“Ah, şimdi bir piyes olsa da oynasam…”
8- Sahne özlemi hiç biter mi?
Sahneye her çıkışımda hâlâ çok duygulanıyorum. Bu duygu bana öğrencilik yıllarımdan aşılandı. Gerçekten sahneyi bu kadar sevmek belki de beni bugüne kadar yaşatan şey oldu. Bazen kendi kendime soruyorum; acaba sahneyi bu kadar sevdiğim için mi Allah bana böyle uzun bir ömür verdi?
Sahnede duygulanmamak mümkün değil. Hatta geçen yıllarda bir ödül töreninde sahneye çıktığımda içimde büyük bir fırtına koptu. O an kendi kendime, “Ah, şimdi bir piyes olsa da oynasam” dedim. Seyirciden büyük bir alkış yükseldi.
Sanırım beni en çok duygulandıran şey tiyatronun özü, sahnenin kendisi. Çünkü tiyatro benim hayatımın en büyük sevgisi oldu.
“Bu kitabı yazmak benim boynumun borcuydu.”
9-“Tiyatrocu Olmak mı, Olmamak mı?” kitabını yazmaya nasıl karar verdiniz?
– Hiçbir anıyı biriktirmiyordum. Yalnız, çok uzun yıllar önce, yaklaşık yirmi yıl boyunca ufak tefek notlar alıyordum. Onların bir gün kitap hâline geleceğini hiç düşünmedim. Sonraları kendiliğinden oluştu. Ama notlarım çok seyrek ve çok azdı.
Bu kitabı yazmak benim boynumun borcuydu. Çünkü bu kitapta hem günümüze hem de çok eski yıllara uzanan anılar var. Bunları gençler de öğrensin, bilsin istedim. Tiyatronun ne denli sağlam temeller üzerine kurulduğunu görsünler istedim. Sevgili Münir Özkul’un dediği gibi, “Tiyatro iki kalas bir heves.” Ben de buna yürekten katılıyorum.
Münir Özkul’a derin bir hayranlığım vardır. Bence Türk tiyatrosunda onun gibi bir komedyen daha yetişmedi. Onunla iki yıl aynı sahneyi paylaşmış olmanın gururunu taşıyorum. Gerçekten Türk tiyatrosuna armağan edilmiş bir sanatçıydı. Ama ne yazık ki kıymetinin tam olarak bilindiğini düşünmüyorum. Bugün daha çok filmleriyle ve anılarla hatırlanıyor. Oysa adına ödüller verilmeli, oyunculuğu yeni kuşaklara anlatılmalı.
Bir de içimde kalan bir üzüntü vardır. “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nı oynarken, oyunun Haldun Taner tarafından filme alınması istenmişti. Ancak Saltuk Kaplangı buna çok kesin bir şekilde karşı çıktı ve kadronun bir araya gelmesine engel oldu. Böylece o güzel oyun genç kuşaklara kalamadı. Oysa gençler Münir Özkul’un sahnedeki oyunculuğunu izleyebilselerdi, ondan çok büyük dersler çıkarırlardı. Bu, anılarım arasında hâlâ üzüntüyle hatırladığım bir gerçektir.
“Bir Sanatçının Gözünden Türkiye .”
10- Günümüzü ve ülke gündemini takip ediyor musunuz? Bugün yaşananlara bir sanatçı gözüyle baktığınızda neler hissediyorsunuz?
-Efendim, bunu takip etmemem zaten mümkün değil. Elbette takip ediyorum. Ama doğrusu oldukça üzüntülü bir şekilde takip ediyorum. Pek çok değerin, isteyerek ya da istemeden, o değerler yeterince tanınmadan ve anlaşılmadan yok edildiğini görüyorum.
Bunu biraz da politikayla özdeşleştiriyorum. Bir sanatçı gözüyle baktığımda derin bir üzüntü hissediyorum. Hatta zaman zaman büyük bir zavallılık hissi duyuyorum. Olmaması gereken pek çok şeyin yaşandığını görüyorum. Bir sanatçı olarak bunları kabul etmek kolay değil.
Yine de bütün bunların aşılacağına inanıyorum. Nasıl aşılır, hangi yollar bulunur, bunu kesin olarak bilemiyorum. Belki bilsem de söylemek istemiyorum. Ama umudumu kaybetmiyorum. Daha güzel günlerin geleceğine inanmak istiyorum.
” Kitaplarla Geçen Bir Ömür.”
11- Bugünlerde günleriniz nasıl geçiyor? Boş vakitlerinizde en çok nelerle ilgileniyorsunuz?
– Çok kitap okudum, hâlâ da fırsat buldukça okumaya çalışıyorum. Öyle ki bir dönem Datça’daki Galatasaray Lisesi mezunlarının toplantılarında okuduğum kitaplardan söz ettiğimde bana şaka yollu “hoca” demeye başlamışlardı.
Mesela özellikle önermek istediğim kitaplardan biri, Rum yazar Kastanakis’in “Hacı Manuil” adlı romanıdır. Osmanlı’nın son dönemleriyle Cumhuriyet’e geçiş sürecini anlatan çok kıymetli bir eserdir. Bulabilirlerse mutlaka okusunlar.
Getronagan Lisesi’nin değerli müdürü Sayın Silva Hanım da bana çok önemli kitaplar gönderdi. O kitaplarda yalnızca tarih değil, aynı zamanda edebiyatın en güçlü dönemlerinin izleri vardı. Kitaplarla kurduğum bağ hayatım boyunca hiç kopmadı.
Ayrıca politikayla da ilgileniyorum. Üzülüyorum, seviniyorum ama doğrusu son zamanlarda daha çok üzüldüğümü söyleyebilirim. Halk TV’yi de sık sık takip ediyorum.
“Hürrem Sultan’dan Muhteşem Yüzyıl’a.”
12- Bugünlerde izlediğiniz diziler ya da yapımlar var mı?
-Bu ara “Muhteşem Yüzyıl”ı izliyorum. Açıkçası büyük bir şaşkınlıkla izledim. Çünkü benim bildiğim Hürrem Sultan ile dizideki Hürrem arasında çok büyük farklar var.
Ben Hürrem’i iki kez oynadım. Bu nedenle konuya ayrıca ilgi duydum. Bana yıllar önce çok değerli araştırmacı Adnan Giz Bey uzun uzun Hürrem’i anlatmıştı. Kendisi Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem’e yazdığı mektupları incelemiş, tercüme etmiş önemli bir isimdi.
Adnan Giz Bey’in anlattığı Hürrem, çoğu zaman gösterildiği gibi yalnızca entrikalar peşinde koşan bir kadın değildi. O, çocuklarını korumaya çalışan, büyük acılar yaşamış ve genç sayılabilecek bir yaşta hayata veda etmiş bir kadındı. Bu nedenle dizideki yorumla tarihsel anlatım arasındaki fark beni düşündürüyor.
Elbette bunlar sanat eseridir, yorumdur. Ama ben yıllar önce dinlediğim, araştırmalara dayanan anlatımları da unutamıyorum. Bu yüzden izlerken sık sık geçmişte öğrendiklerimi hatırlıyorum.
Ani İpekkaya’nın tiyatro yaşamını, anılarını ve sanat yolculuğunu kaleme aldığı Tiyatrocu Olmak mı, Olmamak mı? kitabı Ange Yayınları etiketiyle okurla buluştu.