Dünya siyaseti, yalnızca ekonomik, askeri veya diplomatik güç üzerinden şekillenen bir mücadele alanı değil.
Uluslararası sistemdeki saflaşmaların elbette ekonomik rekabet, enerji kaynakları, ulaşım koridorları, güvenlik kaygıları ve tarihsel husumetler gibi birçok nedeni var.
ABD–Çin rekabetinden Rusya–Ukrayna savaşına, Ortadoğu’daki güç mücadelesinden Avrupa’nın güvenlik mimarisindeki dönüşüme kadar pek çok gelişme, bu çok katmanlı çıkar ilişkilerinin sonucu.
Bu “çok genel” gerçekleri neden tekrarlıyoruz?
Çünkü söz konusu saflaşmayı yalnızca maddi ve siyasî dinamiklerle açıklamak eksik kalır. Bütün bu dinamikleri bir arada tutan, pekiştiren, geliştiren veya ihtiyaca göre değiştiren güçlü bir harç var: Medya ve propaganda…
Savaşlar cephede, diplomasi müzakere masalarında yürütülür. Fakat bu rekabet haber merkezlerinde, televizyon ekranlarında, gazetelerde ve internette üretilir.
Yani bugün “Dünyada yaşananlar neye göre anlamlandırılıyor?” sorusu, en az “Dünyada neler yaşanıyor?” sorusu kadar hayatî.
Üstelik gerçeğin kendisi ile gerçeğin daha fazla kişiye ulaştırılması arasında her zaman paralellik bulunmaz. Uluslararası kamuoyunda daha fazla görünürlük elde eden, daha fazla haber üreten, daha güçlü iletişim ağlarına sahip olan ve mesajını daha etkili sunabilenin anlatısı çoğu zaman daha “inandırıcı” olur. Propaganda yarışında en güçlü argüman her zaman en doğru argüman değildir; çoğu zaman en fazla duyulan, en hızlı yayılan ve en iyi anlatılan argümandır.
Bu medya ve propaganda savaşının en kritik cephelerinden birine bakalım: Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC).
KDHC, yani Kuzey Kore denince aklımıza ne geliyor? Kim Hanedanı, halkını baskı altında tutan rejim, özgürlük düşmanı, vs…
Bütün bunların ne kadarının gerçek olduğunu tartışmadan önce, bu argümanların nasıl üretilip yayıldığına mercek tutmak, KDHC’ye uygulanan “bilgi ablukasını” anlamak açısından önemli.
Dolayısıyla bu, siyaset tartışmasına girmeden, yalnızca kaynaklara ve argümanlara odaklanan bir yazı olacaktır
Kuzey Kore hakkındaki haberlerin kaynakları nelerdir?
ABD ve Batı’nın büyük medya kuruluşları üzerinden KDHC’ye yönelik propaganda çalışması yarım asırdan fazla süredir aktif. Üstelik bu ağ yalnızca KDHC’ye özgü değil; dünya genelindeki saflaşmanın da bir yansıması.
Kuzey Kore’yle ilgili medyada yayınlanan, saçma ya da mantıklı görünen bütün argümanları hatırlayın. Bütün bu argümanların neredeyse tamamının aynı kaynaklardan yayıldığını bilmek, sizin için ne kadar şaşırtıcı olur?
Örneğin, günümüzde internette özellikle KDHC haberlerine kaynaklık eden, en çok atıfta bulunulan, Radio Free Asia (RFA) isimli haber kuruluşunu ele alalım. Bu kuruluş, özellikle Kuzey Kore’yle ilgili haberleri, sözde ‘güvenlik’ gerekçesiyle ‘isimsiz kaynaklara’ dayandırarak aktarıyor. İsimsiz kaynaklardan aktarılan bu haberler, daha sonra büyük, prestijli medya kuruluşlarınca ‘bölgesel kaynak’ olarak, teyitliymiş gibi aktarılıyor. Bu satırları okuyan okurlarımız, RFA internet sitesine girerek ‘North Korea’ diye arattıklarında, çıkan haberlerdeki ‘kaynaklara’ bakmalarını özellikle rica ediyorum.
“Kuzey Kore’de insanlara dışkı yediriliyor”, “Kim Jong-un bir kişiyi daha idam ettirdi”, “Kuzey Korelilerin hepsi ülkelerinden kaçıyor” gibi argümanlar, illa bir oran vermek gerekiyorsa, %99 RFA kaynaklı. RFA’nın kaynaklarının %99’u ise ‘ismini vermek istemeyen bir Kuzey Koreli’…
Elbette RFA, KDHC’nin güvenlik sistemi nedeniyle kaynaklarının isimlerini açıklamıyor olabilir. Fakat yüzeyin altına indiğimizde, bu yapılara güvenmemek için de nedenlerimiz var.
RFA’nın da dahil olduğu yapılar, ABD Küresel Medya Ajansı (USAGM) tarafından fonlanıyor. ABD arşiv belgelerinde açıkça görüldüğü üzere, Voice of America (VOA), Radio Free Europe/Radio Liberty (RFE/RL), Office of Cuba Broadcasting gibi yayınları fonlayan USAGM, bir zamanların ünlü Radio Free Asia‘sını da kuran yapı: CIA.
Peki bu yapı yeni mi? Hayır.
Bu grubun, sonradan “Radio Liberty” adını alan “Bolşevizmden Kurtuluş Radyosu” da vardı en büyük misyonu komünist ülkelere hitap eden bir yayın çizgisi izlemesiydi.
Bitmedi…
Bu sistem ABD tarafından kuruldu, evet, ancak bu bilgi eksik. Sistem, ABD tarafından, eski Nazileri ‘işe alarak’ kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, CIA’nın öncülü olan Stratejik Hizmetler Ofisi’nin , Nazilerin psikolojik savaş birimlerinde çalışan iki yüz elli kişiyi Avrupa’dan ABD’ye götürdüğü; bunlardan yüz kişi Amerika’nın Sesi, kalanı ise Radio Free Europe için çalıştı.
Bu çapta bir propaganda kapsamında “ağlayan Kuzey Koreli spiker” görüntülerini, Kore liderlerinin “zalimliklerini”, baskılanan özgürlükleri izledik, dinledik ve okuduk. Ama KDHC’nin ‘başarılarını’ hiçbir zaman öğrenemedik. Başarıları bir kenara bırakalım, örneğin Güney Kore yönetiminin çok uzun yıllar kuzey sınırında dev hoparlörlerle yaptığı komünizm karşıtı yayınları, KDHC’den kaçanların önemli kısmının açlıktan öldüğünü, cesetlerinin dahi bulunamayacak şekilde ihmal edildiklerini; özellikle Kuzey’den kaçanlara ‘Güney Kore ulusu’ ve benzeri aidiyetlerden de önce Hristiyanlığın dayatıldığını bile uzun yıllar boyunca öğrenemedik.
Peki ya Kuzey Kore medyası?
Kuzey Kore’ye yönelik yoğun propaganda nedeniyle ülkeye dair “çok şey” bildiğimizi sanıyoruz. Fakat Kuzey Kore’den kaç farklı bilgi kaynağına ulaşabiliyoruz?
Batı merkezli anlatının bu soruya yanıtı, genelde ‘yasakçı Kuzey Kore rejimi’ anlatısıyla şekillenir.
Bugün, ‘world wide web’ üzerinden girebildiğimiz Kuzey Kore internet sitelerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmez ve bu siteler Google başta olmak üzere devasa tekeller tarafından ya yasaklanır ya da ‘gölgede bırakılır’. Yalnızca Güney Kore’de, altmıştan fazla Kuzey Kore internet sitesinin yasaklı olduğu gerçeği, kimin yasakçı olduğuna dair anlamlı bir resim çiziyor. Bu arada, yasaklanan siteler yalnızca ‘Kuzey Kore propagandası yapan’ siteler de değil. Spor, kültür, hatta müzik siteleri bile yasaklı…
Belki de Kore’ye dair en büyük medya yanılgılarından biri, KDHC’nin kendi halkına interneti yasakladığı iddiası. Kuzey Kore’nin dünya internetine gerçek anlamda erişimi olsaydı neyi yasaklardı, bunu bilemiyoruz; zira Kuzey Kore menşeli bilgi kaynaklarını yasaklayan Kore yönetimi değil, bizzat Kore’yi baskıcılıkla suçlayanlar.
Ülkemizde bile en ufak internet kesintisinde “Kuzey Kore mi burası?” diye kızanlar, acaba aşağıdaki verilerin kaçından haberdar?
Koreliler internete, küresel internet kabloları (denizaltı fiber optik kabloları) Kuzey Kore‘den geçmediği için bağlanamıyor.
Yani küresel internete bağlanmamızı sağlayan altyapı, Kore‘ye sağlanmıyor.
ABD ve AB, Kuzey Kore‘ye internet ve telekomünikasyon teknolojileri ile ilgili ürünlerin ihracatını yasakladı.
ABD’nin 9 Ocak 2015 tarihli Executive Order 13687 kararı telekomünikasyon ve bilgisayar donanımları gibi teknolojilerin ihracatını hedeflerken, AB’nin 27 Mayıs 2016 tarihli Council Decision (CFSP) 2016/849 ve 30 Ağustos 2017 tarihli Council Regulation (EU) No 2017/1509 düzenlemeleri bilgisayarlar, telekomünikasyon ekipmanları, dijital şifreleme cihazları ve denizaltı kablo bağlantısı veya uydu iletişimi projelerine yönelik kısıtlamalar getirdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 11 Eylül 2017 tarihli 2375 sayılı kararı da denizaltı kablo bağlantıları ve uydu iletişimi gibi stratejik iletişim altyapısı projelerinde Kuzey Kore ile işbirliğine yönelik kısıtlamaları genişletti. ABD ise 20 Eylül 2017 tarihli Executive Order 13810 ile yalnızca Kuzey Kore’ye teknoloji ve ekipman ihracatını değil, ülkeye internet erişimi veya ilgili hizmetleri sağlamaya çalışan şirketleri de hedef alan yaptırım mekanizmasını devreye soktu. Böylelikle bu tür şirketlerin ABD finans sisteminden dışlanmasının önü açıldı.
Bu arada, bütün bu bilgilerin açık kaynak bilgiler olduğunu da vurgulamak isterim, bir diğer deyişle “Her şey gözümüzün önünde yaşanıyor…”
Dünyaya özgürlük, demokrasi, ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı nutukları çekenler, bir “tehdit ülkesi” gördüklerinde bilgi kanallarını kolayca kapatabiliyor.
Çünkü özgürlük, aynı zamanda “Kim için?” sorusuyla birlikte sorulması gereken bir kavram.
Bu nedenle Kuzey Kore’nin ne kadar iyi ne kadar kötü olduğunu tartışmadan önce, gerçeklerle aramıza çekilen duvarı yıkmak gerekiyor.