Üç Güzide Eserle Geçtiğimiz Haftalara Bir Bakış

Yönelim’deki üçüncü Karşı Müzik yazısında sahnemizin genellikle alternatif sularında son zamanlarda meydana gelen kıpırdanmalardan birkaçını süzgecimden geçirip siz müzikseverlerle paylaşmak isterim.

Birbirinin bire bir aynısı birçok safî ticarî üretimle karşılaşıyoruz; bunlar hep vardı, hep de var olacak tabii; ama müzik üretim araçlarının görece ucuzlaması, küçülmesi, kullanımlarının kolaylaşması, herkesin odasına mini bir stüdyo kurabilmesi veya inanılmaz bir hızda ilerleyen teknolojiyle birlikte herkesin her işi kendi başına yapabilmesi, miks, mastering, dağıtım gibi eskinin zorlu süreçlerinin cüzi miktarlara çevrim içi olarak halledilebilmesi sonucunda sanki son beş on yılda yani müzikteki dijital devrimle birlikte bu tek tipleşmeyi, bir hızlı tüketim içeriği olarak müzik üretmeyi ve tabii, talebin kat ve kat üzerinde hiçbir filtre mekanizması olmaksızın bu ürünlerin piyasaya servisini daha çok yaşıyor gibiyiz.

Neden böyle dertli bir giriş yaptım ben de bilmiyorum ama genellikle benim radarıma takılan eserler bana hep bu hislerden bağımsız olarak “ne güzel müzik, ne samimi iş, ne kadar havalı” dedirtmeyi başarabilen işler oluyor; türden, isimden bağımsız. Gelelim son günlerde karşılaştığım birkaç yüz güldüren ve tekraren dinleten esere:

Lemur benim öğrencilik dönemimde Boğaziçi Üniversitesi’nde kurulmuş ve Taşoda Festivalleri’nde dinlemeyi çok sevdiğimiz, kendi müziğini yapan özgün gruplardan biriydi. Deniz YıldızNilipek ve Ergin Tural üçlüsünden oluşuyordu bu grubun kurucu kadrosu. Bahsettiğim yaklaşık 15-20 sene önceki bir dünya, tabii. Hâsılıkelam, o dönem yapılan şarkılar ve konserlerin ardından hayatın herkesi ayrı yollara sürüklemesi sonucunda “artık var olmayan güzel gruplar” klasörüme kaldırılmışlardı; tâ ki geçtiğimiz günlerde paylaştıkları Yeniden adlı tekli ile sahalara müthiş bir dönüş yapana kadar. Bu ilk resmi yayımlanmış kaydın kadrosunda Deniz ve Nilipek sabit kalırken ekibe yeni kan olarak Umut Burkay Coşkun ve Berkay Küçükbaşlar eklenmiş, çok da güzel olmuş. Bu şarkı ekibi hiç tanımayanların da ilk dinleyişte sevip hoşlarına gidecek bir eser olmasının yanı sıra bana yaptırdığı mini zaman yolculuğu için de ayrı kıymetli, umarım siz de sever, kendilerini takibe alırsınız.

Sevgili Elif Dikeç de aslında bende yeri özel olan müzisyenlerden biri. Kendisini pek çoğunuz Melike Şahin’in orkestra şefi ve orkestrasının tuşlu çalgılar efendisi olarak tanıyabilirsiniz ama yeterince dikkatli bir dinleyiciyseniz, kendisinin 2019’da paylaştığı bireysel ikilisinden haberdar olabilirsiniz. Yaktım Işıkları ve İtmedenadlı iki eserden oluşan bu çıkış beni o zaman da çok heyecanlandırmış, keşke müzik piyasasına olan onca katkısının yanı sıra kendi işlerini de daha çok duysak dedirtmişti. Bu duamın tutması yedi yıl sürdü ve sonunda Üç, dört geldi, umarım devamının gelmesi bu kadar sürmez. Benim şu ana kadar paylaştığım eserlerimin dörtte üçündeki tuşlu desteği de ayrıca Elif’i benim için baştacı yapar tabii. (Bkz. Kanatlı AtBasitTanışma)

Bu yazının son eseri ise Santi & Tuğçe ikilisinin gelmekte olan yeni albümlerinden paylaştıkları ilk tekli olan En El Silencio olacak. Tam olarak nerede radarıma girdiler, müzikleriyle kaç yılında tanıştım hatırlamıyorum ama Berlinli bu ikilinin güzel elektronik işlerini uzun yıllardır severek ve her yeni işlerinde heyecanlanarak takip ediyorum. Diskografilerine bakarsanız hayli üretken olduklarını da göreceksiniz, farklı dillerdeki sözlü şarkıları arasında Türkçemizi de bolca duyacaksınız. Sanki rüyalarınızda dünyayı diyar diyar gezersiniz ya; işte, Santi & Tuğçe’nin müziği bu rüyaların fonunda çalacak bir film müziği gibi adeta, bilmem anlatabildim mi?

Umarım girişte de belirttiğim gibi bu minik seçki, nice birbirine benzer üretimler arasında size de “ne güzel esermiş” dedirtir ve bir soluk olur. Sahnemizin genellikle alternatif sularından böyle güzel üretimlere denk gelmek ve güncel olarak sahnemizde neler oluyor bitiyor takip etmek isterseniz sizleri Karşı Müzik‘in Spotify ve YouTube listeleriyle Instagram hesabını takibe davet ediyorum. Klasik ama önemli kapanış cümlemle sizlere veda ediyorum:

“Bu müzikleri dinlemeniz, seveceğini düşündüğünüz kimselere önermeniz ve güzel müziklerin yayılmasına katkı sağlamanız dileklerimle…”

Emir Aksoy

Emir Aksoy

1988 Antalya doğumludur, 1999'dan bu yana kendi şarkılarını yapar, çalar, söyler. Pürtelaş 3+1 serisiyle başladığı alternatif Türk müzik sahnesini arşivleme hevesini uzun yıllardır beehy.pe'ın Türkiye büyükelçisi ve karsimuzik.com'un hem kurucusu hem tek yazarı olarak sürdürmektedir.

Kültür Sanata Yönelim kategorisinden son haberler

Türkiye’nin İşçi Partili Divası

Râkım Elkutlu’nun nihavend şarkısıdır. Güfte ise Nahit Hilmi Özeren’den: Hayal içinde akıp geçti ömr-ü derbederim Bakıp bakıp da o mâzîye şimdi âh ederim Ne

Soytarılar, Palyaçolar… İzinli Deliler

Bir çift zar gibi bana baktınız Ben kaybettim siz kazandınız Bu yüzden hüzünlüdür yüzüm resimlerde Cebimdeki son kahkahayı da aldınız Palyaço-Ayhan Kırdar Bir varmış

Zeki Bey’in Ardından

Yıllar önce hoş bir tesadüfle Ankara Kızılay’da sevgili Defne Yalnız ile karşılaşmıştım. Uzunca bir sohbetin içinde “Biz bu ülkenin A B C’siyiz! Bizi unutamazlar!”
GitEn Üst

Don't Miss