Ukrayna Savaşı’nın ikinci fazının başlamasından tam dört gün sonra “Putin, Pandora’nın kutusunu açtı” ifadesini kullanmıştım bir köşe yazımda.
Mitolojide Pandora’nın merakına yenilip açtığı kutunun yahut Yunan-ı kadimde “küp”ün içinden dünyaya kötülükler saçılır. 2022 senesine geldiğimizde Putin ve Rus devleti meraklarına yenik mi düşmüştür? Aksine, uzak durmalarının artık mümkün olmadığı bir tür bataklığa çekilmişlerdir.
NATO’nun doğu genişlemesinin sınırları Kremlin’in 1990’ların sonunda beri “kırmızı çizgi” olarak nitelediği Ukrayna’ya vardığında iş işten geçmiştir. John Mearsheimer başta olmak üzere (neo)realist ya da (yeni) gerçekçi teorinin savunucularının Sovyetler dağıldığından beri Batılı karar alıcıları uyardıkları senaryo “gerçek” olmuştur: 1990’lardaki aşağılanma devrini ve yıkımı aşıp merkezî gücünü toplayan ve 2008 itibariyle dışlandığı Batı kulübüne sırtını dönen Rusya Federasyonu, son kırmızı çizgisinin aşılmasına karşı harekete geçmiştir.
Günümüzün Pandora’sı bir oldubittiye karşı Moskof usûlü oldubittiyle cevap vermiştir. Dört buçuk sene sonra gelinen noktada Ukrayna’nın beşte birini işgal edebilmişse de bunun karşılığında iki taraftan yüz binlerce, hatta pek çok iddiaya göre milyonlarca zayiat verilmiştir.
Rusya şu an için kazanan taraf değildir. Nitekim kendisinin “Vietnam”ı veya “Yeni Afganistan”ı vazifesini gören Ukrayna’da 22 Şubat 2022 tarihinden beri iddia ettiği hiçbir hedefe tamamen ulaşamamıştır.
Gelgelelim Ukrayna da kazanan taraf değildir. Rusya gibi bir devi durdurabilmiştir; fakat bunun karşılığında nüfusunun büyük bölümünü bir daha toparlayamayacak ölçüde göçlerle kaybetmiş ya da siperlerde bırakmak zorunda kalmıştır.
Sadece savaş hedeflerine odaklanacak olursak; Rusya kaybeden, Ukrayna –İlber Ortaylı’nın deyimiyle “elan”– kazanan taraftır.
Peki bu gerçekten de böyle midir?
Batılıların ve hatta ülkemizin kimi mahfillerinin 2022 Şubatı’ndan beri uyguladığı bütün sansüre ve baskıya, cadı avlarına rağmen savaşın Ukrayna için iyi gitmemekte olduğu aşikardır. Evet, “Moskof ayısı” hızla ilerleyememiştir; ama unutulmamalıdır ki karşımızda bir ayı ile tavşanın savaşı yoktur. Durum daha çok ayının karşısına arkasına aldığı aslan, sırtlan, kartal ve kurt ile çıkan tavşanınkine benzemektedir.
Bu hâliyle bile vaziyet elbette cephelerden binlerce kilometre uzakta cadı avları yürütenlerin istediği gibi değildir.
Öte yandan Pandora’ya dönersek: Putin’in hamlesi dünyada İmparatorluğun gerilemesinin işaret fişeği olmuştur. Son yıllara dönüp bir bakalım: Gazze, Sudan, Batı Afrika, İran, Lübnan, Venezuela, Küba, Tayvan, hatta Grönland, Romanya, Polonya, Avrupa başkentleri… Artık yıkımın uğramadığı ya da tehdit etmediği yer kalmamış gibidir.
Sıkılıp yorulmadan Gramsci’nin ünlü sözünü bugünü uyarlarsak görürüz ki eski düzen ölmüş, salası okunmuş, üstüne helvası da Batılılar tarafından afiyetle yenmiştir. Gelgelelim yeni düzen henüz doğmuş değildir.
Hegemonya gerilemekte ve bu güç boşluğundan yararlanan orta güçte aktörler yerkürenin farklı yönlerinde harekete geçmiştir. Cebelitarık’ın, Hürmüz’ün, Doğu Akdeniz’in, Babülmendep’in, Güney Çin Denizi’nin, Panama’nın, Kuzey Denizi’nin 2022’den beri giderek artarak ve daha şiddetli gelişmelerle haber başlıklarını süslemesi bu sebeple tesadüf değildir.
Pandora’nın kutusunun açılmasıyla “uluslararası hukuk, insan hakları, insanlığın kültürel mirası, tarafsızlık, Birleşmiş Milletler, serbest dolaşım, serbest ticaret, düşünce ve ifade hürriyeti” gibi kavramların içinin ne kadar boş olduğunu bizzat bu kavramları yaratanlar ortaya koymuştur. Son yaz olimpiyatlarında ya da FIFA Dünya Kupası’nda yaşanan skandallar bile aslında bu sürecin bir sonucu değil midir?
Evet, hegemonik güç gerilemektedir ve 2022 sonrasında yerine geçmeye aday kuvvet geçmişteki pasifist tutumunu bir kenara bırakıp inisiyatifi eline almak zorunda kalmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti, bugün hâlâ (neo)liberal demokratik sisteme bir alternatif olarak ortaya çıkmamaktadır; fakat yaşanan yıkımlardan sonra sadece huzur, istikrar ve refah önerebilecek bir sisteme sahip olması bile dünyanın genelinde umut yaratmaktadır. Ukrayna’da ve İran’da sahaya inmek zorunda kalması, Pandora’nın esaretiyle sonuçlansa da küresel sistemde otuz yılı aşkın süredir aranan dengeyi -ve daha fazlasını- getirmiştir.
Bugün itibariyle Almanya ve kendi peşinden sürükledikleri ve elbette, çok daha ağır bir şekilde, Ukrayna kaybetmiştir. Rusya, kırmızı çizgiyi aşırmayayım, derken bataklığa saplanıp kalmıştır. Bu nedenle belki de bir ay içerisinde genel seferberliğe gidip cepheyi batıya doğru genişletme yoluna girecektir.
Üçüncü emperyalist paylaşım savaşına doğru doludizgin giderken uluslararası aktörlere düşen bataklığı, bataklığa düşeni, bataklığa çekeni ve bataklığı temizleme kudretine sahip olup da işini ağırdan alanı iyice değerlendirmektir.