharebe meydanlarında, cephelerde savaşırken devletleşen ve milletleşen bir halkın, haklı kavgasının eseridir. Ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte, dünyanın I. Dünya Savaşı sonrasında altüst olduğu bir süreçte, tarihsel bir kırılma noktasında kurulmuştur. Kutsal bir isyanın, milli bir inadın, asil bir inancın, büyük bir iddianın ürünüdür.
Önce milleti savaşa hazırlamış, sonra Meclis’i açmış, ardından orduyu kurmuştur Atatürk. Meclis Milletin, ordu da meclisin emrindedir. Meclis de milletindir, ordu da. Meclis de millîdir, ordu da.
Bir kısmı Atatürk’ün Samsun’a çıkmasından önce Anadolu’da toplanan yerel kongrelerde, kurulan millîci, vatansever, işgal karşıtı örgütlerde olgunlaşan direniş ruhunu, İstanbul’da saltanat ve hükümetin teslimiyetçiliğine karşı halkta biriken tepkiyi görmüştür Atatürk. Sivas Kongresi’yle de (4 – 11 Eylül 1919) tüm bu birikimi, enerjiyi ve örgütlülüğü, tek çatı altında toplamış ve bunlara ulusal bir hedef vermiştir. Harbiye Nezareti’ndeki sicilinde “Cumhuriyetçidir” diye yazan Atatürk; kendi ifadesiyle, “hâkimiyet-i milliyeye müstenit, bilâkaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti” tesis etmekte kararlıdır.
Sivas Kongresi sonrasında, İngiliz istihbaratı, Londra’ya şu şifreli mesajı geçmiştir: “Türkler, Cumhuriyete gidiyor”. İngilizler yanılmamıştır. Birkaç yıl sonra, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. İngiliz emperyalizmi, Anadolu’da aldığı bu büyük mağlubiyet nedeniyle öfkelidir. Bu öfke de Londra’yı gerçeklikten koparmıştır. Öyle ki İngilizler genç Cumhuriyet’in en fazla iki yıl ömrü olacağını düşünmüşlerdir. Sürekli baskı yapılırsa Ankara’nın ve Atatürk’ün en fazla iki yıl dayanabileceğini sanmışlardır. O nedenle, İstanbul’dan Ankara’ya büyükelçiliğini en son taşıyan devlettir İngiltere.
Atatürk: Zamanlama Dehası, Devrimci Önder
Tarihi çok iyi bilen, Aydınlanma Devrimi’nden feyz alan, Fransız Devrimi’nin düşünürlerinden (özellikle de J. J. Rousseau’dan) ilke ve değerlerinden etkilenen, tüm bunların sonucu olarak da Türkiye’nin tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel, sınıfsal koşullarına uygun, kendi, özgün sentezini yapan Atatürk; ilk gençlik yıllarından beri Cumhuriyetçidir. Harp Okulu’ndan itibaren Cumhuriyet fikrine, millî iradeye, millî egemenliğe hem entelektüel olarak kafa yormuş hem de devrimci olarak, halk önderi olarak, devlet kurucusu olarak hazırlık yapmıştır.
Fransız, Alman, İngiliz, ABD, Rus tarihlerini incelemesi yanında, Ön Türk uygarlıklarıyla, İslam tarihiyle, Orta Asya’yla da yakından ilgilenmiştir Atatürk. İslam tarihinde, Dört Halife dönemindeki meşveret üzerinde uzun uzun düşünmüş, meşveret için, “Bir tür Cumhuriyettir” demiştir. Anadolu tarihindeki Ankara Ahi Cumhuriyeti’ni de (1290 – 1354) iyi incelemiştir, Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş dönemlerini de. 1913’te kurulan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’ni de yakından izlemiştir, 1919’da kurulan Güneybatı Kafkasya Cumhuriyeti’ni de. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce, ağırlıklı olarak İttihadcı kadrolar tarafından kurulan ve çok kısa ömürlü olan iki cumhuriyetin, dış güçlere karşı kendilerini savunacak askerî güçten yoksun olmalarının önemli derslerle dolu olduğunu belirtmiştir. Savaşların sonuçlarından diplomasi masasında nasıl yararlanacağını iyi bilen, diplomasi masasında müzakereler tıkandığında askerî seçeneği ne zaman, nasıl devreye sokacağını iyi hesaplayan asker diplomatlardandır Atatürk.
Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü korumanın mümkün olmadığını çok genç yaşta görmüş, devletin dağılmasının kaçınılmaz olduğunu saptamış, bu sona göre hazırlık yapmak gerektiğini yakın arkadaşlarıyla paylaşmıştır Atatürk. Daha küçük bir toprak parçası üzerinde, daha az ve daha türdeş bir nüfusa dayanan bir ulus devlet kurmak gerektiğini belirtmiştir.
Atatürk’ün aklında Cumhuriyet ile hürriyet, Cumhuriyet ile meşruiyet, Cumhuriyet ile millî egemenlik, Cumhuriyet ile millî irade, Cumhuriyet ile demokrasi iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan, birbirinin olmazsa olmazı olan, birbirinin yerine geçen kavramlardır. Atatürk’e göre; ister sultanın istibdadına karşı hürriyet mücadelesi verilsin, ister işgalci düşmana, emperyalist güçlere karşı bağımsızlık savaşı verilsin, hepsinin amacı Cumhuriyet’i kurmaktır.