
İranlı Marksist teorisyen ve İran Halkın Fedayî Gerillaları Örgütü’nün kurucu isimlerinden Bijen Cezanî (1938-1975), bu metni 1973’te zindanda kaleme aldı. Başlangıçta örgüt içi tartışma ve eğitim amacıyla yazılan çalışma, İran’daki dinî devrimciliği ve özellikle İslam ile Marksizmi uzlaştırma girişimlerini sınıfsal ve siyasal açıdan değerlendirmeyi amaçlıyordu. Cezanî, 1975’te SAVAK tarafından öldürüldü; metin ise ölümünden yıllar sonra yayımlandı. Aşağıdaki seçki, Farsça aslından çevrilmiş; din, sınıf mücadelesi, antiemperyalizm ve devrimci ittifak siyaseti üzerine öne çıkan pasajlardan oluşturulmuştur.
Antiemperyalizm İslam’ın özünden doğmaz
İslam’ın Hristiyanlıktan ya da diğer dinlerden bütünüyle farklı bir öze sahip olduğu düşüncesini reddediyoruz; sömürgeleştirilmiş Müslüman halkların özgül koşullarını, ulemanın bazı kesimlerini sömürgecilik karşıtı harekete yaklaştıran bir neden olarak görüyoruz. Bu sömürgecilik karşıtı eğilimler ne şeriatın içinde yer alır ne de onunla kaynaşmış inançlarda saklıdır. Bunlar yalnızca Müslüman halkların sömürge altında yaşamalarından doğmuştur. Müslüman olmayan sömürge halklarında da aynı eğilimler vardır ve onların dinleri de sömürgeciliğin hem lehinde hem aleyhinde ikili bir rol oynar. (s. 12)
İslamî Marksizmin sınıfsal zemini
Sömürgeleştirilmiş toplumlarda sömürgecilik karşıtı milliyetçilik, millî burjuvazinin sömürgecilik karşıtı mücadeledeki ideolojisidir. Din de geleneksel ve sömürgeleştirilmiş toplumlarda burjuvazinin elinde bir araç olarak kullanılır. Ulusal hareket, milliyetçilik ve din olmak üzere iki bayrak altında burjuvazi tarafından yönetilir. Yarı-sömürge toplumun küçük burjuvazisi, burjuva ideolojisi ile işçi ideolojisi arasında durur. Küçük burjuvazinin farklı kesimleri bu iki ideolojik kutup arasında salınır. (s. 15–16)
Dinî Marksistlerin stratejik yanılgısı
Dinî Marksistler1, İran toplumundaki güçleri ve sınıfları tanımada, özellikle burjuvazinin ve küçük burjuva tabakalarının konumunu belirlemede temel güçlüklerle karşılaşırlar. Ulusal antiemperyalist hareket ile işçi hareketi arasındaki sınırları belirlerken yaşadıkları belirsizlikler, örgütün inceleme eksikliğine bağlanamaz. İster kolektif ister bireysel düzeyde ortaya çıksın, bu sorunların kökü onların ideolojisinin niteliğinde yatar. Kendilerini işçi hareketinin mi, yoksa millî hareketin mi bir parçası saydıkları sorusuna dürüstlükle ve açıkça cevap vermeleri gerekir.
İkinci sorun, dinin kitleler üzerindeki gerçek nüfuzunun ve oynadığı rolün yanlış değerlendirilmesidir. Dinî kesimler, dinin etkisine gereğinden fazla değer verir; toplumsal dönüşümlerin dinin toplumdaki konumunu zayıflattığını hesaba katmaz ve bunun sonucunda gerekli taktikleri belirlerken yanılgıya düşerler. Üçüncü sorun, dinî kesimlerin hareket içindeki gerçek imkanlarının dikkate alınmamasıdır. Çarşı esnafı ve kentli küçük tüccarlar gibi dinî kesimlerin, silahlı mücadelede diğer küçük burjuva tabakalarına ve işçi sınıfına göre daha sınırlı bir fiilî güç oluşturduğunu gözden kaçırırlar. Özellikle silahlı çatışmanın ilk aşamalarında yalnızca bu kesimlerin gerçek imkanlarını değil, devrimci ve muhalif eğilimlerini değerlendirirken de yanılırlar. Bu durum, hareket açısından taktik sorunlar doğuracaktır. (s. 24–25)
Kitleler yalnızca din uğruna sokağa çıkmadı
Humeynî kısa sürede bilinmezlikten sıyrılıp ün kazandı ve kitlelerin sempatisini topladı; çünkü iktidara açıkça karşı çıkmıştı. İnsanlar 15 Hordad [1963]’te yalnızca din uğruna değil, kendi haklarını korumak ve güvence altına almak için de meydana çıktılar. Yetkin bir önderliğin bulunmayışı, daha doğrusu siyasal önderlik boşluğu, Humeynî’ye ve dinî gruplara bu fırsattan yararlanarak hareketin önderliğini ele geçirme imkânı verdi. Bugün din dışı, hatta din karşıtı unsurlar hareketin fiilî güçleri arasındadır; milyonluk kitle hareketinin son aşamalarındaki mücadelede dinî taktiklere başvurmaya ihtiyaç yoktur. (s. 31)
- Veya daha doğru olarak “dindar Marksistler.” Cezanî metinde Farsça yalnızca “mezhebî ha” (dindarlar) kelimesini kullanıyor; daha açık anlaşılması için bu tabiri tercih ediyoruz. ↩︎