Bilgesu Erenus: Büyük Bir Sanatçıyı Uğurladık

Geçtiğimiz hafta 8 Ağustos’ta gerçek anlamda çok önemli bir sanatçıyı toprağa verdik.  Her ölümün arkasından daima “Çok iyi insandı”, “ Çok büyük sanatçıydı”,” Yeri aslâ doldurulamaz” gibi güzellemeler yapılır. Gidenin ardından sevenlerinin bu tür cümleleri sarfetmesi tuhaf değil çok doğaldır. Ben de Bilgesu Erenus’un ardından benzer cümleler kurgulasam yanlış yapmış olmam. O bunları sonuna kadar hak edecek biriydi.

Erenus’un eşi avukat Müştak Bey’in yengesi Efser Erenus, Safiye Ayla’nın kırk yıl avukatlığını yapmıştı. İşte bu sebeple çok uzun yıllar öncesinden tanıdığım Bilgesu Erenus; benim için hakkında söylenebilecek bütün güzel sözlerin dışında çok iyi tanıdığım bir dosttu.

Erenus çok iyi, çok usta, çok değerli bir yazar; özgün bir müzisyen olmasının dışında kişi olarak çok dürüst, çok yardımsever, çok iyi niyetli ve her şeyden önemlisi inandığı ve doğru bildiğinden hiçbir sebeple tâviz vermeyen bir kadındı. Öyle ki beni sevmenin ötesinde takdir ediyor olsa da bir tarihte bir AVM içindeki çok ünlü bir salonda oynadığım müzikale davet ettiğimde özür dileyip, “Tiyatro sanatının kapitalist bir düzenin içinde var olmasını kabullenemeyeceğini” söyleyerek gelmemişti. Fakat buna karşı Bilecik ve Yalova’da düzenlediğim Tiyatro Festivallerine, Dünya Kadınlar gününde konser vermeye her zaman koşarak geldi.

Üstelik bu gelişlerinde hiç özel araç talebi olmadı. Yalova’ya vapurla, Bilecik’e trenle gelip döndü… Çünkü sanatının halka doğru anlamda, doğru noktada ulaşması onun tek gâyesiydi. İnandığı düşünceleri savunduğu kalemi ve şarkıları ile sanat hiçbir şekilde onun para kazanma aracı olmamıştı. Onun için en değerli olan tek şey seyircinin seyrettiği oyunda bir nebze dahi olsa ona yakınlaşması, onun fikirlerinde ışık görmesiydi. Çünkü o yazarlığı bir -düşün insanı- olarak halka aktarım aracı olarak görmüş ve hep bu uğurda yaşamış biriydi. Bu sebepledir ki bütün oyunlarında alışılmış tiyatro kalıplarını zorlayarak kendine başka bir çizgi üzerinde yürümeyi seçmişti. Bunu yaparken halkın özünden hiç kopmamış, Misafir oyununda olduğu gibi daima kültürümüzü yoğurarak bizden olan bir anlatım yolu ile farklılık yaratmıştı. Bütün oyunları ile tiyatro edebiyatımıza bambaşka bir ruh getirmiş nâdir yazarlarımızdan biriydi. Bugün bizler Kelaynak kuşlarını ondan öğrendiğimiz gibi, kadının ezilmişliğini Nereye Payidar’da, yurtdışında yaşayan işçilerimizin sıkıntılarını Misafir’de, bazılarının sadece Sinekli Bakkal yazarı olmaktan öte tanımadığı Halide Edip’in mücadeleci ruhunu Halide’de görmedik mi?

Bu küçük yazıyı güzel sözlerle bitirmek için bulabileceğim her tür iltifat onu için tartışmasız gerçek olacaktır. Ben ise sözlerimi çok sevdiğim bir şarkı ile bitirmek istiyorum:

“Anar ömrünce gönül giden sevgilileri,

Bilmez biçâre kalpler, giden gelmez ki geri…”

Bu dünyanın değişmez tek gerçeği gidenlerin asla geri dönmeyeceği. O da Haldun Taner, Refik Halid, Bedia Muvahhit ve pek çokları gibi elbette geri gelmeyecek ama sanatın gücü ile bize bıraktığı eserlerle her zaman yaşayacak. 

Gerçek sanatçılar hayatta olmadıklarında bile bıraktıkları eserlerle yaşarlar. Onlar ölümsüzdürler.

Bilgesu Erenus ölümsüzler galerisinde zâten çoktan yerini almıştır…

Kültür Sanata Yönelim kategorisinden son haberler

Haydar Özay Röportajı ⅠⅠ

Sizce günümüz insanı resme bakmayı mı unuttu, yoksa düşünmeye zaman ayırmayı mı? Karşımıza çıkan sanat ortamı bu durumu daha da derinleştiriyor olabilir mi? Önlerine

Haydar Özay Röportajı I

“Daha büyük resimlere, daha büyük bir ruh haline ve ustalığa ulaşmaya çalışıyorum” Büyük tuvalleri, tarihsel ve toplumsal belleği odağına alan çalışmalarıyla tanınan ressam Haydar

Sis

Fikret'in ölümsüz şiirinin orijinal vezniyle (mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün) günümüz Türkçesinde söylenişidir.
GitEn Üst

Don't Miss