Türkmençay’dan Zengezur’a: İran’ın Kuzey Sınırı Neden Hâlâ Bir Güvenlik Meselesi?

İran’ın Güney Kafkasya’ya ilişkin tutumunu anlamak için bazen Tahran’ın bugünkü açıklamalarından çok iki asır önce çizilmiş haritaya göz atmak gerekmektedir. Çünkü İran açısından Kafkasya sadece komşu bir bölge değil, aynı zamanda büyük bir toprak kaybının, değişen sınırların ve Rusya karşısında yaşanan tarihsel gerilemenin hafızasıdır. Bugün Zengezur Koridoru etrafında yaşanan tartışmaların Tahran’da neden sıradan bir ulaştırma projesinden çok daha büyük bir mesele olarak algılandığını anlamanın yolu da buradan geçmektedir.

XIX. yüzyılın başında İran ile Rusya arasındaki mücadele, Güney Kafkasya’nın siyasî coğrafyasını dramatik bir şekilde değiştirdi. Sırasıyla 1813 ve 1828 yıllarında imzalanan Gülistan ve Türkmençay Antlaşmaları sonucunda İran, bölgedeki geniş topraklarını bırakmak zorunda kaldı. Türkmençay ile Revan ve Nahçıvan Hanlıkları Rus hâkimiyetine geçti ve Aras nehri iki imparatorluk arasındaki bir sınır haline geldi.

Bu gelişmenin sıradan bir toprak kaybı olduğunu düşünmek oldukça yanıltıcı olacaktır. İran’ın kuzey sınırı aynı zamanda siyasî ve iktisadî etkileşimin yaşandığı bir sınır bölgesi hâline geldi. Aras’ın kuzeyinde Rusya kontrolünde yeni bir dünya şekillenirken, İran’ın Kafkasya ile olan tarihsel bağlantıları bu sınır tarafından kesildi. Üstelik XIX. yüzyıl boyunca Rusya’nın bölgedeki askerî ve idari hâkimiyetinin giderek güçlenmesi, İran’ın kuzeyindeki güvenlik ortamını tamamen değiştirdi.

Bugün Tahran’ın Kafkasya politikasında bu tarihsel hafızanın doğrudan belirleyici olduğunu söylemek oldukça iddialı olacaktır. İran, 1828 yılındaki İran değildir. Bölge de 1828’in Kafkasya’sı değildir. Fakat, devletlerin güvenlik algı ve refleksleri sadece bugünkü güç dengelerinden oluşmaz. Sınırların nasıl ortaya çıktığı, hangi savaşların sonucunda çizildiği ve geçmişte hangi güçlerin sınırın ötesine yerleştiği de stratejik düşüncenin kritik bir parçasıdır.

Zengezur meselesi tam da bu nedenle Tahran açısından gayet önemlidir. Bugünkü tartışma, Azerbaycan’ın ana karası ile Nahçıvan arasında Ermenistan’ın güneyinden geçmesi planlanan bir ulaşım bağlantısı etrafında şekillenmektedir. 2025 yılında ABD’nin arabuluculuğuyla Azerbaycan ve Ermenistan arasında varılan anlaşmanın ardından proje yeni bir çerçeveye, “Trump Route for International Peace and Prosperity” (TRIPP) adıyla, taşındı.

Projenin İran sınırına çok yakın olması ve dış aktörlerin rolü, Tahran’ın itirazlarını daha da güçlendirdi. İran’ın temel kaygısı aslında bu ulaşım hattının inşa edilmesinden daha ziyade bu yolun bölgedeki güç ve bağlantı haritasını nasıl değiştireceğidir. Tahran uzun süredir Güney Kafkasya’daki uluslararası sınırların değiştirilmesine karşı çıkmaya devam etmektedir. Çünkü Ermenistan ile kısa kara sınırı, ülkenin bölgeye açılan önemli kapılarından biri. Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki bağlantının İran’ın dışından ve İran’ın kontrol edemeyeceği bir güzergâhtan kurulması, Tahran’ın kuzeydeki stratejik hareket alanını daraltma potansiyelini taşımaktadır.

Daha da önemlisi, eğer koridor üzerinde ABD gibi bölge dışı bir aktörün kalıcı bir rolü ortaya çıkarsa mesele İran açısından bir ulaştırma projesinden çıkıp güvenlik sorununa dönüşebilir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da 2025 yılında Kafkasya meselelerinin bölge dışı aktörlere bırakılmasının sorun yaratacağını ve İran’ın bölgedeki sınır değişikliklerine karşı olduğunu açıkça vurgulamıştı.

Burada Türkiye faktörünü de gözden kaçırmamak gerekir. Zengezur üzerinden kurulacak doğrudan bağlantı, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kara ulaşımını güçlendirirken Orta Asya’ya uzanan daha geniş bir ulaşım hattını destekleyebilir. Ankara açısından bu, Türk dünyasıyla olan bağlantıyı güçlendiren iktisadî ve jeopolitik bir fırsat olarak değerlendirilmektedir. Tahran açısından ise aynı gelişme, İran’ın Kafkasya’daki geleneksel dengeleyici rolünün zayıflaması anlamına gelmektedir.

İran’ın burada karşı karşıya olduğu sorun, aslında bir başka önemli çelişkiyi de ön plana çıkarmaktadır. Tahran bir yandan Güney Kafkasya’daki ulaşım bağlantılarının gelişmesinden iktisadî olarak yararlanmak isterken, diğer yandan bu bağlantıların kendi aleyhine kullanılabilecek jeopolitik bir yapı oluşturmasından çekinmektedir. İranlı şirketlerin Ermenistan’ın güneyindeki yol projelerinde yer alması ve iki ülkenin Basra KörfeziKaradeniz bağlantısını geliştirmeye çalışması, Tahran’ın bölgesel ulaşım ağlarının bütünüyle karşısında olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla İran açısından mesele “koridor mu, değil mi?” sorusundan daha karmaşıktır. Asıl mesele, koridorun kimin kontrolünde olacağı ve hangi jeopolitik ağın parçası haline geleceğidir.

İran’ın son yıllardaki açıklamalarında özellikle “sınırların değişmezliği”, “toprak bütünlüğü” ve “bölge dışı aktörlerin müdahalesi” vurgularının öne çıkması bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Üstelik 2026 itibarıyla bu mesele artık yalnızca diplomatik bir tartışmadan çok daha fazlasını ifade etmektedir. Azerbaycan tarafında bağlantılı altyapı çalışmalarının ilerlediği, Ermenistan’daki TRIPP bölümünde ise inşaatın 2026 sonu veya 2027 başında başlayabileceği öngörülüyor. Bu da Tahran’ın karşı karşıya olduğu sorunu daha somut hale getirmektedir.

Tam bu noktada tarih yeniden önem kazanmaktadır. XIX. yüzyılda İran, Kafkasya’daki topraklarını kaybettiğinde yalnızca siyasî nüfuzunu değil, kuzeydeki iktisadî ve ulaşım bağlantılarının önemli bir bölümünü de kaybetmişti. Bugün ise benzer bir kayıp ihtimali toprak şeklinde değil, jeopolitik bağlantıların dışında kalmak biçiminde ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle İran’ın korktuğu şey aslında yeni bir Türkmençay değildir. Fakat Türkmençay’ın yarattığı stratejik sonuçların başka bir şekilde tekrarlanmasıdır.

Bu nedenle Zengezur tartışmasını yalnızca Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki bir ulaşım meselesi olarak görmek oldukça eksik kalacaktır. Burada aynı anda Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’ya açılan bağlantıları, Azerbaycan’ın bölgesel konumu, Rusya’nın geleneksel etkisinin geleceği, ABD’nin Güney Kafkasya’ya yerleşmesi ve İran’ın kuzey sınırındaki stratejik hareket alanı tartışılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Zengezur, bir yoldan çok daha fazla şeyi ifade etmektedir. Kafkasya’nın gelecekte hangi ulaşım, ticaret ve güvenlik ağının parçası olacağına ilişkin mücadelenin belirgin bir sembolüdür.

Rusya’nın gerilediği, Türkiye’nin etkisinin arttığı ve Batılı aktörlerin yeniden sahneye çıktığı bir Kafkasya’da İran nasıl bir konum alacaktır? Bu nedenle Türkmençay’dan Zengezur’a uzanan çizgi, doğrudan bir tarihî süreklilik olmamakla beraber önemli stratejik bir hafıza hattıdır. İki olay arasında iki asırlık zaman aralığı olmasına rağmen Tahran’ın zihnindeki temel soru aslında hâlâ tanıdık: Kuzey sınırının ötesinde kim var ve bu sınırın ötesindeki güç dengesi İran’ın hareket sahasını ne kadar daraltacak?

Tarihe Yönelim kategorisinden son haberler

İzmir Türküsü

İzmir’in Kurtuluşu’ndan hemen sonra 16 Ekim 1922 tarihinde Tercüman-ı Hakikat gazetesinin öncülüğünde bir müsamere düzenlenir. Bu gösterinin amacı “Başkumandan Yıldırım Gazi Mustafa Kemal Paşa

Şinasi Akbatu

Bahçesaray Arabacılar Kethüdası İdris Ağa’nın torunu, Şinasi Akbatu 18 Şubat 1920’de İstanbul Sofular’da doğmuş, 30 Mayıs 2002’de Feneryolu’nda vefat etmiştir. Kabri Edirnekapı Şehitliği’nde dedesi
GitEn Üst

Don't Miss