Olanlar, Olacaklar, Olmayacaklar…

Nedense bizim “olmak” eylemiyle kafamız pek hoş değildir. Temkinliler “olmak”tan öcü görmüşçesine kaçar, savsaklayıcılar “olmak”ı suç ortağı yapar, iyi Türkçesi savunanlar onun sık sık yardımcı fiil kullanılmasına kızarlar.

Atasözlerinden çıkarımla, evvelki nesillerimizin de “olmak”la sürekli bir savaş halinde yaşadıklarını anlıyorum. Gâh, “Olanla ölmüşe çâre yok.” diyerek kaderlerine razı olmuşlar gâh, “Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz!” diyerek bilmişlikle müneccimliğe soyunmuşlardır.

“Olmak”la kavgamız sadece anonim çerçevede de kalmamıştır. Sevr Anlaşması’nı imzalayan Osmanlı heyetinde bulunan “Yüzellilik” şair Rıza Tevfik Bölükbaşı bir nefesinde şöyle üfürmüştür:

Ömrün heder oldu; kitap okudun!

Bir tutam aklını dolaba kodun!

İpliğin çürükmüş ne bez dokudun?

Paçavra parçası şal olur mu ya?

Ve bugün olanlara bakıyorum da hakikaten şu “olmak” korkulduğu kadar varmış!

Türkiye, dış politikalarındaki dengesizlikleriyle bilinen iki ülkeyle; Pakistan ve Suudi Arabistan’la bir anlaşma imzalayıp askerî müttefik oldu. “Sünni NATO”su adıyla da zikredilen bu “Bağdat Paktı” benzeri Mekke Anlaşması’na göre üç ülkeden birine yapılan saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacak. Sayılmasına sayılacak da hâlihazırda Pakistan, Hindistan’la; Suudi Arabistan da İran’la ha savaştı ha savaşacak bir vaziyettedir. Yok yere bu iki bölgesel gücü karşımıza almamıza sebep ne?

Sınırlarımız içinde de durum benzer… Siyasî yelpazenin en sağında yer alan ırkçı bir parti olan MHP öncülüğünde, yeniden bir “Kürt Açılımı” başladı. Hızla mesafe kat eden açılımda, “PKK elebaşısı Abdullah Öcalan’a umut hakkı tanınsın!”a kadar gelindi! Vaktiyle koalisyon ortakları Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli’yi yeni yakalanan Apo’yu idam etme ısrarından vazgeçirmek için az mı ter dökmüşlerdi?  Aynı Bahçeli, bugün eski koalisyon ortaklarından da liberal bir çizgide; en azından Apo hususunda

Her “olan”, sonrasında “olacak”a açılan bir kapıdır. Bizde bu kapılar camsız, gözetleme deliksiz ve anahtar boşluksuzdur. Ardını görebilmek için ancak açılmasını beklemek lazımdır. Dileğim, kapının yaşadığımız geceden daha zifiri bir karanlığa açılmamasıdır.

Aşağıdaki hiciv kıt’asını söyleyen olmama rağmen olanlar ve olacaklar hakkındaki şaşkınlığımı gizleyemiyorum, elimde değil:

Dünyadâ hayal bahçesi solmuş; göreceksin!

Aptal ne kadar az deme, bolmuş; göreceksin!

Yâhû bugün insanlara şaşmak yakışır mı?

Olmaz dediğin her şeyi olmuş göreceksin!

Erdem Beliğ Zaman

Erdem Beliğ Zaman

Tek mesleği yazarlıktır. Senaryocu, mizahçı ve ödüllü piyes yazarıdır. Keşke Beni de Taşlasa (2024) adlı bir hiciv kitabı vardır.

Başyazılar kategorisinden son haberler

İster – İstemez

ⅠⅠ. Dünya Savaşı biter. Savaşın kazananlarından ABD ve İngiltere, diğer galip SSCB’yi yeni tehdit olarak görürler ve çiçeği burnunda düşmanlarını kuşatacak NATO’yu kurmak isterler.

Tarihe Böyle Yazılmak İstiyorum

M.Ö. 3000’li yıllardan beri tarihyazımı yapılan bir gezegendeyiz. O günden bu güne üzerinde yaşadığımız yer; onlarca imparatorluğa, yüzlerce küregen imparatora, milyonlarca vahşî savaşa, bir

Fikret’in Hayâlindeki Ülke

Tarihimiz boyunca yetişen on aydınımız varsa Tevfik Fikret, o on aydınımızdan biridir ve şüphesiz ilk beşi arasındadır. Ezilmiş, sömürülmüş, sinmiş, bıkmış, tükenmiş halka zindelik

Eski Dürtü, Yeni Parti

Modern Türk basınının atası Şinasi’nin bir mısraıdır: “Senedi bâtıl olur, bâtıl olan dâvânın.” Bugün torunlarının elindeki Türk basınının yegâne davası putperestliktir. Evet; alayı parayı
GitEn Üst

Don't Miss