Fatih Sultan Mehmed döneminin en kudretli devlet adamlarından biri olan Mahmud Paşa, padişahın güvenini kazanmış, savaşlarda büyük başarılar göstermiş ve sadrazamlığa kadar yükselmişti. Ancak bu güçlü vezirin hayatı, hiç beklenmedik bir şekilde sona erdi. Fatih’in oğlu Şehzade Mustafa’nın ölümünün ardından gözden düştü, hapsedildi ve nihayet Yedikule’de idam edildi.
Fatih Sultan Mehmed’in en sevdiği oğlu olarak anlatılan Şehzade Mustafa ise yakışıklı, uzun boylu bir gençti. Babasının saltanatı sırasında önemli görevler üstlenmiş ve öldüğünde Karaman valisi olarak görev yapmaktaydı. Ne var ki bu iki isim arasında, zamanla derin bir düşmanlık meydana gelmişti.
Peki, bütün bunların arkasında ne vardı?
Sarayda Başlayan Düşmanlık
Osmanlı tarihçileri, Şehzade Mustafa ile Mahmud Paşa arasındaki husumetten söz ederken oldukça kapalı ifadeler kullanırlar. Behiştî Tarihi’nde, aralarında geçmişten kaynaklanan ve giderilmemiş bir keder bulunduğu ifade edilir. Solakzâde ise Şehzade Mustafa ile Mahmud Paşa arasında bir soğukluk olduğunu, her ikisinin de gönlünde sürekli bir keder taşıdığını belirtir. Bu ifadeler, sıradan bir siyasî anlaşmazlıktan daha derin bir meseleye işaret ediyor gibidir. Ancak tarihçiler, söz konusu düşmanlığın gerçek sebebini açıkça yazmazlar. İşte Osmanlı tarihinin bu esrarengiz hikâyesi de burada başlar.
Bir Kadın Meselesi
Şehzade Mustafa ile Mahmud Paşa arasındaki düşmanlığın sebebine ilişkin en dikkat çekici rivayetlerden biri, XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış tarihçi Mustafa Âlî tarafından aktarılır. Âlî, Künhü’l-ahbâr adlı eserinde, şehzade ile paşa arasındaki nefretin, Şehzade Mustafa’nın Mahmud Paşa’nın eşine tecavüz etmesinden kaynaklandığını yazar. Bu, son derece ağır bir iddiadır. Ancak Âlî’nin anlatımı, olayın nasıl gerçekleştiğini ayrıntılarıyla açıklamaz. İsmail Hami Danişmend ise İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi adlı eserinde farklı bir rivayete yer verir. Danişmend’e göre yakışıklı ve çapkın bir genç olan Şehzade Mustafa, Mahmud Paşa’nın eşini baştan çıkarmıştır. Paşa ise bu olayın intikamını almak için şehzadeyi zehirletmiştir. Mahmud Paşa’nın idamı da bu hadisenin sonucudur. Böylece iki farklı anlatım ortaya çıkar: Mustafa Âlî’nin rivayetinde: Şehzadenin, Mahmud Paşa’nın eşine tecavüz ettiği ileri sürülür. Danişmend’in aktardığı rivayette: Şehzadenin, paşanın eşini baştan çıkardığı ve Mahmud Paşa’nın intikam almak için onu zehirlettiği anlatılır.
Peki, bu iddiaların arkasında gerçek yaşanmış bir olay var mıydı?
Şehzadenin Son Seferi
Karamanoğulları Beyliği’nin ortadan kaldırıldığı ve beyliğe ait kalelerin ele geçirildiği sırada, Karaman valisi olan Şehzade Mustafa da seferlerde önemli görevler üstlenmişti. Develi Karahisar’ı ele geçiren şehzade, dönüş yolunda hastalandı. Bor’da hamama girip yıkandıktan sonra durumu ağırlaştı ve 1474 yılında aniden vefat etti.
Ben Öleceğim, Mahmud Yaşayacak
Şehzade Mustafa’nın ölümünden önce Mahmud Paşa’ya yönelik bir vasiyette bulunduğu, Meâlî’nin Hünkârnâme adlı eserinde anlatılır. Rivayete göre şehzade, hastalığından kurtulamayacağını anlayınca lalası Ahmed Bey’i yanına çağırır ve şöyle der: “Benim lalam, beni iyi dinle. Ben öleceğim, Mahmud yaşayacak ve hünkârın hizmetinde kalacak. O da benim gibi dünya nimetinden ve ana baba yüzünü görmek mutluluğundan yoksun kalsın. Babam padişah olduğu sürece ondan bütün dünya nimetlerini gasp etsin. Babamdan en son dileğim şudur: Benim uğradığım bu felaketi Mahmud’dan sorsun. O, bana olan düşmanlığı yüzünden bu kötülüğü yaptı. Bu gerçeği bilin.”. Bu sözler, rivayete göre Şehzade Mustafa’nın ölümünden Mahmud Paşa’yı sorumlu tuttuğunu göstermektedir.
Matem Elbisesi ve Padişahın Öfkesi
Şehzade Mustafa’nın ölümü üzerine devlet erkânı, siyah matem elbiselerini giyerek padişaha başsağlığı dilemişlerdi. Mahmud Paşa ise kısa bir süre önce sadrazamlıktan azledilmiş ve Havsa kasabasında ikamete memur edilmişti. Buna rağmen şehzadenin ölüm haberini alınca İstanbul’a gitmeye karar verdi. Yakınları, padişah tarafından çağrılmadıkça İstanbul’a gitmemesini söyledilerse de paşa bu tavsiyeyi dinlemedi. İstanbul’a giderek padişahın huzuruna çıktı. Fatih Sultan Mehmed’in ise kendisine, “Mustafa’nın düşmanı hayatta kalamaz.” dediği aktarılır. Mahmud Paşa, elli gün boyunca Yedikule’de hapsedildikten sonra 18 Temmuz 1474’te Yedikule’de idam edildi. Fatih’in paşaya yönelttiği dört suçlamadan biri Şehzade Mustafa ile arasında düşmanlık olmasıydı.
Tarih bazen en büyük sırlarını, padişahların kroniklerinde değil, bir miras davasının satır aralarında saklar.
Şehzade Mustafa ile Mahmud Paşa arasındaki husumetin sebebine ilişkin en dikkat çekici gelişmelerden biri, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Topkapı Sarayı Arşivi’nde tespit ettiği bir belgedir. Mahmud Paşa’nın ölümünden sonra, II. Bayezid döneminde yaşanan bir mülk ve vakıf anlaşmazlığına ilişkin bu belge, paşanın aile hayatına dair önemli bir ayrıntı içerir. Belge, Mahmud Paşa’nın genç ve güzel olan ikinci eşi ile ilk eşinden doğan kızları arasındaki bir miras anlaşmazlığıyla ilgilidir. Paşanın ikinci eşi tarafından açılan davaya karşı diğer mirasçılar, padişaha bir itiraz dilekçesi sunmuşlardır. Dilekçede yer alan iddiaya göre Mahmud Paşa’nın ikinci eşi, paşanın seferde bulunduğu sırada Şehzade Mustafa’nın annesinin evine gitmiş ve orada bir gece kalmıştır. Paşa bu durumu öğrendiğinde büyük bir üzüntü duymuş ve eşini boşamıştır.
Gerçekte Ne Olmuştu?
Şehzade Mustafa ile Mahmud Paşa arasındaki husumet, Osmanlı tarihinin en merak uyandırıcı meselelerinden biridir. Tarihçilerin kapalı ifadeleri, Mustafa Âlî’nin ağır ithamı, Danişmend’in aktardığı rivayet ve Uzunçarşılı’nın ortaya koyduğu belge, bu düşmanlığın sıradan bir siyasî anlaşmazlıktan ibaret olmayabileceğini düşündürmektedir. Mahmud Paşa’nın idamı sırasında Şehzade Mustafa ile arasındaki düşmanlığın padişah tarafından ayrıca suçlama konusu yapılması da dikkat çekicidir. Ancak bütün bu anlatımlara rağmen, olayın gerçek mahiyeti kesin olarak ortaya konulabilmiş değildir.
Belki de Şehzade Mustafa ile Mahmud Paşa arasındaki husumetin gerçek sebebi hiçbir zaman tam olarak öğrenilemeyecek. Ancak bu olay, Osmanlı sarayında siyasî iktidar, aile bağları, kişisel düşmanlıklar ve intikam duygularının nasıl iç içe geçebildiğini göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir. Çünkü bazen tarih, bir cinayetin nasıl işlendiğinden çok, gerçeğin neden yüzyıllar boyunca bir sır olarak kaldığını anlatır.