Yeşil Kitap

Muammer Kaddafi’nin Yeşil Kitap’ından seçtiğimiz bu pasajları, onun siyaset ve sosyalizm anlayışını kendi sözleriyle tartışmaya açmak üzere Yönelim okurlarına sunuyoruz. İngilizce baskıdan Türkçeye çevirdiğimiz seçki, sosyalist düşüncenin farklı yorumlarını doğrudan kaynak metinlerden hareketle tanıma çabamızın bir parçasıdır. Kaddafi’nin anısına, saygıyla.

Parlamento, başlangıçta halkı temsil etmek üzere kurulur; fakat bu, başlı başına demokrasi karşıtı bir eylemdir. Çünkü demokrasi, halk adına hareket eden bir otoriteyi değil, halkın kendi otoritesini ifade eder. Parlamentonun varlığı bile halkın yokluğu anlamına gelir. Gerçek demokrasi, temsilcilerin faaliyetleriyle değil; ancak halkın doğrudan katılımıyla var olabilir. Parlamentolar, halk ile iktidarın kullanılması arasında yasal bir engel oluşturmuş; kitleleri anlamlı bir siyasal faaliyetin dışında bırakırken egemenliği onların yerine tekellerine almıştır. Halka ise seçimlerde oy kullanmak için oluşturulan uzun kuyruklarda kendini gösteren bir demokrasi görüntüsünden başka bir şey kalmamıştır.

*

Parti, diktatörlüğün çağdaş bir biçimidir. Diktatörce yönetimin modern aracıdır. Parti, parçanın bütün üzerindeki egemenliğidir. […] Parti, ortak görüşleri veya çıkarları olanların halkın tamamını yönetmesini sağlayan bir diktatörlük aracıdır. Toplum içinde parti bir azınlığı temsil eder.

Gerçek demokraside, herhangi bir sınıfın kendi çıkarları uğruna diğer sınıflara boyun eğdirmesinin hiçbir gerekçesi olamaz. Aynı şekilde hiçbir parti, kabile veya mezhep kendi çıkarları uğruna başkalarını ezemez. […] Bir sınıf adına kurulan parti, kaçınılmaz olarak o sınıfın yerine geçer ve kendiliğinden dönüşüm sürecini, yerini aldığı sınıfa düşman hâle gelinceye kadar sürdürür.

*

Önce halk, temel halk kongrelerine ayrılır. Her temel halk kongresi kendi sekreteryasını seçer. Bütün halk kongrelerinin sekreteryaları bir araya gelerek üst düzey halk kongrelerini oluşturur. Ardından temel halk kongrelerindeki kitleler, hükûmet idaresinin yerini alacak idarî  halk komitelerini seçer. Bütün kamu kurumları, politikayı belirleyen ve uygulanmasını denetleyen temel halk kongrelerine karşı sorumlu halk komiteleri tarafından yönetilir. Böylece hem yönetim hem denetim halkın eline geçer; demokrasiyi halkın hükûmeti denetlemesi olarak tanımlayan eski anlayış geçerliliğini yitirir. Onun yerini gerçek tanım alır: Demokrasi, halkın halk tarafından denetlenmesidir.

*

Dünyada ekonomik sorun hâlâ çözülmüş değildir. Mülkiyete yönelik girişimler üreticilerin sorunlarını çözememiştir. Siyasî yelpazenin aşırı sağında da aşırı solunda da merkezinde de görülebilen devlet mülkiyetine rağmen, ücretli emekçi hâlâ ücretli emekçidir.

*

Ücretli emekçiler ücretleri ne kadar iyileştirilirse iyileştirilsin, bir tür köledir. Ücretliler, kendilerini işe alan efendilerin kölelerinden başka bir şey değildir. Onlar geçici kölelerdir; kölelikleri, ister birey ister devlet olsun, işverenleri için ücret karşılığında çalıştıkları sürece devam eder.

Nihaî çözüm ücret sisteminin kaldırılmasında, insanların onun boyunduruğundan kurtarılmasında ve sınıfların, yönetim biçimlerinin ve insanların koyduğu yasaların ortaya çıkışından önce ilişkileri belirleyen doğal yasalara dönülmesinde yatar. İnsan ilişkilerini düzenlemesi gereken tek ölçüt, bu doğal kurallardır.

İlk çağlardan günümüze ekonomik üretimi incelediğimizde, her zaman belirli temel unsurlardan oluştuğunu görürüz: ham maddeler, üretim araçları ve üretici. Doğal eşitlik kuralı bu bileşenlerin her birinin üretimden pay almasını gerektirir. Bu bileşenlerin her birinin vazgeçilmez rolü olmadan üretim gerçekleşemeyeceğinden üretimin bunlar arasında eşit olarak bölüştürülmesi gerekir. İçlerinden birinin üstünlük kazanması, doğal eşitlik kuralına aykırıdır ve diğerlerinin haklarına tecavüz anlamına gelir. Dolayısıyla, üretim sürecindeki bileşenlerin sayısı ne olursa olsun, her biri eşit pay almalıdır. Bileşenler iki ise üretimin yarısını, üç ise üçte birini alır.

Bu toplumda ücretli çalışanlar değil, üretimin ortakları vardır.

*

Bir insanın ihtiyaçları başkalarının denetimindeyse özgürlüğü eksiktir; çünkü ihtiyaç, bir insanın diğeri tarafından köleleştirilmesine yol açabilir. Üstelik sömürünün nedeni de ihtiyaçtır.

Konut, hem bireyin hem ailenin temel ihtiyacıdır ve başkalarının mülkiyetinde olmamalıdır. Kira ödensin veya ödenmesin, başkasının evinde yaşamak özgürlüğü zedeler.

Sosyalist bir toplumda, toplumun kendisi de dahil olmak üzere hiçkimsenin insanların ihtiyaçlarını denetleme hakkı yoktur. Hiçkimsenin, kendisinin ve mirasçılarının oturduğu konuta ek olarak, kiraya vermek amacıyla başka bir konut edinme hakkı yoktur; çünkü bu ek konut, gerçekte başka birinin ihtiyacıdır.

Toprak hiç kimsenin özel mülkü değildir. Herkesin, kendisi ve mirasçıları üzerinde yaşadığı sürece, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalışarak, ekerek veya hayvan otlatarak topraktan yararlanma hakkı vardır; fakat bu hakkı kullanırken başkalarını ücretli ya da ücretsiz olarak çalıştıramaz.

*

Toplumsal unsur, ulusal unsur, insanlık tarihinin itici gücüdür. İnsan topluluklarını aileden kabileye, kabileden ulusa bağlayan toplumsal bağ, tarihin hareketinin temelidir.

Zayıf uluslara karşı güç kullanımıyla kendini gösteren milliyetçi bağnazlık da bir ulusun başka uluslar pahasına ilerlemesi de kötüdür ve insanlığa zarar verir.

Her toplumun doğal hukuku ya geleneğe, yani örfe, ya da dine dayanır. Bu iki kaynağın dışında hukuk oluşturma yönündeki her girişim geçersiz ve mantıksızdır. Anayasalar toplumun hukuku olarak kabul edilemez. Anayasa, esas itibarıyla insanların koyduğu pozitif bir yasadır ve meşruiyetini alması gereken doğal kaynaktan yoksundur.

*

Kadın ve erkeğin insan oldukları tartışmasız bir gerçektir. Buradan, kadın ve erkeğin insan olarak eşit oldukları apaçık sonucu çıkar. Erkeğin kadına ayrımcılık uygulaması, hiçbir gerekçesi olmayan açık bir baskı eylemidir.

Annelik erkeğin değil, kadının işlevidir. Dolayısıyla çocukları annelerinden ayırmak doğal değildir. Çocukları annelerinden koparmaya yönelik her girişim zorlama, baskı ve diktatörlüktür. Anneliğini terk eden anne, hayattaki doğal rolüne aykırı davranır. Ona hakları ve doğal rolüne uygun, zorlayıcı ve baskıcı olmayan koşullar sağlanmalıdır. Böylece doğal rolünü doğal koşullar altında yerine getirebilir.

Teoriye Yönelim kategorisinden son haberler

Faşizm, Kapitalizm ve Birleşik Mücadele

Behice Boran’ın 1980 yılında Demokrasi İçin Birlik’in Avrupa Genel Kurulu vesilesiyle yaptığı konuşma, onun siyasal düşüncesinin temel unsurlarını bir arada görmemizi sağlıyor. Kapitalizmin krizlerinden

Emperyalizm ve Bütün Gericiler Kağıttan Kaplandır

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yıl dönümü vesilesiyle, Başkan Mao’nun Kırmızı Kitap’ının İngilizce baskısından seçilen bu alıntılar, Yönelim okurları için derlenmiş ve Türkçeye çevrilmiştir.

Bağımsız Vietnam’ın İlk Görevleri

Bu metin, Vietnam bağımsızlık mücadelesinin önderlerinden ve Vietnam Halk Ordusu’nun ilk başkomutanı Võ Nguyên Giáp’ın, İçişleri Bakanı sıfatıyla 2 Eylül 1945’te yaptığı Bağımsızlık Günü
GitEn Üst

Don't Miss