Ölümünün 57, kurduğu cumhuriyetin 81. yıldönümünü idrak ettiğimiz bu haftada Ho Amca’ya dair ilginç bir vesikayı paylaşmak istiyorum…
Ho Şi Min, o zamanki mahlasıyla Nguyen Ai Quoc, 1919-1923 arasında Fransa’da militanlık ve gazetecilikle meşguldür.
Çen Vang ismiyle Devrim’in Kâbe’si Moskova yollarına koyulmadan önce 17 Ağustos 1923’te Lozan’daki gelişmeleri değenir. Yazı, ilk sayısı 1 Nisan 1922’de çıkan Paris merkezli Le Paria [Parya] adlı gazetede yer almıştır.
Şöyle başlar Quoc:
“İşçi ve köylü Rusya’sının temsilcisi Vorovskiy’i İsviçre’de faşizm katletti. Lozan’da toplanan pek medeni ve pek Hıristiyan devletlerin temsilcilerinden hiçbiri onun cenazesine katılmaya tenezzül etmedi. Yalnızca İsmet Paşa başkanlığındaki Türk heyeti, katledilen Vorovskiy’nin naaşına saygılarını sunmaya geldi.”
Vorovskiy, 1921’den öldürüldüğü tarihe dek Sovyet Rusya’nın Roma Büyükelçisi’dir.
Bilâl Şimşir’in yayınladığı Lozan Telgrafları’nın ikinci cildinde yer alan bir belgeye göre 21 Nisan 1923’te Ruslarla temas kurulmuş ve Başbakan Rauf (Orbay) Bey, Rus heyetini Lozan’a davet etmiştir. Bundan mutluluk duyan Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin, Voronskiy’nin Lozan’da Türklerle iletişim kuracağını duyurur (s. 200).
Nitekim Voronskiy, Devlet Arşivleri’nde yer alan bir nota göre, cinayete kurban gitmeden iki ay önce, Celaleddin Arif Bey ile görüşmüş; Türk-Rus ilişkileri ve Ankara’nın İngiltere ile bir anlaşma yapacağı ihtimali konularındaki görüşmüştür (B.C.A, 44118 – 209087 – 5/1923-02-23).
27 Nisan’da Lozan’a varır Voronskiy. Hedef Türk Boğazları konusunda Sovyet çıkarlarını savunmaktır.
Görüşmeler sürerken, 10 Mayıs akşamı sağcı bir Beyaz Rus göçmeni olan Maurice Conradi tarafından vurulur. Dönemindeki diğer örneklere benzer şekilde Conradi suçsuz bulunur ve İsviçre’de 1947’ye kadar korunaklı bir hayat sürer.
Quoc’a gelirsek… Yazısını şöyle noktalar:
“[…] işçi sınıfının bütün şehitleri aynı katilin, uluslararası kapitalizmin kurbanlarıdır. Bu şehitlerin ruhları en yüce teselliyi, asla ırk veya ülke ayrımı gözetmeksizin, ezilen kardeşlerinin kurtuluşuna duydukları inançta bulacaktır.
Bu acı derslerden geçen bütün ülkelerin ezilen halkları artık gerçek kardeşlerinin hangi tarafta, düşmanlarının ise hangi tarafta olduğunu bilmelidir.”
Bu tarihten sonra neler yaşandığı, Ho Amca’nın da İsmet Paşa’nın da tarihe nasıl geçtiği malumdur. Vietnam direnişinin unutulmaz liderini ve halkının mücadelesini bir kez daha hürmetle selamlarken, bu yazıyı yine, bu büyük adamın Türk devrimcilerine 1 Ocak 1924’te L’Humanité’de yolladığı selamla noktalayalım:
“Türk halkı hayranlık uyandıran bir cesaret ve fedakârlık ruhuyla, menfur Sevr Antlaşması’nı yırtıp atmış ve bağımsızlığını yeniden kazanmıştır. Emperyalizmin tertiplerini bozguna uğratmış, sultanların tahtını devirmiştir. Bitkin, parçalanmış ve ayaklar altında çiğnenmiş devletini birleşik ve güçlü bir cumhuriyete dönüştürmüştür. Devrimini gerçekleştirmiştir. Fakat bütün burjuva devrimleri gibi Türk Devrimi de yalnızca tek bir sınıfa, sermaye sahibi sınıfa yarar sağlamıştır.
Millî bağımsızlık mücadelesine büyük katkıda bulunan Türk proletaryası, şimdi başka bir mücadeleye, sınıf mücadelesine atılmak zorundadır.”