Bu Yağmurlar Yüzünden…

Çocukken Emre Aydın yaş grubum ve gençler arasında çok dinlenirdi. Ben hiçbir zaman ısınamadığım pop müziğine o zamanlar daha da tepkiliydim. Geçen de Bakan Kurum’un şu açıklamasını okurken niyeyse Aydın’ın “Bu Yağmurlar Yüzünden…” diye tekrar edip giden şarkısı dilime dolandı:

“Milletimiz bu noktada müsterih olsun. Tek bir mağdur kalmayacak.”

Ama mağdur sayısı çoktu!

Ertesi gün bunu bizzat Kurum ifade etti:

“39 ilçemizde 53 istinat duvarı aşırı yağış sebebiyle yıkıldı. Tam 9755 ihbar bu koordinasyon merkezine geldi ve birimlerimiz 7800’üne anında müdahalelerini yaptılar.”

Bundan 6 gün sonra İstanbul Valisi Davut Gül toplamda 272 kg yağış düştüğünü, bunun 1942’den beri kaydedilen en yüksek miktar olduğunu söyledi. Ayrıca 7 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti ve ekledi:

“Devletimizin tüm imkânlarıyla vatandaşlarımızın yanında olmaya, yaralarımızı birlikte sarmaya devam edeceğiz. Allah ülkemize ve milletimize bir daha böyle afetler yaşatmasın.”

Allah elbette bir daha böyle afetler yaşatmasın bu millete…

Ama Allah’la –hâşâ– ne devletimizin ne milletimizin böyle bir akdi var.

Bu gerçeği tam 270 sene önce, 1756’da büyük Fransız filozof Voltaire şu şekilde demiş:

“Bir gün her şey iyi olacak; işte umudumuz bu. Bugün her şey iyi; işte bu da yanılsamamız.”

Voltaire bu dizeleri boş yere yazmamıştı. Aydınlanma Çağı’nın Avrupa’yı kasıp kavurduğu bir devirde, filozofların Tanrı’ya ve Kilise’ye vurmak için her fırsatı değerlendirdiği bir anda Lizbon şehri 1 Kasım 1755’te yerel saatle 9.40’ta, tahminlere göre 7,7 ve üzeri bir depremle yerle bir olmuş ve 40 ila 50 bin arasında can kaybı meydana gelmişti.

Dönemin iyimser filozofları, yaşanan bütün kötülüklerin daha büyük bir iyiliğin parçası olduğunu savunuyordu. Her şerde bir hayır vardı!

Haylaz Voltaire ise yıkıntıların altında kalan masum insanları göstererek sordu: Bu insanların acısında nasıl bir iyilik bulunabilirdi?

İşte bu saikle Lizbon Felaketi Üzerine Şiir‘i yazmıştı.

Suçlu doğa mıydı? Yoksa Tanrı mıydı? Yahut bu ikisini kullanıp sükûnet tavsiyesinde bulunanlar mıydı? Şöyle sesleniyordu Voltaire:

“Bu kurban yığınını görünce şöyle mi diyeceksiniz: Tanrı intikam aldı, onların ölümü işledikleri suçların bedelidir!”

Üç yıl sonra yazdığı Candide adlı romanında daha da ileri gitti. Aslında çok sade bir cümleye Lizbon Depremi’nin ve Aydınlanma’nın yarattığı kopuşu sığdırıyordu:

“İnsanın yalnızca kendi bahçesini ekip biçmesi gerekir.”

İtirazı kes, tatava yapma, işine bak, paranı al otur, demiyor Voltaire. Soyut metafizik tartışmalar yerine somut çalışmaya yönel; kendi koşullarını iyileştirmeye çalış, diyor.

İstanbul’un ilk olmayan ve maalesef son olacakmış gibi görünmeyen bu yıkımı bir hafta sonra büyük çoğunluk tarafından unutulmuş gibi. Ama artık bizden asırlar evvel başka felaketlerin ilham verdiği soruları sormanın zamanı gelmedi mi?

Bu felaketi yaratan rant sistemini; derelere çöken ve çökülmesine izin veren hükûmeti; emlak ve konutları en kârlı yatırım aracı olarak gören ve gösteren açgözlüleri; hâsılıkelam kapitalizmi sorgulamak vakti değil midir?

Nitekim bu yıkımı yaratanlar nezdinde artık Tanrı odur.

Yani yaşadıklarımızın sebebi odur, bu yağmurlar değil:

Kaybettikçe bir çentik attı
Alnımın üstüne Tanrı
“Büyüdün,” dedi, “bu yağmurlar bu yüzden

Oğul Tuna

Oğul Tuna

Oğul Tuna tarihçi, çevirmen ve uluslararası ilişkiler uzmanıdır. Avrasya’nın tarihî ve güncel meselelerine, siyasal düşünceye ve entelektüel tarihe odaklanmaktadır.

Genel kategorisinden son haberler

Fazıl Ayanoğlu ve Tarihî Gerçekler I

Okura not: Bu makalede kullanılan belge ve görseller Necdet İşli Arşivi’ne aittir ve yalnızca basılı nüshamızda olup onun üzerinden istifadeye açıktır. Osmanlı devri askerlik
GitEn Üst

Don't Miss