Şimdi Eleştiri Zamanı!

Halkın kendi durumu üzerindeki yanılsamalardan vazgeçmesini istemek, halkın yanılsamalara gereksinim duyan bir durumdan vazgeçmesini istemek anlamına geliyor.

(…) çağdaş siyasal toplumsal gerçekliğin kendisi eleştiriden geçirilir geçirilmez, öyleyse eleştiri gerçekten insanal sınırlara yükselir yükselmez, kendini Alman statu quosunun dışında buluyor.

Alman’ın kurtuluşu, insanın kurtuluşu anlamına geliyor. Bu kurtuluşun başını felsefe, kalbini proletarya oluşturuyor.[1]

  • Karl Marks

Elemekten eleştiriye

Eleştiri, eski Türkçede ele fiilinden[2] türeyen bir sözcük. Elden veya elekten geçirmek ve bu somutluğun düşüncede soyutlama düzeyine yükselmesiyle birlikte ele aldığı meseleyi fikri olarak ayrıştırmaya denk düşüyor. Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, sağlamı çürükten koparmak anlamında elemek… Aynı şekilde Yunanca krisis sözcüğü de ayırt etmek, yargılamak ve bir kişiyi, düşünceyi veya kesimi titiz ve dikkatli bir incelemeye tabi tutmak demek[3]. Marksist yöntem açısından eleştiri sadece bir durumu açıklamak değil, toplumsal ilişkilerin nedensel bağlarını, sağlam ve zayıf yönlerini ve kriz etkenlerini ortaya koymak anlamına geliyor. Peki bugünün muhalif siyasal ortamında eleştirinin önüne geçen tavırları nasıl izah etmek ve ne yapmak gerekiyor? Bir zemin oluşturması için önce tezlerimizi söyleyelim:

Halk hareketine dair dört tez

  1. AKP’li yıllardan beri ülkemizde yıllara yayılan bir halk hareketi var. Cumhuriyet mitinglerinden ekonomist işçi eylemlerine, Ergenekon-Balyoz tertiplerine karşı direnişten Gezi hareketine, kadınların özgürlük eylemlerinden laikliği savunmak için gösterilen tepkilere, 19 Mart’ta başlayan öğrenci hareketlerinden mitinglerdeki halk protestolarına uzanan bir hareket bu. Türkiye’nin 150 yıllık millî demokratik devrim yatağı içinde yer alıyor. Hareket çok parçalı ve heterojen; dönemsel olarak öne çıkan siyasî öznelere eklemlenen ve mevcut iktidarın değişmesi amacıyla devinen bir karakter taşıyor.  
  • Geri çekilme ve tekrar atağa kalkmayla kendisini gösteren, yani soluklu olarak süren bu hareket sadece AKP karşıtlığına odaklanıyor; yani neoliberal kapitalist-rantiye sistemini ve onun sınıfsal temelini hedef almıyor. Bu bakımdan çıkardığı adaylara ve kurduğu ittifaklara yaklaşımda her türlü esnekliği gösteriyor.
  • Bu hareket ideolojik bakımdan esas olarak Atatürkçü kitlelerden oluşuyor ama Atatürkçülüğün de çeşitli eğilimlerini (milliyetçi, demokrat, sol veya bunların karışımı) bağrında taşıyor. Sınıfsal olarak başını küçük ve orta burjuvazinin reformist kesimleri çekiyor ve muhalif işçi sınıfı ile emekçiler onların peşinden sürükleniyor.
  • Bu hareket günümüzde Yeni Parti çevresinde toplanıyor ve ona büyük umutlar bağlıyor. Eski parlamenter sisteme dönmenin, 1990’ların hatta 2000’lerin ilk on yılının Türkiyesi’nin hayalini kuruyor. Kendi içinden yapılan hataları, yanlışları eleştiriyor, ama bunların ideolojik, sınıfsal ve örgütsel nedenlerine girmiyor; bir bakıma kendi kendisiyle, kendi tercihleriyle yüzleşmekten kaçıyor.

Yeni nesil tıpış tıpışçılık

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığına tepkiler yükseldiğinde Kılıçdaroğlu, “Adam gibi, tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” demişti. Bugünlerde ise “tıpış tıpış” anlayışının bazı aydınlar tarafından üzerimize boca edildiğini görüyoruz. Bu durum hem halk hareketinin geri yanlarından kaynaklanıyor hem de bu geri yanları besliyor. Söze önce var olan durumun ne kadar antidemokratik ve “otoriter” olduğuyla başlanıyor. Ardından olağanüstü bir dönemden geçtiğimizden ve bu nedenle eleştirinin yeri olmadığından bahsediliyor. Muhalif politik toplumun gardının düşürülmesinin ardından o büyülü sözler kendini gösteriyor: “Şimdi eleştiri zamanı değil.”

Eleştirenler fırçalandıktan ve “sorumsuzlukları” mahkûm edildikten sonra “olgunluk”, “ciddiyet”, “akıl” iddiasıyla yürütülen gösteri tamamlanıyor. Elde ise tarih boyunca büyük güçlere eklemlenerek halkın düzen dışı kurtuluş umudunu bitiren bir sağcılık türü kalıyor.

Bu sağcılığın altında eski burjuva demokrasisini bir doğa olayı gibi gören ve onu tarihe geri çağıran bir ideolojik özlem yatıyor. Oysa bir trajediyle uğurlanan bu sistemi çağırma seansı komediye dönüşüyor; çünkü karşısında büyük burjuvazinin korkakça aldırmazlığını buluyor. Mevcut iktidar bloku bir sınıf olarak liberal burjuvaziyi siyaseten bastırırken iktisaden bütün burjuvazinin ortak çıkarlarını savunup önünü açıyor. Birleştiriciliğinin sihri burada yatıyor.

Muhalif kisvesiyle ortaya çıkan aydın sağcılığı, Mao Zedong’un “Gök kubbenin altında tam bir kaos var, vaziyet harika” sözündeki “kaos” kavramında ifade edilen toplumsal harekette ve nesnel durumda halkın çıkarına yönelik olanakları değil, düzenin çıkmazından kaynaklanan endişeyi görüyor ve ona sarılıyor.

Bu aydın sağcılığı; halk hareketi, devlet, iktisat, sınıflar, iktidar bloku, ideoloji konularında da tembel ve bunları genel doğrular düzeyinde ele alıyor; tüm bu kategorileri tahlil edip halkçı siyasete tercüme edeceği bir toplumsal-ekonomik zemin olarak değerlendirmiyor. Onun için pratik muhaliflik, düzen sınırları içinde yer almak anlamına geliyor ve bu konum yukarıda saydığımız halk hareketinin sınırlılıkları ve yanılsamalarına zemin hazırlayan koşulları pekiştiriyor, muhafazakârlığı başka bir yerden üretiyor.

Düne kadar muhalif olan belediye başkanlarının neden iktidar partisine geçtiğinin ideolojik ve sınıfsal nedenlerinin sorgulanması veya çerçeve yasaya “evet” denilmesinin eleştirilmesi gibi yanılsamaları ortadan kaldıracak her girişime korku ve dehşetle yaklaşıyor. Eleştirince dünyanın sonunun geleceği, iktidara hizmet edileceği sanılıyor. Dostça yaklaşım ve dürüst olmak için bile eleştirinin gerektiğini fark edemeyecek bir ruh hâlinin içinde debeleniyor. Onun için eleştirinin “elenecek” unsuru eleştirinin kendisi oluveriyor ve eleği elinden fırlatıp atıyor!

Söz konusu muhalif aydın sağcılığı, “şimdi eleştiri zamanı değil” diyerek aslında hiçbir zamanın eleştiri zamanı olmadığını söylüyor. Aslında eleştirinin şimdinin işi olduğunu bildiği, şimdi dışında politik bir eleştirinin olamayacağının farkında olduğu, çünkü politikanın zaten bir “şimdi”, bir “an” işi olduğundan hareket ettiği için bunu yapıyor. Eğer şimdi eleştiri zamanı değilse, şimdi mevcut düzenin sınırları içinde kalma zamanıdır.

Peki halkın zamanı ne zaman gelecek? Devrimci siyasetin şimdisi ne zaman belirecek? Bırakalım eylemsel düzlemi, düşünsel düzlemde bile buna izin verilmiyor.

Tarihe halkın çıkarları doğrultusunda, onların parçası ve öncüsü olarak müdahale edenlerin pratiğine baktığımızda statüko dışına çıkmayı ve bu anlamda kaostan bir halk düzeni türetmeyi görüyoruz. Mustafa Kemal’in apoletlerini sökmesi, Lenin’in Ekim Devrimi’nden önce kendi partisine meydan okuması, Mao’nun Komintern’i dinlememesi hep düzen dışına çıkışın, yani devrimci siyasal tutumun kopuş anlarını yansıtıyor. Maceracılıktan değil, risk ve yenilgiyi de bağrında taşıyan bilimsel bir çizgiden bahsediyoruz.

Bir an onların tam tersini yaptığını düşünelim. Mustafa Kemal Paşa,Osmanlı subaylığını bırakamam, ülke işgal altında ve padişahı etkilemem lazım”; Lenin,şu an Çarlık güçlerine karşı Menşevik ve Sosyalist Devrimci Hükümete katılmamız gerek çünkü olağanüstü koşullarda yaşıyoruz ve ciddi olmalıyız”; Mao ise “uluslararası komünist hareketin merkezi Sovyetler Birliği’ne zarar vermeyelim ve Kuomintang’la birleşelim” deseydi bugün emperyalist sömürgeciliğin ve kapitalist sisteminin statükosunun değişmesi namına hiçbir şeyden bahsedemezdik. Kapkaranlık bir dünyada yaşıyor olurduk.

Ülkemizin aydınlığa çıkmasındaki bugünkü aşama, devrimci çağdaş eleştirel birikimi mülksüzleştirilen halk kitleleri ve aydınlar içinde yaygınlaştırmaktan geçiyor. Her büyük mücadele nerede duruyorsak oradan başlıyor, ileri geri demeden…


[1] Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı (Ankara: Sol Yayınları, 2009), 191, vd.

[2] Nişanyan Sözlük, https://www.nisanyansozluk.com/kelime/ele-

[3] Ahmet Cevizci, Büyük Felsefe Sözlüğü, I. Cilt (İstanbul: Say Yayınları, 2020), 674.

Gündeme Yönelim kategorisinden son haberler

İran’da Yangın Var

Yönelim’in piri Şair Eşref’in 1908’de neşredilen ünlü kitabının ismidir… 1905’te devrimler çağını başlatan Rusya’nın ardından İran da meşrutiyet uğrunda uzun bir mücadele vermiştir 1905

Ulus-Devletten Geriye Düşmeyiz

Bu köşeden sizlere ilk kez seslenirken Yalçın Küçük’ten miras parolayı zikretmiştim: “Kemalizm bizi ileriye götürmez, biz Kemalizmden geriye düşmeyiz.” Yine aynı noktadan çağrıda bulunuyorum:

Türk Solu ve Kıbrıs Meselesi

Üçüncü emperyalist paylaşım savaşına hızla gittiğimiz şu dönemeçte Kıbrıs meselesi yine patlamaya hazır bir hâlde! Adadaki Rum milliyetçileri, 1974 Barış Harekâtı’nın elli ikinci yıldönümünde
GitEn Üst

Don't Miss