Post-kemalizm kavramı etrafında dönen tartışmalar kamusal alanda önemli bir yer işgal etmeye devam etmektedir. Rahatlıkla denilebilir ki 2015 yılında İlker Aytürk’ün Birikim’de yayımlanan makalesiyle başlayan tartışmaya olan ilgi geçen on yılda devam etmiş, kavramın kullanımı hem akademide hem de diğer mecralarda yaygınlaşmış ve tartışma önemini korumuştur. Bu durumu normal karşılıyorum. Zira Aytürk’ün post-Kemalizm eleştirisi, Türk akademisinin belli konulara yaklaşım açısından sıkışmışlığını isabetli bir şekilde tespit ederek yaşanan paradigmatik kırılmaya bir isim koymuştu.
Kamusal alana taşınan bu tartışmanın sosyal bilimler açısından paradigmatik nitelikte olması ise onu doğal bir çekim merkezi yapmış ve ilgiyi beraberinde getirmiştir. Kanımca artık post-Kemalist paradigmanın Türk demokrasisinin sorunlarını açıklamaktaki yetersizliği ve erken Cumhuriyet dönemi değerlendirmelerinin metodolojik sorunları hakkında bir uzlaşım oluşmuştur.
Özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu yeni otoriterleşme dalgasının aktörleri ve sertliği düşünüldüğünde burada ciddi bir post-Kemalist direnç görmemiz sanırım pek de mümkün değildi. Bununla ilgili olarak ifade edilen “çevre aktörlerinin merkeze yürüyerek Türkiye’yi demokratikleştireceği” tezi çökmüştür. Hatta ironik olarak bu tezin tam tersi bir durum ortaya çıkmıştır: Yeni çözüm sürecinin başarıya ulaşması, çevre aktörlerinin — post-Kemalist kullanıma göre — merkezdeki birlikteliğinin Türkiye’deki otoriter rejimin yeni bir safhaya geçerek hegemonik bir boyut kazanmasını bile ifade etmektedir.
Artık post-Kemalizm’in paradigmatik konumunu kaybettiği ancak yeni bir paradigmanın da henüz ortaya çıkmadığı bir interregnum durumundan bahsediyoruz. Diğer yandan, bu yeni paradigmaya yönelik iki potansiyel siluetin varlığından söz edebiliriz.
Post-Kemalizm, Post-Post-Kemalizm
Post-Kemalizm erken Cumhuriyet döneminin Kemalist paradigmasına karşı eleştirel bir paradigma olarak tezahür etti. Post-Kemalizm daha basit bir ifadeyle anti-Kemalizm olarak da adlandırılabilir. Diyalektik terimlerini kullanacak olursak, Kemalizm’in tez, post-Kemalizm’in ise antitez olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda, post-post-Kemalizm olarak ifade edilen paradigma, bir sentez konumundadır. Belirtmek gerekir ki bu sentez hala tam olarak cisimleşmemiştir: Kuhncu bir biçimde ifade edersek henüz paradigma öncesi (pre-paradigmatic state) durumdadır. İşte burada, Karl Popper’in “Diyalektik Nedir?” (What is Dialectic?) makalesini hatırlamakta fayda görüyorum. Bu makalede Popper, iki zıt düşüncenin çarpışmasından ortaya çıkacak sentezin mantıksal konumunun bilinemez nitelikte olduğunu iddia eder ve formel mantık kullanarak bu iddiasını ispatlar. Bu, doğrudur; sentez zorunlu olarak iki düşüncenin mutlak orta noktasını ifade etmez. Örneğin, post-post-Kemalist sentez kısmen veya tamamen Kemalizm’in ya da post-Kemalizm’in lehine sonuçlanabilir. Hatta post-post-Kemalist sentez, Kemalizm—post-Kemalizm dikotomisinin içinde de kalmayabilir. Bu bağlamda, sentezin zorunlu olarak bir uzlaşı noktasını ifade etmediğini önemle belirtmek isterim.
Sentez nerede olacak?
Post-post-Kemalist bir paradigma, Chantal Mouffe’un Martin Heidegger’den ödünç aldığı kavramsallaştırmayı kullanırsak, ancak ve ancak siyaset (ontik) ve siyasal (ontolojik) arasında bir uyum yakalandığında tezahür edebilir. Burada siyaset, yani ontik olan, gündelik siyasi pratikleri ifade ederken; siyasal, yani ontolojik olan, bu pratiklerin üzerinde yükseldiği normatif/ideolojik düzlemi ifade etmektedir.
Post-Kemalizm ontolojik/siyasal olarak 80’li ve 90’lı yıllarda gelişmeye başlamış, 2002’de post-Kemalizmin ontik/siyaset kanadını temsil eden AKP’nin iktidara gelmesiyle egemen paradigma haline gelmiştir. Yani post-Kemalist paradigma, kendisinin ontik/siyaset ve ontolojik/siyasal kanatları arasında kurulan uyum sonucunda ortaya çıkmış; bu uyumun kaybedilmesiyle de paradigmatik konumunu kaybetmiştir.
Yeni uyum nerede yakalanabilir? Burada bir eleme metoduyla ilerleyebiliriz. Yeni uyum Kemalizm’in sahasında yakalanamaz. Çünkü post-Kemalist paradigmaya getirilen eleştiriler erken Cumhuriyet döneminin Kemalist ontolojik/siyasal alanından kaynaklansa da, Kemalist ontoloji/siyasal alanın yeniden inşasına, yani neo-Kemalizm’e, yönelik bir ilgi oluşmamış, dolayısıyla Kemalizm tekrar bir çekim merkezi haline gelememiştir. Bu konuda, neo-Kemalist bir normatif alanın yokluğundan bahsetmek pek de yanlış olmaz. Bunun alternatifi olarak klasik Kemalist ontoloji/siyasal ön plana çıkarılabilir, ancak bu paradigmanın da ontik/siyaset kanadının bir yürütücüsü yoktur. Bu kanadın doğal temsilcisi konumundaki CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisini yerleştirdiği düzlemde, yani post-Kemalist düzlemde hareket etmeye devam etmektedir. Dolayısıyla sentezin Kemalizm’in lehine sonuçlanması için hem gerek koşullar hem de yeter koşullar en azından şimdilik mevcut değildir.
Yeni uyum post-Kemalizm’in sahasında yakalanabilir. Post-Kemalizm paradigmatik konumunu kaybetse de post-Kemalist ontoloji/siyasal tamamen terk edilmemiş, bu paradigmanın yeniden inşa edilmesine, yani neo-post-Kemalizm’e, yönelik yeterli ilgi oluşmuştur. Post-Kemalist normativite güçlü bir çekim merkezi olmasa da canlılığını korumakta ve entelektüel yatırım almaya devam etmektedir.
Kanımca neo-post-Kemalizm kabaca post-Kemalizm’in radikal önermelerinin geride bırakıldığı, erken Cumhuriyet dönemine yaklaşımın değişmediği fakat bu defterin kapatıldığı bir alan olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun bir örneği olarak İletişim’den çıkan Kemalizm’in Solu, Aydınlanmanın Sağı: Post-post-Kemalizm Tartışmaları kitabı gösterilebilir. Neo-post-Kemalizm’in rabıtasını küresel sol liberal akımlarla kuracağını, ontik/siyaset temsilcisinin ise henüz belirsiz olduğunu söyleyebiliriz. Neo-post-Kemalizm eğer bir siyasi parti tarafından benimsenip iktidara taşınabilirse, sentez anti-Kemalizm lehine neo-post-Kemalizm mahiyetinde tezahür edebilir. Bunun olası bir senaryo olsa da en muhtemel senaryo olduğunu düşünmüyorum.
Yeni uyum, yani post-post-Kemalist sentez, Kemalizm post-Kemalizm ikiliğinin dışında yeni Osmanlıcılık olarak da yakalanabilir. Yeni Osmanlıcılığın rabıtasını küresel sağ akımlarla kurduğunu, ontik/siyaset temsilcisinin ise iktidar partisi AKP ve ortakları MHP-DEM olduğunu söyleyebiliriz. Yeni Osmanlıcılık iktidardadır, fakat henüz paradigmatik safhaya ulaşmamıştır. Zira, bu projenin ontolojik/siyasal alanının inşasına yönelik ilgi sınırlıdır. Klasik Kemalist paradigmanın aksine, klasik Osmanlıcılık bir ancien régimekalıntısıdır. Burada canlılığını yitirmiş ve entelektüel ilgiye muhtaç bir paradigmadan bahsettiğimizi söylemek yanlış olmaz. Bu ilginin oluşması ve yeni Osmanlıcı bir normativitenin tesis edilmesi ve post-post-Kemalizm’in Yeni Osmanlıcık mahiyetinde tezahür etmesi anlamına gelecektir. Bu senaryonun sentezin oluşacağı en muhtemel senaryo olduğunu düşünüyorum. Zira iktidarın burada konumlanmasının oluşturduğu çekim merkezi entelektüel simsarları tetikleyebilir.
Özellikle iktidara eklemlenme heveslisi post-Kemalistler kendi neo-post-Kemalist projelerine bir alıcı bulamazlarsa, gönüllü olarak bu yeni Osmanlıcı projeye destek verebilirler. Bu da ontik ve ontolojik arasında yeni bir uyumun yakalanması, yani yeni sentez paradigmanın oluşması anlamına gelir. Artık silueti görünen bu sentezin yönü ancak hem ontik (siyaset) hem de ontolojik (siyasal) olarak sahipsiz kalan neo-Kemalist projenin canlandırılmasıyla değiştirilebilir.