“Çalışmayan beyinlere hamallık yapmayın”
6. Altmış yılı aşkın süredir gençlik örgütlerinde görev aldınız, dünyanın birçok ülkesinde gençlerle bir araya geldiniz. Bugünün gençlerine baktığınızda onları en çok hangi konularda uyarmak ve cesaretlendirmek istersiniz? Sizi bu düşüncelere götüren yaşam deneyimleriniz neler oldu?
Sertaç kardeşim, 60 yıldır dünya gençlik kamplarında çalıştım, gençlik örgütlerinde görev aldım. Ancak en acı deneyimimi 19 Temmuz 2026 Pazar akşamı ODTÜ’de yaşadım. Yeni mezun gençler, bize 55. yıl madalyasını takan Rektör Ahmet Yozgatlıgil’i stadyumda yuhaladılar. Buna çok üzüldüm. Annelerinin ve babalarının yanında gençlere şunları söyledim:
“Bu yuhaladığınız adamın imzaladığı diplomayı taşıyorsunuz. Önce İngilizceyi ana diliniz gibi öğrenin; ardından Fransızca, Almanca, hatta Çinceyi de ekleyin. Sizi ilk zorlukta terk edecek insanları ekibinize almayın. Mutlaka günde en az iki saat spor yapın ve iki saat kitap okuyun. Beyniniz sürekli çalışsın; çalışmayan beyinlere hamallık yapmayın.”
Bugün ne yazık ki Türkiye’nin dünyaya örnek gösterebileceğimiz bir yönü kaldığını düşünmüyorum. Çünkü dünyanın örnek aldığı Atatürk’ü çok gerilere attık; cesur adımlar atabilecek insanları ise susturduk. Konuşmayan bir toplum örnek alınmaz. Ya bilgisizdir ya da korkaktır. Dünyada bu iki özelliğin de bir karşılığı yoktur.
Galatasaray Lisesi sınavlarını kazanmamda Eskişehir Yunus Emre İlkokulu Müdürü Orhan Balkan ile öğretmenlerim Nezir Sayın ve Nimet Kuzey’in büyük emeği vardır. ODTÜ’yü kazanmamda ise Galatasaray Lisesi Müdürüm Ali Teoman ve tarih öğretmenim Server Bürge’nin katkılarını hiçbir zaman unutamam.
Benim için ODTÜ, “memleketini kurtaranların takımıdır”. Bu düşüncelerimi kitaplarımda da anlattım. Okuyanların sayısı artarsa memleket de kurtulur; aksi hâlde bizi çok karanlık bir gelecek bekliyor.
“Söz uçar, yazı kalır”
7. Bugüne kadar yayımladığınız eserler, ekonomi, eğitim, toplumsal hafıza ve kişisel tanıklıklarınızı bir araya getiriyor. Okurlarımız için bugüne kadar yayımlanan kitaplarınızı ve çeviri çalışmalarınızı paylaşır mısınız? Sizi bu eserleri kaleme almaya yönelten temel düşünce neydi?
Bugüne kadar yayımlanan çalışmalarım şunlardır:
Avrupa Topluluğunda Sosyal Güvenlik Sistemi (çeviri ve inceleme çalışması)
Memleketi Kurtaranlar ile Kendilerini Kurtaranlara Mektuplarım, Cilt I–II
Pilava Kaşık Sallayanlar: Galatasaray Lisesi 1957-1966 Dönem Mezun Anıları
Amacım yalnızca yaşadıklarımı anlatmak değil; tanıklık ettiğim olayları, tanıdığım insanları ve edindiğim deneyimleri gelecek kuşaklara bırakabilmekti. Bir toplumun hafızası ancak yazıyla güçlenir. Eğer yazmazsanız, yaşananlar zamanla unutulur. Ben de kendi payıma düşen tanıklığı kayıt altına almaya çalıştım.
9. Yaşadıklarınızı gelecek kuşaklara aktarıyorsunuz. Bugün geriye dönüp baktığınızda sizi hâlâ üretmeye iten en büyük motivasyon nedir? Üzerinde çalıştığınız yeni projeler ve gerçekleştirmeyi arzu ettiğiniz hayallerinizden de söz eder misiniz?
Kitaplarımı tamamen “Söz uçar, yazı kalır” felsefesinden hareketle yazdım. Ayrıca 33 yıllık eşim Georgine’in, Alzheimer hastalığıyla verdiği mücadelenin ardından 23 Ocak 2024’te aramızdan ayrılmasıyla oluşan büyük boşlukta ayakta kalabilmemin yollarından biri de yazmak oldu.
Hayatım boyunca “Keşke…” sözcüğünden hiç hoşlanmadım. Bana göre bu, insanın kendisine kurduğu en büyük tuzaklardan biridir. Allah bize akıl ve bilgi vermiş. Eğer bunları aklın süzgecinden geçirerek çözüm üretemiyorsanız, neylesin Mahmut!
Bugün en büyük hedefim, Eskişehir’in kurtuluş günü olan 2 Eylül’de Sivrihisarlı heykeltıraş Metin Yurdanur’a yaptırdığım Kemal Zeytinoğlu büstünü Odunpazarı’ndaki kaidesine yerleştirebilmekti. Fakat Anıtlar Kurulu kaideyi 20 cm yüksek bulduğu için mermer yeniden yapılıyor. Belediyeden gelecek haberi bekliyorum. Ayrıca, ikna edebilirsem Yılmaz Büyükerşen ve Ayşe Ünlüce ile Atatürk Kültür Merkezi’nde “Eskişehir: Kökleri Derinde, Yepyeni Bir Şehir” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirmeyi arzu ediyorum. Şimdilik her iki konuda da bekleyişim sürüyor.
Sağlıcakla…
Röportajın sonu.