Vitrindeki Adam: Arday Vakası I

2023’te Cambridge Üniversitesi’nin en genç siyah profesörü olarak atanan Jason Arday 11 yaşına kadar konuşamamış, otizmli bir işçi çocuğunun profesörlüğe uzanan hikâyesi ile dünya basınında bir mucize anlatısının parçası hâline gelmişti. Geçtiğimiz günlerde ise aynı basın tarafından, intihal ve şişirilmiş özgeçmiş iddialarıyla akademideki çürümüşlüğün yüzü haline getirildi. Arday, 5 Ağustos’ta yoğun baskılardan dolayı görevinden istifa etti ve 9 gün sonra, 41 yaşında, Londra’da hayatına son verdi. Akademideki çürümüşlüğü bu vaka üzerinden ele alacak iki yazılık dizinin ilki basit bir soruyla açılıyor: Arday’ın başına gelen, suçunun büyüklüğüyle açıklanabilir mi?

*

Peki Arday’in suçu neydi? Gerçekten başına gelenleri hak eden bir dolandırıcı mıydı? Bunu anlamak için konuyu biraz geriden almamız gerekiyor. Arday ilk değil ve göründüğü kadarıyla son da olmayacak.

1963’te New York’ta onkolog Chester Southam’ın, onay almadan hapisteki yaşlı hastalara canlı kanser hücresi enjekte ettiği ortaya çıktı. Hekimlik lisansının bir yıllığına askıya alınmasına karar verildi ama cezası ertelendi. İki yıl sonra Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği’ne başkan seçilen Southam kariyerini saygın bir bilim insanı olarak tamamladı.

Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin eski başkanı Frederick Seitz… Emekliliğinde tütün devi R. J. Reynolds’ın biyomedikal araştırma programı bünyesinde sigara ile kanser arasındaki bağı bulandıracak yayınlara akıtılacak milyonlarca doları yöneten Seitz, sigara lobisi güç kaybettikten sonra faaliyetlerini iklim araştırmaları alanına yönlendirdi ve küresel ısınma karşıtı yayınların önde gelen isimlerinden biri oldu. Tek bir unvanını kaybetmeden, saygın bir bilim insanı olarak yatağında huzurlu bir şekilde öldü.

Cambridge’li tarihçi William O’Reilly’nin öğrencisinin ödevinden aldığı yazıları kendi imzasıyla bastığı ortaya çıktı. Üniversite disiplin kurulu 2023’te intihal şikayetini haklı buldu ama olayda fiilî “ihmal” sayarak O’Reilly’yi görevinde bıraktı. Oysa aynı üniversitenin yönetmeliği intihali normalde işten çıkarma gerektiren ağır kusur olarak tanımlıyordu.

Benzer bir şekilde Arizona Üniversitesi’nden Susannah Dickinson’ın, danışmanı olduğu öğrencinin tezinden bölümler aşırdığı resmen tescil edildi fakat bir yıl sonra kadrolu hoca oldu. Bu isimlerin hiçbiri manşet olmadı ve hiçbirinin hikâyesi, milyonların gözü önünde oynanan bir ahlak piyesine dönüştürülmedi.

Arday’ın dosyasında bugün itibarıyla kesinleşenler şunlar: İki makalesi düzeltildi; geri çekilen tek bir çalışması ise yok. Doktora tezindeki intihal ve sözlü savunmasındaki kopya iddialarını, tezi veren Liverpool John Moores Üniversitesi gizli bir soruşturmayla inceledi ve ciddi bir suistimal bulmadı. Buna karşılık 2018 tarihli makalesinin düzeltilmiş versityonunda, görüşmecilerine atfettiği 31 alıntının 18’inin kırpıldığı ya da tamamen silindiği; NVivo yazılımıyla kodlama ve ikinci bir araştırmacının doğrulaması iddialarının metinden çıkarıldığı belgelendi. Düzeltme notu bunların hiçbirinden söz etmiyordu. En ağır iddianın sonucu, yani o alıntıların bir başka ekibin yayımlanmış makalesinden devşirilmiş olması ise henüz hiçbir resmî merci tarafından karara bağlanmadı.

Buna rağmen Arday, yukarıdaki isimlerin hiçbirinin yaşamadığı bir aşağılama kampanyasına maruz kaldı. Koşulmadığı öne sürülen maratonlar, toplanmadığı öne sürülen bağışlar televizyonda ve sosyal medyada alay malzemesine dönüştü. Üç yıl önce bir mucize olarak anlatılan adamın hayatı, milyonların gözü önünde paramparça edilen bir sahtekarlık dosyasına dönüştürüldü. 5 Ağustos’ta Cambridge’in soruşturma başlatmasının ardından, Arday aynı gün istifa etti ve birkaç gün sonra hayatına son verdi.

Peki Arday’ın farkı neydi? Çok daha ağır suçları işleyenlerin bile bu muameleye maruz kalmadığı düşünüldüğünde, bu fark suçunun ağırlığında değil gibi görünüyor.

Cambridge, 2023’te Arday’ı yalnızca bir akademisyen olarak işe almadı; aslında bir hikâye satın aldı. Clapham’da büyümüş, işçi sınıfından gelen, otizmli, 11 yaşına kadar konuşamamış, 18’ine kadar okuma yazma öğrenememiş, doktorasından sonra 6 yıl içinde akademik mevkiye ulaşmış “Cambridge’in gelmiş geçmiş en genç siyah profesörünün” hikâyesi. Hakkında basın bültenleri yazıldı, belgeseller çekildi, önünde fahrî doktoralar sıralandı.

Üniversitenin bu hikâyeye neden ihtiyaç duyduğunu anlamak için geçmişi hatırlamak gerekiyor. Sekiz yüzyıl boyunca İmparatorluğun yönetici sınıfını yetiştirmiş, kadınlara tam diplomayı ancak 1948’de vermeye başlamış bir kurumdan bahsediyoruz. 2018’de bazı kolejlerinin kimi yıllarda tek bir siyah öğrenci kabul etmediği ortaya çıkmış ve mesele manşetlere taşınmıştı. Üniversite 2022’de yayımladığı raporla köle ticaretinin kazançlarından pay aldığını kabul etti.

Arday atandığında ise binlerce öğretim üyesi arasındaki siyah profesör sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Böyle bir geçmişin üstüne bu hikâye vitrine koyuldu; çünkü olay aslında kurumun kendisi hakkındaydı. Çeşitlilik ekonomisinde Arday bir varlıktı ve markaya kazandırdığı değer, özgeçmişindeki herhangi bir makalenin değerinden fazlaydı.

Ne var ki aynı hikâye, aynı piyasada, öfkesini “woke”a yöneltmiş kültür savaşı pazarında eşsiz bir hedefti. Vitrine konan adam, vitrin taşlanacağı gün de camın önünde duran adamdır. Bu açıdan Arday aslında iki kez metalaştırıldı: Yükselirken sembol olarak pazarlandı, düşerken de sembol olarak tüketildi. İki işlemin ikisinde de ona bir akademisyen gibi davranan çıkmadı; iki işlemde de alınıp satılan şey onun kimliğiydi.

Peki Arday bulunduğu yere gerçekten liyakatiyle mi gelmişti? Bunu tam olarak bilmiyoruz; asıl skandal aslında tam da bu cevabın verilemiyor oluşudur. Hikâye iş gördüğü sürece üniversite soru sormadı. İddialar ortaya çıkmaya başladığında yükselen sesleri “aşağılık bir kampanya” diyerek görmezden geldi; hikâye ana akıma çıktıktan sonra ve Cambridge’in marka değeri açısından sorun haline gelmeye başladığında ise 9 gün içinde soruşturma açıp istifayı kabul ederek elindeki hisseyi çıkardı. Ona fahrî unvan dağıtan üniversiteler de aynı refleksle davrandı.

O zaman bu noktada şu soruyu sormak bizim hakkımız. Bir insanı pazarlanacak bir meta haline getiren kurum, bu meta kusurlu çıktığında faturanın tamamını o insana kesebilir mi?

*

Hikâyeyi tersine çeviren tetiği çeken parmağa gelince: Arday’ın peşindeki adam, Nathan Cofnas, Cambridge’ten uzaklaştırılmış, yaklaşan bir “devrim”in müjdecisi olduğuna inanan, kendi deyimiyle, bir ırk realistiydi. Bu manzara ister istemez akla bir sarkaç imgesini getiriyor:

Neoliberal dalganın etkisi ile önce “woke” uca savrulan akademi, şimdi de tam tersi istikamete savrulmaya başlamış görünüyor.

,

Teoriye Yönelim kategorisinden son haberler

Bağımsız Vietnam’ın İlk Görevleri

Bu metin, Vietnam bağımsızlık mücadelesinin önderlerinden ve Vietnam Halk Ordusu’nun ilk başkomutanı Võ Nguyên Giáp’ın, İçişleri Bakanı sıfatıyla 2 Eylül 1945’te yaptığı Bağımsızlık Günü

Ulusal Kurtuluş ve Yeni Demokrasi

Trường Chinh (1907–1988), Ağustos Devrimi (1945) sırasında Hindiçini Komünist Partisi’nin genel sekreteri ve devrimin önde gelen teorisyenlerindendi. Aşağıdaki metin, devrimin birinci yıldönümünde, 1946’da kaleme

Devrimi Bekleyen Adam: Arday Vakası II

Serinin ilk yazısını okumak için tıklayınız. Arday hakkındaki iddiaları kamuoyuna taşıyan ve avı fiilen başlatan Nathan Cofnas, Arday henüz hayattayken kaydedilmiş bir röportajda kameraya

İslamî Marksizm mi Marksist İslam mı?

İranlı Marksist teorisyen ve İran Halkın Fedayî Gerillaları Örgütü’nün kurucu isimlerinden Bijen Cezanî (1938-1975), bu metni 1973’te zindanda kaleme aldı. Başlangıçta örgüt içi tartışma

Marksizm ve Bugünün Dünyası

Bu seçki, İranlı Marksist teorisyen Mansur Hikmet’in 1990–1992 yılları arasında verdiği söyleşi ve konuşmalardan oluşan, 1994’te yayımlanan derlemeden hazırlandı. İran Komünist Partisi ile 1991’de
GitEn Üst

Don't Miss