Haydar Özay Röportajı ⅠⅠ

Sizce günümüz insanı resme bakmayı mı unuttu, yoksa düşünmeye zaman ayırmayı mı? Karşımıza çıkan sanat ortamı bu durumu daha da derinleştiriyor olabilir mi?

Önlerine gelen sergiler çoğunlukla bir estetik düzeyi, sıradanlaşmış bir zevki yükseltecek gibi değil. Güncel sanat anlayışıyla yapılmış on sergiye gitse neyle karşılaşacak? Bu sergilerde ne var? Halk kültürü mü, ilerici tarih mi? Geçmişte mizah dergilerinde yağmurdan kaçarken resim galerisine sığınan adam karikatürleri olurdu. Şimdi yine yağmurdan kaçıp sanat galerisine girse, ıslanmaktan kurtuldu, yağmurdan kaçtı, ama oradaki doludan kaçmayı aklı edecek mi? Bu da zamanımızın bir karikatürü.

Genç kuşaklar bugün pek çok tarihsel ve edebi kişiliği çoğunlukla sosyal medyadan ya da kısa içeriklerden tanıyor. Sizce sanat, yeni kuşaklarla kültürel hafıza arasında yeniden bir köprü kurabilir mi?

Köprü ile beraber köprüye benzeyen su kemerleri aklıma geliyor. Köprünün altından geçenler kadar su kemerinin üstünden geçenler de var. Değerlerin ustalıkla olmayan, bıktıran tekrarını sık sık görüyoruz. Kuşaklar arasında bir kopukluk oluyor. Ama tarihsel ve edebi birikimlerin gelecekle ve yeni kuşaklarla kurulamayan incelikle ama çok sağlam bağını sanat kurabilir. En başta da resim sanatı bunu başarabilir.

Daha büyük resimlere, daha büyük bir ruh haline ve ustalığa

Son yıllarda sanatın “kısa sürede öğrenilebilen” bir beceri gibi sunulduğunu görüyoruz. Oysa resim yapmakla sanat üretmek aynı şey midir? Bir ressamı asıl belirleyen teknik yeterliliği midir, yoksa düşünsel birikimi, yaşam deneyimi ve dünyaya bakışı mı?

Hepsi bir arada; bütün saydıklarınızın yansımasının eserlerinde görülmesi, incelikle sezdirilmesi olmalı.

“Resim elle değil, akılla yapılır” diyordu Michelangelo mektuplarından birinde. Halkın eşitlikçi, ortakçı, toplumcu aklı yükselmezse; sanatseverlerin sıradan beğenisi, kültür ve estetik düzeyi yükselmezse; ressamın özgür aklından doğan resim sanatı tek başına ne yükselir ne de ölümsüzleşir.

Sertaç Çelik’in, yani sizin, adeta bir arkeolojik kazı yaparcasına ortaya çıkarıp kitaplaştırdığınız ve sanat dünyasına kazandırdığınız Sennur Sezer’in Resim Defteri isimli, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan sergi izlenimi yazıları için bir ressam olarak size çok teşekkür ederim. Sennur Sezer’le hayatını ve edebiyat yolculuğunu paylaşan değerli yazar Adnan Özyalçıner’in de bu kültürel mirasın önemli tanıklarından biri olduğunu düşünüyorum.

Sennur Sezer kitapta bir yerde, 1974 yılında “az olanaklı çocukların gösterdiği dirençten” bahsediyor (s. 163). İşte bu harika tanımlama her şeyin özü. Özgürlüğün, ülkemizin, kültürümüzün korunması ve yaşatılması için direnç göstermeliyiz. Genç, yaşlı, kadın, çocuk; az olanaklı olmak bahane edilmeden direnç göstermeliyiz.

Son dönemde sanat eğitiminin, kısa süreli kurslar ve sosyal medya üzerinden “herkes kısa sürede ressam olabilir” anlayışıyla sunulduğunu görüyoruz. Sizce sanat eğitiminde ustalık, emek ve zaman kavramlarının geri plana itilmesi, sanatın kendisine bakışımızı nasıl etkiliyor?

Cacatum non est pictum’u ben ilk kez Yalçın Küçük’ün bir kitabında duymuştum. Marks’tan bir alıntı olarak bahsediyordu. Heine de bu Latince hicvi kullanıyor bir şiirinde. Beethoven’ın bile bir bestesi var. Marks’ın, Heine’nin, Beethoven’ın, Küçük’ün bu ortak saptamasına katılarak açıklayayım. Bir eserin berbatlığını, gerçek bir tablo olmayışını, boktan olduğunu anlatıyor. Cacatum non est pictum, yani kaka yapmak, resim yapmak değildir de denebilir.

Gerçek sanat eserlerinin, gerçek sanatçıların, gerçek değerlerimizin düşmanca bir görmezden gelmeyle karşı karşıya olduğu apaçıktır.

Önümüzdeki dönemde sanatseverleri hangi projeler bekliyor? Atölyenizde bugün hangi eserler ve hangi düşünceler şekilleniyor? Bu çalışmalarınızda sizi yeni resimlere yönelten temel motivasyon nedir?

40 parçalık bir koleksiyona ulaşan Don Kişotlar’a yaz boyunca çalıştım, çalışıyorum. 2027 boyunca da çalışıyor olacağım. Şubat 2025’te açtığım ilk Yaşar Kemal sergisi sonrası, Yaşar Kemal için ikinci sergim sonbaharda. İlk sergide olmayan Yılanı Öldürseler ve Teneke’den çalışmalarım var. İnce Memed’den, Yer Demir Gök Bakır’dan, Kuşlarda Gitti’den önceki sergide olmayan yeni resimler de olacak, tabii ki.

İstanbul’da müzeleri de olan iki büyük şaire, Adam Mickiewicz’e ve Tevfik Fikret’e giderek sergilemelere doğru yaklaşarak devam ediyorum. Zaman zaman Tevfik Fikret’in Sis şiirinden denemeler yapıyorum.

Ludwig van Beethoven resimlerimin bu yıl bir Beethoven festivalinde sergilenmesi için konuşuyoruz.  Beethoven’ın biyografilerini okuyarak, belgesellerini izleyerek ve konserlerini dinleyerek çalışmaya devam ediyorum. Bir örnek vermem gerekirse, Sinan Cemgil’in babasının, yani Adnan Cemgil’in çevirdiği Jean-Christophe romanı var. 2-3 kez okudum. Öğrenciliğimde ilk kez Stefan Zweig’ın Dünün Dünyası’nda duymuştum bu romanı. Romain Rolland bu nehir romandaki başkarakteri Beethoven’dan esinlenilmiştir. Tavsiye ederim.

Koşullar elversin vermesin, yeniden ve yeniden, daha büyük resimlere, daha büyük bir ruh haline ve ustalığa ulaşmaya çalışıyorum.

Sertaç Çelik

Sertaç Çelik

Araştırmacı yazar Sertaç Çelik, BirGün, Evrensel, Bianet, Tunceli Emek Gazetesi, Berfin Bahar ve çeşitli kültür sanat sitelerinde yazıları yayımlandı. Temmuz 2026’da Vapur Yayınları’ndan çıkan Sennur Sezer Resim Defteri adlı kitabı vardır.

Kültür Sanata Yönelim kategorisinden son haberler

Haydar Özay Röportajı I

“Daha büyük resimlere, daha büyük bir ruh haline ve ustalığa ulaşmaya çalışıyorum” Büyük tuvalleri, tarihsel ve toplumsal belleği odağına alan çalışmalarıyla tanınan ressam Haydar

Sis

Fikret'in ölümsüz şiirinin orijinal vezniyle (mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün) günümüz Türkçesinde söylenişidir.
GitEn Üst

Don't Miss