Okmeydanı

Fatih Sultan Mehmed’in “Üzerinden kuş dahi uçurulmaya!” diye vakfettiği Türklerin tam manası ile meydan olarak anladıkları cinsten bir yapılanmaya örnek yegâne meydanı Ok Meydanı’dır.

Ağustos 1913’de Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisi ile sonuçlanan ve Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Sırbistan’la bir sene süren bu harp esnasında ve sonrasında, perişan hâlde Dersaadet’e gelen Rumeli halkı İstanbul’da bazı yapılarda ve hatta camilerde geçici iskân edilmiş, birer barınak yapabilecek gücü ve kalabalık nüfusu olan ailelere Okmeydanı’nda kalmaları imkanı tanınmıştır. Bunu takiben Ⅰ. Dünya Harbi ve sonrası İstiklâl Harbi ve 1923 sonrası Okmeydanı’nda barınan ailelere başka yer gösterilememiş, gün be gün artan nüfus başka bir yere nakli olumsuz etkilemiş ve küçük barınaklar II. Dünya Harbi senelerinden sonra gecekondu tabir edilen bahçeli ikametgâhlara dönüşmüştür.

Esasen Haliç ile bugün mevcut olmayan Kasımpaşa Deresi arasında kalan iki büyük tepelik ile arasındaki vadiyi içine alan eski hesapla 2 milyon metrekarelik sahadır. Bu saha Büyük Piyale Paşa Camii ile Aynalıkavak Kasrı, Darülaceze ve Karaim Maşatlığı’nıda kapsayan, içinde dört namazgâh ile beş çeşme, bir ayazma, dört karlık ve bir tekke vardı. Bu saha içinde 129 dikili ok abidesinden en son yapılan envanter tespit çalışmasında 13 Mart 1986 çeşitli evlerin bahçelerinde ve caddelerde bir kısmı devrik halde 45 adet tarihi ok abidesi tespit edilmiştir.

Her biri birer sanat şaheseri olan ve ok atarak rekor kırmış olan mühim sporculara ait olarak dikilmiş ve asırlarca beyaz kıyafetle bir takım folklorik ve dinî ritüellerle girilen ve asla yapılaşmaya müsaade edilmemiş, hatta ünlü rekortmen okçuların bile gömülmesine izin verilmeyen bu yere, XVIII. yüzyılda defin izni verilmiş ve mezarlıklar oluşturulmasına göz yumulmuştur. Bütün bunlara rağmen 1900’lerdeki panoramik fotoğraflarda zirvedeki Okçular Tekkesiharicinde sadece dikili ok taşları görülür. Arazi korunmaktadır. Bu arazinin kaybolmaması için üzeri kitabeli mezartaşına benzeyen sınır taşları yaptırılarak, yol kenarlarına dikilmiş ise de günümüzde bunlar yoktur. Okmeydanı üzerine çokça tarihçi eğilmiş makaleler yazmışlardır. Fazıl Ayanoğlu da bu konuda elli sene çalışmış ve hazırladığı eserin 1977’de sadece Ok Abideleri kısmı basılmıştır.

1984 yılında Turgut Özal’ın imar affı ile ilgili çıkartılan 2981 no’lu kanunla bağlantılı tüm Okmeydanı’ndaki ikametgâhlara tapu tahsis belgesi verilmesine yönelik vakıflarda binlerce dosya hazırlanmıştır. Böylelikle esasen tamamının tahliyesi ile Okmeydanı’nı restore projesi yapılması gerekirken Fatih Vakfiyesi göz ardı edilmiş; oy politikasına uğruna ayaklar altına alınmış ve neticede asansörlü 5 ve 6 katlı özel mülkler Okmeydanı’nı tanınmaz hâle sokmuştur. Hatta o kadar ki kıyıda köşede kalmış 6-7 adet çok mühim abide yok olmasın diye vinçlerle yerlerinden sökülerek Sinan Genim’in modern bir uygulaması olarak ihya edilen Okçular Vakfı’na ait Okmeydanı Tirendezan Tekkesi’ne taşıtılmıştır.

Eski duruma göre Fazıl Ayanoğlu’nun bir iddiası şöyledir. İstanbul’un Fethi esnasında Beyoğlu ve gerisi Ayazağa bölgesi Fatih’in meşhur kumandanı Balıkesirli Zağanos Paşa idaresine bırakılmıştır. Zağanos Paşa, Rumelihisarı’nın batı kulesini de inşa ettiren paşadır. 1452’de İstanbul’da Rumelihisarı inşasında görev yaparken diğer yandan Cenevizlilerle de görüşmeler yapmayı sürdürmüştür. 1453’te Kasımpaşa Okmeydanı tepelerinde birkaç koldan beslenen büyük bir dere vardır. Bunun adı Fatih devrinde belirlenen Doymazdere’dir. Zağanos Paşa, Haliç’e indirilen ince donanmayı (çektirileri, kırlangıçları) Okmeydanı tepesinde kızaklarda inşa ettirmiş ve Doymazdere’yi kullanarak bir gecede tepede inşa edilmiş 40 parça gemiyi Haliç’e sokmuştur. Bunun içinde Fatih bu müthiş olayın anısına Okmeydanı’nı vakfederek ölümsüzleştirmiştir. Bu Fazıl Ayanoğlu’nun ileri sürdüğü tezidir.

Günümüzde Okmeydanı Tekkesi ile birkaç ok abidesi taşı hatıra olarak kalmış bulunuyor. Okçulukla ilgili yayınlar yapılmış olsa da meydan ve eserleri ile tam eksiksiz bir kitabın yayınlanması umulur.

Necdet İşli

Necdet İşli

1951'de Cerrahpaşa'da doğan Hayri Necdet İşli, İstanbul'un kültür ve sanat tarihçisi, arşivci ve yazardır. Baba tarafından altı göbek İstanbulludur. Mezar taşları, mezarlıklar, vakıf hukuku ve tekke yapıları üzerine çok sayıda çalışması vardır.

Tarihe Yönelim kategorisinden son haberler

Kaddafi’nin Yarım Kalan Rüyası

Muammer Kaddafi öldürüldüğünde yalnızca bir lider devrilmedi; Afrika’nın dünya siyasetinde bağımsız bir güç haline gelmesini hedefleyen iddialı bir siyasi proje de ağır bir darbe

Bir Aşı Komandosu: Thomas Sankara

Afrika… Teknoloji ve medeniyet denince unuttuğumuz kocaman bir kıta. Hâlbuki insanlık tarihi Afrika’da başlamış. Toplumsal sorunlara çözüm ararken ise Afrika pek aklımıza gelmez. Oysa

Boran Yoldaşın Anısına…

Yönelim olarak Behice Boran’ı ölümünün 39. yıl dönümünde anarken, TÜSTAV bünyesindeki Behice Boran Arşiv Fonu’ndan seçtiğimiz belgeleri okurlarımızla buluşturuyoruz. Dönemin basınından gazete kupürleri ile
GitEn Üst

Don't Miss