Ruhsal sıkıntı her yerde aynı kelimelerle anlatılmaz. Batı’da biri “Üzgünüm”, “Kaygılıyım”, “Hiçbir şeyden zevk almıyorum” der. Çin’de ise sık sık “İçim sıkışıyor”, “Karaciğerim yanıyor”,
XXI. yüzyıl birçok açıdan eski bilinenlerin yıkıldığı, uzun zamandır getirdiğimiz normları parçaladığımız ve bu yüzden hem çok heyecanlı ama çok da stresli bir yüzyıl
Osmanlı devri vakfiyelere dayalı tesis olunmuş bütün mescit, tekke ve türbeler T.C. 2863 sayılı kanun kapsamında olup korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli müesseselerdir.
Komünizm nasıl anlatıldı bize? O; yokluktu, baskıydı, sansürdü, özgürsüzlüktü, fukaralıktı, karanlıktı, kuyruktu, buyruktu… İnsana gelecek, umut, aydınlık verense liberal demokrasiydi. O liberal demokrasi ki
Napolyon Bonapart’a atfedilen ünlü sözdür: “Bırakın Çin’i uyusun; eğer Çin uyanırsa dünya yerinden oynayacaktır.” 1 Ekim 1949’da dev uyandı ve bugün dünyayı yerinden oynatmakta.
İsyancı Mao Zedung 1893’te Çin’in güneyindeki Hunan eyaletinde doğdu. Zengin bir köylü ailesinin çocuğuydu. Babasının yoksulları sömürmesine, kaba saba davranışlarına ve onu zorla evlendirmek
Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yıl dönümü vesilesiyle, Başkan Mao’nun Kırmızı Kitap’ının İngilizce baskısından seçilen bu alıntılar, Yönelim okurları için derlenmiş ve Türkçeye çevrilmiştir.
Modern Çin‘in kurucusu olan Deng Şiaoping, (1904-1997), 5 yıllık bir Fransa macerasından sonra, Sovyetler Birliği‘nde Sun Yat-Sen Üniversitesi’nde eğitim alır. Ardından Çin’e döner, devrimci
Rahmetli Fransa’ya hiç gidemedi. Fakat ekibinin şaşırtıcı bir kısmı gençliğinde Fransa’da work and travel yapmışlardı. Anlatayım. Hikâye XX. yüzyıl başında Çinli aydınların “Neden Çin
Maci, kelepçenin acıttığı bileklerini ovarak söylendi. Güya özgürlüklerin had safhada olduğu bir ülkede yaşıyordular. Öte yandan güpegündüz evinde ters kelepçeyle gözaltına alınıyordu. Gülse miydi