İster – İstemez

ⅠⅠ. Dünya Savaşı biter. Savaşın kazananlarından ABD ve İngiltere, diğer galip SSCB’yi yeni tehdit olarak görürler ve çiçeği burnunda düşmanlarını kuşatacak NATO’yu kurmak isterler.

SSCB’nin zeki lideri Stalin, NATO’nun kendi için kurulduğunu bilmektedir fakat “kötü adam” olmamak için pakta giriş başvurusunda bulunur. ABD, SSCB’li bir NATO istemez. Böylece savaşın dumanı henüz dünyanın üzerindeyken yeni bir cepheleşme başlar. Soğuk Savaş denilen bu cepheleşme, milyonlarca insanın canına mâl olur. Çünkü ABD böyle istiyordur.

Kore Yarımadası, Japon işgalinden kurtulduğu hâlde parça pinçiktir. Kuzey tarafının yani gerçek Kore’nin lideri Kim İl-Sung, bu ayrıma son vermek adına güneydeki işgal birliklerine saldırır. ABD, parçalı ve bütünlüksüz bir Kore istiyordur. Bunun için kendi destekçilerinden ordular kurar ve Kore’yi yeniden 36. Paralel’in yukarısına püskürtür. ABD, bağımsız, kaderini kendi tayin edebilen bir Kore istemiyordur.

Soğuk Savaş daha tazeyken, ABD’nin yanıbaşındaki Küba’da devrim olur. Fidel Castro ve arkadaşları idareyi ele alırlar. ABD, onları istemez. Domuzlar Körfezi’ne çıkarma yapar, yenilir. Fidel’e binlerce suikast tertip eder, hepsi de elinde patlar. Bu kez ahlaksız bir kuşatmayla Küba’yı ekonomik ambargoyla baş başa bırakır. O, Küba’yı kirli işleri için kullandığı bir ülke olarak istiyordur.

ABD’nin isteklerinin en kanlı sonucu Vietnam’da görülür. Vietnam’ın bağımsızlığı için savaşan Ho Şi Min birliklerine karşı kontrolsüz, vahşet dolu, kıyıcı bir yıkım başlatır. On yıllarca her türlü katliam da dâhil olmak üzere, envaiçeşit vahşîliği dener. Kahraman Vietnam halkı bu yüzsüz ve kötü sömürge imparatorluğuna hayatının ilk büyük mağlubiyetini tattırır ve onu Vietnam topraklarından sürer. ABD, orada komünizm istemediğiyle kalmıştır.

Gün gelir Soğuk Savaş sona erer. Ortada artık dişli bir rakip kalmamıştır. Lâkin ABD kan ve daha fazla para istiyordur. Önce Balkanların en müreffeh ülkesi Yugoslavya’yı parçalar; oraya acı, ölüm, yas getirir. ABD, sütliman bir dünya istemiyordur.

Yetmez, sonra Ortadoğu’yu keyfince şekillendirmek ister. Irak’ta şeytanlaştırdığı Saddam Hüseyin’i devirir. Irak’ı işgal eder. Peşinden “Arap Baharı” adını verdiği cehennemî bir yangınla Ortadoğu’yu ateşe verir. Bütün millî ve yarı-millî rejimleri tarumar eder. Suriye’nin başına, vaktiyle kendisinin bile terör listesine dâhil ettiği bir cihatçıyı getirir.

ABD, menfaatine en ufak tacizde bulunan bir ülke dahi istemiyordur.

***

İşte bizi fakir, aç, mahsur, yetim ve öksüz bırakan ABD’nin tükenmeyen “ister-istemez”liğidir … Bu da daha yaşanabilir bir dünya isteyen bizleri, ona karşı ister istemez bir cephe vücuda getirmeye itmiştir. Ho Şi Min ve halkının efsanevî mücadelesi, kurduğumuz cepheye örnek teşkil eden bir direniştir. Ölüm yıldönümünde Ho Şi Min’i anıyorum. Amerikan emperyalizmi karşıtlığının saflarını sağlamlaştırmada ezilen uluslara hediye ettiği galibiyetin önemi yadsınamaz.

Erdem Beliğ Zaman

Erdem Beliğ Zaman

Tek mesleği yazarlıktır. Senaryocu, mizahçı ve ödüllü piyes yazarıdır. Keşke Beni de Taşlasa (2024) adlı bir hiciv kitabı vardır.

Başyazılar kategorisinden son haberler

Tarihe Böyle Yazılmak İstiyorum

M.Ö. 3000’li yıllardan beri tarihyazımı yapılan bir gezegendeyiz. O günden bu güne üzerinde yaşadığımız yer; onlarca imparatorluğa, yüzlerce küregen imparatora, milyonlarca vahşî savaşa, bir

Fikret’in Hayâlindeki Ülke

Tarihimiz boyunca yetişen on aydınımız varsa Tevfik Fikret, o on aydınımızdan biridir ve şüphesiz ilk beşi arasındadır. Ezilmiş, sömürülmüş, sinmiş, bıkmış, tükenmiş halka zindelik

Olanlar, Olacaklar, Olmayacaklar…

Nedense bizim “olmak” eylemiyle kafamız pek hoş değildir. Temkinliler “olmak”tan öcü görmüşçesine kaçar, savsaklayıcılar “olmak”ı suç ortağı yapar, iyi Türkçesi savunanlar onun sık sık

Eski Dürtü, Yeni Parti

Modern Türk basınının atası Şinasi’nin bir mısraıdır: “Senedi bâtıl olur, bâtıl olan dâvânın.” Bugün torunlarının elindeki Türk basınının yegâne davası putperestliktir. Evet; alayı parayı
GitEn Üst

Don't Miss