“Daha büyük resimlere, daha büyük bir ruh haline ve ustalığa ulaşmaya çalışıyorum”
Büyük tuvalleri, tarihsel ve toplumsal belleği odağına alan çalışmalarıyla tanınan ressam Haydar Özay, resimlerinde edebiyattan tarihe, şiirden müziğe uzanan geniş bir dünyayı buluşturuyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü mezunu olan Özay; Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Âşık Veysel ve Sándor Petőfi gibi isimlerin yanı sıra İstanbul ve Gezi Eylemleri gibi toplumsal hafızada önemli yer tutan konuları da büyük ölçekli resimlere taşıdı.
Özay’ın sanatında resim yalnızca estetik bir ifade alanı değil; geçmişle bugün arasında bağ kuran, tanıklıkları geleceğe taşıyan bir bellek alanı olarak da karşımıza çıkıyor. Büyük İstanbul Resmi ve Gezi Resmi gibi çalışmalarında bu yaklaşım belirgin biçimde görülürken, bugün Don Kişot, Yaşar Kemal, Tevfik Fikret ve Beethoven üzerine yeni çalışmalarını sürdürüyor.
Özay ile sanatçının sorumluluğunu, kültürel belleği, günümüz sanat ortamını, yeni kuşakların sanatla ilişkisini ve üzerinde çalıştığı yeni projeleri Yönelim için konuştuk.
“Sanatçının özgür aklı neyi geleceğe taşıyabilir?”
Uzun yıllardır yalnızca resim üretmiyor, aynı zamanda toplumsal belleğe dokunan bir görsel arşiv oluşturuyorsunuz. Sizce sanatçının sorumluluğu estetik üretmekle mi sınırlıdır, yoksa yaşadığı çağın tanıklığını geleceğe aktarmak gibi bir sorumluluğu da var mıdır?
Sorunuzun iki yönünün birleştiği veya ayrıldığı dönemler olabilir. Birlikte de olur, ayrı ayrı da olur, ikisi de önemli. Soyut resimden natürmorta kadar, manzara resminden politik resme kadar resmin dünyası her yönüyle güzeldir.
Günümüzde sanatla ilgili ne varsa, sanki sanatı gerçekte olması gereken değerden, sanki sanatın insanlar için olmazsa olmaz anlamından uzaklaştırmak için varlar. Sanat piyasasının, ticarî galerilerin kâr hırsına, holdinglerin, bienallerin, sanatçıların ruh ve karakterlerini bozma hırsını da ekleyelim. Bütün bunlara kapılan, bütün bunlara karşı olmayan sanatçı özgürce neyi taşıyabilir geleceğe? Geçmişten günümüze gelen kültürel ve toplumcu bir tanıklığı geleceğe aktarmak için bunlara dikkat etmek gerekir. Var olanın büyük bir mücadeleyle korunması ve geleceğe aktarılması için karamsar değilim. Sanatçılar için, ressamlar için kuşaklar boyunca çözülmemiş, dağ gibi yığılmış zorluklar var. Yine de iyimser olmak, birçok şey yeni başlıyor diyebilmek gerekir.
Resimlerinizde çoğu zaman tarihsel kırılma anlarına, halkın hafızasında yer etmiş kişilere ve ortak değerlerimize yer veriyorsunuz. Bugün Türkiye’nin ortak hafızasında en çok neyin unutulmasından ya da neyin yerinin değiştirilmesinden endişe ediyorsunuz?
Bugün tanık olduğumuz hâliyle, sığ fikirleri tutkuyla savunur olma tehlikesi endişe veriyor. Bize ait olmayan, bizden olmayan şeylerin, bizleri var eden gerçek değerlerimizin yerine geçirilmesi, köksüzleşmek endişe veriyor.
Bir söyleşinizde “Geleceğe taşınmasını istediğim konuları seçiyorum” demiştiniz. Bugün sanatçı, geleceğe neyi taşıyacağına nasıl karar vermeli? Sanatçının bu seçimi aynı zamanda etik bir tercih midir?
Geçenlerde Fındıklı’da mezunu olduğum Mimar Sinan Resim Bölümü’nü ziyaret ettim. Okulumuzun kütüphanesinde şair Edip Cansever’le ilgili bir müze köşe bile vardı. Kütüphane yeni eklerle bir kat daha güzelleşmiş buldum. Ama en üst katta gezdiğim resim atölyeleri bu hissi vermedi bana. Dekoratif bir şey değil söylemek istediğim. Bazen emekli resim profesörleri gördüğüm oluyor. En son Kadir İnanır’la ilgili anma töreninde Muhsin Ertuğrul’da olduğu gibi. 40 yılı aşkın resim dünyasına ait tanıklıklarımı düşünüyorum. Bugün sanatçılar için, ressamlar için iyi bir şey, iyi bir haber yok neredeyse. Daha ilk yıllarımızda, 19-20 yaşında yaptığımız eleştirilerin, tepkilerimizin ne kadar isabetli olduğunu düşündüm. Bugün çalışma gücümü biraz da olsa koruyorsam, bugünkü tavrımı güçlendiren kökler o yıllarda olmalı. Hâlen öyle düşünüyorum. İnanç ve inatla yol alan etik tercih, sanat mücadelemde çok önemli.
“Yeniden resmini yapacağım bir resmin içinden geçiyoruz sanki”
Dijital çağda görüntüler birkaç saniye içinde tüketiliyor. Siz ise izleyiciden uzun süre bakmasını, ayrıntılar arasında dolaşmasını isteyen eserler üretiyorsunuz. Bu hızlı tüketim çağında resmin zamana karşı direnen gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teşekkür ederim. Bu değerli saptamanızı bir kere daha doğrulayan, daha önceki çalışmalarımı geride bırakan bir çalışmaya başlayacağım. Haftada bir gün, 18.00 gibi, Taksim’e doğru yavaş yavaş yürüyerek Özgür Üniversite’deki resim dersime gidiyorum. Hava daha kararmamış. Resim dersi bittiğinde, 2-3 saat sonra atölyeden ayrılıp 4. kattan aşağı indiğimizde bu kez hava kararmış. Hepimiz İstiklal Caddesi’nde bir gece sahnesindeyiz. Yeniden resmini yapacağım bir resmin içinden geçiyoruz sanki.
25 yıl önce yaptığım İstiklal isminde bir resmim var. Yeni resimde gece yine aynı gece olacak. Kalabalıklar da aynı, ama bu kez bambaşka bir zamanın insanlarıyla dolu. Yeni bir İstiklal Caddesi resmi yaparken bir romancı gibi, bir sinemacı gibi, bir tarihçi gibi ama en nihayetinde bir ressam gibi ilerlerken, tâ en başından itibaren düşüncelere dönüşen desenlerin, rengin, kompozisyonun, yani resmin katman katman hazırlıklarıyla, oluşum aşamalarının kaydedilmesi. Belgeselinin ve kitabının resimle birlikte başlanıp, resimle beraber biteceği bir çalışma düşünüyorum. Romancıya, tarihçiye, sinemacıya gerek yok belki de, geriye bir ressamın 2×10 metrelik bir resmi kalsın yeter.
Beethoven’a saygı ile söylersem, bu kez kendi beşinci senfonime ya da dokuzuncu senfonime doğru ilerleyeceğim.
(Devamı gelecek sayıda.)