Ani İpekkaya Röportajı: Tiyatroyla Çarpan Bir Yürek II

“İnsanlar mükemmel sunulan şeye inanır”

3- Turne yıllarınızda sahnelediğiniz oyunlar size tiyatro adına neler öğretti?

Şehir Tiyatroları’ndan rahmetli Sami Ayanoğlu’nun da bulunduğu bir yaz turnesine çıkmıştık. Tokat’taydık. İki oyun oynuyorduk: Sabahattin Kudret Aksal’ın Kahvede Şenlik Var adlı oyunu ve Alman piyesi İçimizden Biri. Çetin İpekkaya’nın sahneye koyduğu Kahvede Şenlik Var, onun şaheser rejilerinden biri oldu bence.

Oyunda üç kişiydik; bir kadın, iki erkek. Metin adeta şiir gibi yazılmıştı. Perdeler örümcek bağlamış, sahneler metruk haldeydi. Eski, terk edilmiş sinema salonları veya hiç kullanılmayan salonlardı bunlar. Teknik ekiple birlikte sabaha kadar çalışır, sahneyi kendi elleriyle hazırlardı. Kendisi aynı zamanda oyunda başrol de oynuyordu.

Matinede Kahvede Şenlik Var’ı, suarede ise savaş dramı olan İçimizden Biri‘ni sahneliyorduk. Şehir Tiyatroları turnelerinde bir gelenek vardı; komediler matinede, dramlar ise suarede oynanırdı. Bir gün Kahvede Şenlik Var bitti, selama çıktık. Alkış bir türlü dinmedi. Ben buna çok şaşırmıştım. Çünkü oyun oldukça deneysel bir işti; yarı absürt, şiirsel ve dans duygusuyla kurulmuş bir rejiydi.

Final sahnesinde çok ilginç bir uygulama yapıyorduk. Orhan Boran‘ın radyoda yaptığı şovdaki Yuki gibi yani teybin devrini hızlandırarak aynı sözlerin tekrarlanması söz konusuydu. Aynı sahneyi üç kez tekrar ediyorduk ama her seferinde hızlanıyorduk… İlkinde normal tempoda oynuyor, ikinci ve üçüncü tekrarında bedenimizi giderek hızlanan ritme uyduruyorduk. Seyirci için alışılmışın dışında bir sahneleme biçimiydi bu. Ama seyirci bizi defalarca sahneye çağırdı. Buna çok şaşırmıştım. Oyun sonrası Çetin’e “Ben bunu anlayamadım. Böyle şiirsel, absürt bir oyunu nasıl bu kadar benimsediler?” diye sordum. Bana hiç unutmadığım şu cümleyi söyledi: “Eğer biri işi mükemmel yaptığına inanıyorsan ve öyle sunuyorsan insanlar bunu anlamasa da kabul ediyor.” Ben bu sözü hayatım boyunca unutmadım. Çünkü içinde çok büyük bir gerçek payı olduğuna inanıyorum.

“Tragedyanın ruhunu bana Ercüment Behzad Lav öğretti”

 4- Konservatuvar yıllarınızda Ercüment Behzad Lav’ın üzerinizde nasıl bir etkisi oldu?

Ercüment Behzad Lav hocamdı. Benim için çok önemli, değeri tartışılmaz bir isimdi. Tiyatronun ruhunu, varlığını ne denli fedakârlık sevgi ve özveri gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu bana o öğretti. Beni yetiştiren odur.

Örneğin arkaik Yunanca üzerine çalışırdı. Ben Ercüment hocadan yalnızca oyunculuğu değil, sahnedeki bütün edayı öğrendim. O eski oyunların havasını, beden dilini, ses tonlarını, Yunan tragedyalarındaki o arkaik anlatımı bana o öğretti.

Bir gün Medea oyununda Süt Nine rolünü oynuyordum. Hayatımın en önemli gecelerinden biridir. Medea’nın ihanete uğradıktan sonra gönderdiği zehirli hediyelerle insanların nasıl öldüğünü anlattığım uzun bir tiradım vardı. Süt Nine, seyircinin görmediği o korkunç ölümü tek başına anlatır. Çok zor ve çok güçlü bir sahnedir.

Oyunu Harbiye Tiyatrosu’nda oynuyorduk. Rejisör, Arthur Housman’dı. Tirat bittiğinde salonda tam bir sessizlik oldu. Seyirciden çıt çıkmıyordu. Sonra birden büyük bir alkış koptu.

Genel sanat yönetmenimiz Gencay Gürün, oyunun ardından kulise geldi. Hacı Bekir ailesinden Hayriye Hacı Bekir de yanındaydı. Hayriye Hanım omuzlarımdan tutup, “Siz gerçek misiniz?” diyerek beni sarstı. O anı hiç unutamam.

O gece mehtap vardı. Eve döndüğümde perdeleri açıp diz çöktüm. “Allah’ım, bana böyle bir gece yaşattığın için sana hamd olsun” dedim. Bu hayatımın en kıymetli anılarından biridir.

Ve biliyorum ki bunu Ercüment Behzad Lav’a borçluyum. Çünkü o bana yalnızca rol oynamayı değil, tragedyanın ruhunu öğretti. Türkçe konuşurken bile o Yunan tragedyalarındaki ritmi ve sentaksı hissetmeyi ondan öğrendim. Bu rolü böyle oynayabilmemin temelinde onun öğretisi vardı.

“Tiyatrodan kırgın ayrıldım ama yıllarımı verdiğim sahneye olan sevgim hiç eksilmedi.”

5- Şehir Tiyatroları’ndan ayrılık sizin için nasıl bir kırılmaydı?

Şehir Tiyatroları’ndaki ilk oyunum 1965 yılında oynadığım Haldun Taner’in “Eşeğin Gölgesi” olmuştu. Son oyunum ise “Ahududu” oldu. Aradan geçen yaklaşık 38 yılın ardından, 2003-2004 sezonu açılışında distribüsyon tahtasında adımı figürasyon kadrosunda gördüm. Listede Burçin Oraloğlu, Uğur Kıvılcım, Orhan Alkaya ve Başar Sabuncu gibi isimlerle birlikte yer alıyordum.

Bu ne demekti? Genel sanat yönetmeni olarak getirilen bir dekoratörün oyunculara duyduğu kompleksin bir ürünüydü. Özellikle Türk tiyatrosuna canıyla hizmet etmiş olan bu kişileri, kendi aklınca layık oldukları yerden alıp alt kademelere sürerek kendi egosuna hizmet ediyordu.

Henüz ağustos ayıydı. Eve döndüm. Kızım itiraz etti ama kararımı vermiştim. Emeklilik dilekçemi yazdım. Tiyatroya bile gitmeden, bize yakın oturan sahne amirliği sekreterinin evine gidip dilekçemi teslim ettim ve sessizce ayrıldım.

Bugün dönüp baktığımda hâlâ şunu düşünüyorum: Annesini, babasını, anneannesini toprağa verip yine de sahneye çıkan bir oyuncunun emeğine saygı gösterilmeliydi. Ben tiyatrodan kırgın ayrıldım ama yıllarımı verdiğim sahneye olan sevgim hiç eksilmedi.

“Serra Yılmaz’dan özür dilerim”

6-Yıllar içinde içinizde ukde kalan, keşke farklı davransaydım dediğiniz bir kırgınlık ya da pişmanlık oldu mu?

– Bu arada üzüntüsünü uzun süredir taşıdığım bir anıyı da dile getirmek isterim. Serra Yılmaz’ı, Kenan Işık’a şikâyet etmiştim. Onu kırdım, gücendirdim. Gerçekten çok üzgünüm. Asla yapmamalıydım. Önce Serra ile konuşmalıydım; belki de gülerek şakalaşır, meseleyi kendi aramızda çözerdik.

O dönem çok ağır bir depresyon içindeydim ve tedavi görüyordum. Yorgunluk beni çok sarsıyordu. Şimdiki sükûnetim o zamanlar bana hiç uğramıyordu.

Çok değerli sevgili Serra Yılmaz’dan özür diliyor, gözlerinden öpüyorum. Umarım tiyatroma verdiğim emeklerin hatırına beni affeder.

“Tiyatro ölümsüzdür, şimdi bayrağı gençler taşıyor”

7- Tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Tiyatro ölümsüz bir sanattır. Doğduğu günden bugüne kadar varlığını sürdürdü ve bundan sonra da sürdürecektir. Bunu hep söylerim; tiyatro ölmez. Ölümsüz olan her şey gibi uzun yaşar.

Son yıllarda sağlık ve yaşım nedeniyle tiyatroya eskisi kadar gidemiyorum. Bu yüzden bugünün tiyatrosunu analiz edecek kadar çok oyun izlediğimi söyleyemem. Ama şuna inanıyorum: Şehir Tiyatroları bu ülkenin tiyatro damarlarından biridir ve varlığını sürdürecektir.

Özel tiyatroların ekonomik nedenlerle zorlandığını görüyorum. Buna rağmen gençlerin küçücük salonlarda, buldukları her mekânda oyun sahnelemeye devam etmesi bana büyük umut veriyor. Demek ki tiyatro yaşamaya devam edecek.

Bugün tiyatronun biraz desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Umarım ekonomik koşullar düzelir, tiyatrolar çoğalır, seyirci artar. Musahipzade Celâl gibi ustaların eserleri yeniden sahnelenir. Çünkü onlar bizim tiyatro tarihimizin önemli parçalarıdır.

Ben tiyatronun geleceği konusunda umutluyum. Bayrak şimdi gençlerin elinde ve onların bu ölümsüz sanatı geleceğe taşıyacağına inanıyorum.

Sertaç Çelik

Sertaç Çelik

Araştırmacı yazar Sertaç Çelik, BirGün, Evrensel, Bianet, Tunceli Emek Gazetesi, Berfin Bahar ve çeşitli kültür sanat sitelerinde yazıları yayımlandı. Temmuz 2026’da Vapur Yayınları’ndan çıkan Sennur Sezer Resim Defteri adlı kitabı vardır.

Kültür Sanata Yönelim kategorisinden son haberler

Atilla Özsever Röportajı II

Röportajın ilk bölümünü okumak için tıklayınız. TRT’den Hürriyet’e, Milliyet’ten Sabah’a uzanan gazetecilik hayatınızda “Emek ve İnsan” sayfası özel bir yere sahip. Ana akım medyada

Öykücülüğümüzün Kaynakları

Başlangıçta yazılı edebiyat öncesindeki masal ve söylence geleneğimizle söylencelere dayanan XIV. yüzyıl sonlarıyla XV. yüzyıl başlarında yazıya geçen Dede Korkut Öyküleri ilk basamağı oluşturur.

Dünya Çeviri Günümüz Kutlu Olsun

Biliyorsunuz, her yıl 30 Eylül, Dünya Çeviri Günü olarak kutlanıyor. Bu vesileyle çeviri dünyasının sorunları ve imkânlarını biraz irdelemek iyi olacaktır; çünkü çözmemiz gereken

Masal Nedir? Kimin İçindir?

Masal; umudun fısıltısının, iyiliğin zaferinin, kır manzaralarının, kahramanlık düşlerinin, ocak başında annenin müşfik sesinden dinlenen hikâyelerin hatırası mıdır? Yahut kusurlarıyla meziyetlerini bir arada taşıyan;

Yaver Zeytinoğlu Röportajı II

“Çalışmayan beyinlere hamallık yapmayın” 6. Altmış yılı aşkın süredir gençlik örgütlerinde görev aldınız, dünyanın birçok ülkesinde gençlerle bir araya geldiniz. Bugünün gençlerine baktığınızda onları
GitEn Üst

Don't Miss