Biliyorsunuz, her yıl 30 Eylül, Dünya Çeviri Günü olarak kutlanıyor. Bu vesileyle çeviri dünyasının sorunları ve imkânlarını biraz irdelemek iyi olacaktır; çünkü çözmemiz gereken pek çok sorun, konuşulması gereken epey mesele var.
Çeviri söz konusu olduğunda ünlü yazar, felsefeci ve çevirmen Iris Murdoch’un tekrarlamaktan bıkmadığım bir cümlesi var: “Çeviri yapmaya bayılıyorum, sanki ben ağzımı açıyorum ve başka biri konuşmaya başlıyor” diyor. Bu cümle benim çeviri anlayışımı ve çeviriye bakışımı büyük ölçüde özetliyor. Çeviri yapmak insana birçok değişik sesle konuşma imkânı tanıyan harika bir uğraş, bir yandan.
Öte yanına geçmeden söylemem gereken birkaç şey var: Ben, çeviriye okuduğum kötü çeviriler yüzünden başlamış alaylı bir çevirmenim. Fakat çeviriye başlayınca ve çevirmenlerin kitap çevirisi karşılığında aldığı ücretleri, o ücretlerin zorlu ödenme koşullarını şahsen deneyimleyince, okurun neden o kadar kötü çeviriye maruz kaldığını da daha iyi anlamış oldum: Sorun yeteneksizlik ve liyakatsizlikten değil sektörün çeviriye ve çevirmene bakışından, çevirmenlerin razı olması gereken çalışma koşullarından kaynaklanıyordu. Bu da çevirmenliğin diğer yanı: Kitap çevirisi pek az para kazandıran, sosyal haklardan ve iş güvencesinden yoksun, geçiminizi sağlamanıza yetmeyen bir uğraş.
Kitap çevirisi süreci aşağı yukarı şöyle işler: Yayınevi çevirmene bir kitabı çevirmesini önerir. Çevirmen işi kabul ederse, süreç iki türlü ilerler: Ya bir telif sözleşmesi imzalanarak çevirmene her baskıda kitabın etiket fiyatının brüt yüzde kaçının ödeneceği belirlenir yahut bir kereye mahsus bir ödeme yapılacağı karara bağlanır. Bu durumda çevirmen kitabın tekrar basımlarından telif ücreti almaz.
Her iki durumda da çevirmen ücretini ancak çeviriyi bitirip teslim ettikten ve kitap basıldıktan (bazen aylar) sonra alır. İstisnaî olarak çevirmene avans ödendiği olur. Yani bir çevirmen ücretini genellikle çevirisini bitirip teslim ettikten aylar sonra ve çoğu kez taksitler halinde ikiye, üçe bölünmüş olarak alır. Hâl böyle olunca da kitap çevirmenliği bir insanın geçimini sağlayacak kadar para kazanmasına yetmez. Bilhassa başlangıçta. Bunun sonucu da iyi çevirmenlerin çoğu daha iyi kazanabilecekleri çeviri alanlarına yönelmesi, kitap çevirisini tercih etmemesi olur. Elbette başka bir işi, başka gelir kaynağı, maaşı/emekli maaşı olan kimi çevirmenlerin, bütün bu olumsuz koşullara rağmen, kitap/edebiyat sevgisiyle kitap çevirisinde ısrar ettiği de doğrudur.
Kitap çevirisi yapmaya başladığım 2007 yılından bu yana, çevirmenlerin durumu iyileşmedi, daha da kötüye gitti maalesef. Makine çevirisi büyük bir hızla gelişip iyileşmesinin bunda bir etkisi, bir payı olduğu şüphesiz. Bilen, bilmeyen “Artık çevirmenlere ihtiyaç kalmadı, makineler her şeyi yapıyor” havasında. Çevirmenlere giderek daha düşük ücretler, daha kötü koşullar dayatılmaya çalışılıyor.
Kabul etmek gerekir ki Google Translate vb. ücretsiz çeviri araçları bile üç – beş yıl öncesine göre son derece gelişti ve iyileşti. Bunların ücretli ve herhalde daha gelişkin türleri daha iyisini yapıyordur, kullananlara sormalı. Bu durum, kaçınılmaz olarak çevirmene verdiği parayı gereksiz masraf gibi gören, çevirmenin her baskıda neden telif ücreti aldığını anlamakta zorlanan bazı yayıncıların ağzını sulandırıyor. Nitekim makine çevirisiyle yayınlanan kitaplar da gördük, çevirmenlerin makine çevirisi kullanıp kendisi çevirmiş gibi yayınevine yolladığını da duyuyoruz. Vebali söyleyenlerin boynuna. Konuyu yakından bilenler, bütün bunlara rağmen, makinelerin yahut yapay zekânın henüz edebiyat çevirisi yapabilecek inceliğe ulaşmadığı kanısında. Ben de aynı kanıdayım, söz konusu edebiyat çevirisi olunca, insan çevirmenler hâlâ elzem.
Bir de şu var: Yayıncılık giderek bir kültür sanat faaliyeti (de) olmaktan uzaklaşıp salt bir ticari faaliyete dönüşüyor. Pek çok önemli eserin ciddi çeviri hataları ve tashihlerle yayınlandığını görmek vaka-yı adiyeden oldu. Yayınevi ticarî bir faaliyette bulunuyor ama ürettiği “kusurlu mal” için sorumluluk almıyor kolay kolay. İnternette yapacağınız basit bir tarama ile okurun yayınevlerince dikkate alınmayan, düzeltilmeyen kusurlu üretimlerine dair sayısız haklı yakınma bulabilirsiniz.
Bütün bu olumsuzluklara karşılık bazı olumlu gelişmeler de yok değil: Okur, sosyal medyaların, oralarda dönen tartışmaların vb.nin de katkısıyla yavaş yavaş bu konuda bilinçlenmeye; çevirmen izlemeye, çeviriye dikkat etmeye başladı. Bu geleceğe yönelik olarak olumlu bir işaret sayılabilir.
İyi çeviri eserler dünyayla, başka ülkeler, başka kültürlerle tanışmamızı; bütün farklılıklarımıza rağmen aynı büyük insanlık ailesine mensup, ortak düşünceleri, ortak kaygıları, ortak dertleri ve ortak sevinçleri olan bir tür olduğumuzu kavramamızı sağlıyor; oralara gitmeden oraları “görmemize” imkân tanıyor. O nedenle çok önemli ve değerli. Bu değerli uğraşı verenlerin koşulları ise maalesef ideal olmaktan çok uzak.
Velhasıl, Dünya Çeviri Günü’nde pek az kutlama gerekçemiz, çözülmesi gereken pek çok sorunumuz var. Yine de kutlu olsun. Meslek örgütümüz Çevbir’in sloganıyla bitireyim: “Biz çevirmezsek, dünya dönmez.”