Masal; umudun fısıltısının, iyiliğin zaferinin, kır manzaralarının, kahramanlık düşlerinin, ocak başında annenin müşfik sesinden dinlenen hikâyelerin hatırası mıdır? Yahut kusurlarıyla meziyetlerini bir arada taşıyan; fakat daima kendilerinin daha iyi hâline ulaşmayı arzulayan halkların hikâyeleri midir?
Zamanın başlangıcından beri masallar insanların hayal dünyasını beslemiş, küçük büyük herkesin yaratıcılığını uyandırmıştır. Sözlü gelenekten doğan masallar, yüzyılları ve sınırları aşarak evrensel bir edebî kültür meydana getirmiştir. Zamana meydan okuyan ve bütün insanlığa seslenen mahiyetleriyle halkların ortak hafızasının ayrılmaz bir parçasıdırlar.
İnsanların bir araya geldiği uzun gecelerde doğan, ocak başında ağızdan ağıza aktarılan masallar hayal gücünün insan hayatının merkezinde bulunduğu bir zamana aittir. Gözlerimizin henüz ekranlara esir olmadığı; birkaç kelimenin, bir sesin ve dikkat kesilmiş bir dinleyici topluluğunun koca dünyalar yaratmaya yettiği bir zamana…
Nesiller boyunca şekillenen, zenginleşen bu hikâyeler, insanı insan yapan değerleri de kendi içlerinde taşırlar: iyilik, cömertlik, cesaret, bilgelik ve bizi bizden öncekilere bağlayan o derin tevazu… Masallar, bütün farklılıklarına rağmen aynı korkuları, aynı umutları ve aynı hayalleri paylaşan insanlığın aynasıdır.
Masalcının etrafında toplanır; ağzımız açık, gözlerimiz ışıldayarak onu dinleriz. Bir ikilemle bir serüven arasında nefesimizi tutarız. O anda sanki zaman durur. Bir süreliğine nesiller birbirine kavuşur; geçmişle bugün arasındaki sınırlar silinir. Böylece geçmişte kalmış bir devrin sıcaklığı, her anlatan sesle yeniden canlanarak nesilden nesile aktarılır.
Çünkü masal yalnızca kültürel bir mirası muhafaza etmekle kalmaz. Değerleri aktarır, hayal gücünü besler, yaratıcılığı harekete geçirir ve her şeyden önce insanları bir araya getirir. Masal birleştiricidir. Kültürel, dinî veya fikrî ayrımların geri çekildiği ve onların yerine bizi birbirimize bağlayan en temel şeyin, yani insanlığımızın geçtiği müşterek bir alan yaratır.
Belki de masalların gerçek büyüsü tam burada yatar: Aramızda yüzyıllar, coğrafyalar ve birbirinden farklı dünyalar bulunsa da hepimizin, bizden çok daha önce başlamış hikâyelerin mirasçıları olduğumuzu bize hatırlatırlar.
Türk masalları, dünyanın bütün masallarında bulunan aynı evrensel değerleri taşımakla beraber, kendilerine has ve şaşırtıcı bir hususiyet de barındırırlar. Türk masalı kendine özgü şiirli bir söyleyişle başlar ve yine aynı şiirsellikle sona erer.
Masal, daha ilk sözlerinden dinleyiciyi olağanüstünün dünyasına ve hayal kurmaya davet eder:
“Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken…”
Ve nihayet başka bir şiirli çağrışımla, gökten düşen üç elmanın paylaşılmasıyla sona erer. Elma… tadı, âdeta Türk masalının özünü taşıyan o güzel meyve.
Fakat Türk masalının kıymeti yalnızca bu şiirli dilinde değildir. Türk masalı, binlerce yıllık bir kültürün ve uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayılmış tarihî birikimin taşıyıcısıdır. Keşfedilmeyi hak eden bu dünya, hem çocukların hem yetişkinlerin hayal gücünün önünde yeni yollar, yeni patikalar açacaktır.
Öyleyse herkese iyi okumalar!
*
Hanife Bayar-Ünal, Türk-Fransız öğretmen, yazar ve yeminli tercümandır. Türkiye ile Fransa arasında büyüdüğü için iki kültürü de yakından tanımaktadır. Özellikle Türk halk masallarını ve kültürel mirası gelecek nesillere aktarmaya önem vermektedir. Annesinden dinlediği masalları kitaplaştırmış ve Türk masallarını Fransızca konuşan okuyucularla buluşturmuştur. Türkiye’de ve Fransa’da,yayınlanmış 3 masal kitabı bulunuyor:
Contes de ma mère, Vova Kitap
Contes Turcs, Vova Kitap
Contes de Turquie, racontés par ma mère, Les Éditions du Petit Pavé