Pavyon ile gece kulübü benzer mekânlardır. Bunu açıklamadan önce öncesini anlatalım. Önceleri gazinolar var. Bunlar dönemin lüks yerleri. Buralarda program sadece alaturka ağırlıklı ve devrin ekonomisine göre fahiş olmasa da yinede herkesin sıklıkla gidebilecekleri yerler değiller. Bir de daha ziyâde gençlerin gittiği pahalı olmayan birahaneler var. Buraların adı birahane ama mekânlar oldukça büyük. Burada da alaturka program var. Bunların en ünlüsü İstiklal Caddesi’nde sonraları Fitaş Sineması’nın olduğu yerde halamın kocasının işlettiği Mulenruj Birahanesi. Safiye Ayla ile Hamiyet Yüceses ilk defa burada sahneye çıkmışlar.
Bunlardan başka yine sadece alaturka programı olan dansözlerin boy göstermesinden sonra programlarına onu da katan saz denilen salonlar. Bu sazlar gazinodan daha ucuz, gazinolarla aynı saat diliminde çalışan yerler. Bunların en ünlüsü Sirkeci Garı’nın yanında ki Anadolu Saz ile Beyoğlu’nda ki İngiliz Konsolosluğu’nun sırasında ki Ferah Saz ile Çağlayan Saz idi. Bu salonlar yakın zamanlara kadar faaldiler. Bu yerlerde konsomasyon denilen kadınların masalarda oturup müşteri ile içki içtikleri konsomatrislik yoktu.
Konsümasyon Bar denilen işletmelerde olur buralarda da sadece müzik olup program olmazdı. Sazlarda tıpkı gazinoda olduğu gibi hem yemek hem program olurdu. Beyoğlu’nun en önemli ve yanyana iki sazından birinde fasıl şefi ünlü Karagöz sanatçısı-hanende Orhan Kurt, diğerinde bestekâr-hanende Kasım İnaltekin idi. Aralarında sanat rekabeti vardı. Orhan Kurt, heyetine halk müziğinin önemli seslerinden Nihat Mercanlı‘yı alınca Kasım bey de rakip ses olarak kendi heyetine Sinan Subaşı‘nı almıştı. Genelde sazdan çıkan erkek müşteriler, geceyi uzatmak daha rahat eğlenmek, orada çalışan kadınlarla yakınlaşmak için saz sonrası barlara giderlerdi.
Gerek gazinolarda gerekse sazlarda program daima alaturka idi ama İstanbul’un pek çok yerinde batı tarzı programa sahip, o günlerde bu işi yapan Türk sanatçılar olmadığı için tamamı ecnebi artistlerden oluşan balet, akrobat, dans, illüzyon, jonglör gibi sanatların icracılarının sahne aldığı varyete salonları vardı. En ünlüleri Şehzadebaşı’ndaki Ferah Varyete ile Beyoğlu’nda ki Tokatlıyan Varyete idi.
Birinci Dünya Savaşı sonrası gerek Avrupa’dan ve bilhâssa Rusya’dan İstanbul’a pek çok artist gelmeye başlayınca varyeteler sadece program seyredilen içerde gazoz, limonata, fındık, fıstık satıldığı için işletmeciler o zaman batıdan gelen kişilerden pavyon fikrini öğrenip alaturka dışında buraları açmışlar. Avrupa’da insanlar akşam yemek yemek için lüks içkili yere gidiyorlar oradan çıkınca da genellikle damsız erkekler pavyonlara gidiyorlar. Çünkü pavyonlarda yemek yok çerez hafif aperatif ve içki ile alafranga müzik eşliğinde program bir de yine konsomatrisler var.
Bunların içinde günümüze kadar gelen hepsi de Beyoğlu’nda olan Şanzelize, Foliberjer, Mulenruj, Elize, Olimpia, Liban gibi yerler var.
İkinci Dünya savaşından sonra hükümetler yabancı artistlerin gelişi daha da artınca onları daha da rahat kontrol edebilmek için uygulamada değişiklik yaparak yabancı artist çalıştıran yerleri “turistik işletme” statüsüne sokar. İş böyle olunca da bizim işletmeciler madem sınıfımız turistik oldu işletmelerimizde bundan böyle pavyon değil “gece kulübü”dür derler.
Hâlen bina olarak ayakta duran Kervansaray ile şimdi yerinde otel olan Taksim Belediye Gazinosu ise hem gazino hem de pavyon vasfını birleştiren nadir işletmelerdir.
Çalıştığım zamanlarda bile eskiden yemek sonrası onbirden ikiye kadar atraksiyon ağırlıklı programı olan gazinonun üçte biri kapasiteli salona hepimiz pavyon derdik.
İstanbul’un en ünlü pavyonu Fahrettin Aslan’ın işlettiği Cumhuriyet Pavyon’du. Mekân da sahnesi de büyüktü. Burada bir tarihte at üzerinde striptiz yapan bir artist gelmişti. Tarlabaşı’ndan Şişhaneye giderken şimdi otel olan yerdeydi. Üç cephesi Haliç manzaralı camdı. Biraz önce isimlerini saydığım pavyonlar da ünlüydü. En son açılan pavyon Odakule’nin Tepebaşı tarafında Kanun-î Esâsi Kıraâthanesi’nin yerine açılmış olan balkonlu Beyaz Saray’dı. En uzun süre direnip, en son kapanan pavyon ise Çiçek Pazarı’nın girişinde solda merdivenle inilen Hisar Pavyon idi. Burada Perihan Ateş, Zennube, Özcan Tekgül gibi ünlü dansözler; Kırmızı Turplar, Trio Obüsler, Duo Enderler gibi akrobat grupları; Çalıkuşları, Çifte Kumrular gibi müzikal şovlar; Matrak Kardeşler, Antenler gibi komedi ikilileri; Nadya-Ömer, Duo Yomolcay gibi dans şovlar çeşitli illüzyonistlerle; ateş, bıçak, yılan gösterileri sunan yerli yabancı artistler olurdu.
Pavyon dışında sadece striptiz gösteren Parisien, Vagon Blö, Karavan gibi ünlü Adamo, Slyvie Vartan, Tony Dallara gibi yabancı solist, balet ve atraksiyon gösteren kulüplerde vardı. Bireysel mekânların dışında Hilton, Çınar, Tarabya gibi büyük otellerin içinde de kulüpler vardı.
Her pavyonda kesin bir orkestra olurdu. Bu orkestralar, kulüplerin kalitelerine göre Çetin İnöntepe, Yalçın Ateş gibi ünlü şeflerden amatör müzisyenlere kadar giderdi. Sadece Parisien açıldığı günden beri programları banttan sunardı ama burada bu işin Hasan Abil adında bir kompedanı vardı. Eşi İspanyol Carmen ise dans hocasıydı ve Paris Les Millionare’deki gibi çok kaliteli şovlar hazırlardı.
Pavyonlarda her zaman bir folklor grubu olur programı onlar açar, sonra dansöz, akrobat, illüzyonist, jonglör gibi atraksiyon artistleri ile dans, striptiz ve balet grupları olurdu. Bu balet grupları içinde Blue Bells Girls, Christiane Nerac, Ruffin Saldine gibi balet topluluklarında şık, gösterişli kostümlerle dans eden güzel kızlar olurdu. Bir dönem Avrupa’da da çalışmış olan Taner Önal Balesi büyük pavyonların vazgeçilmez şov gruplarındandı.
İsviçre’den döneceğim zaman devrin sadece yabancı artistlerle çalışan ünlü empresaryosu Marco’ya fotoğraflarımla bir mektup yazdım. O da beni Galatasaray’daki Olimpia’ya verdi. Burada çalışırken Cumhuriyet Pavyon’a da başladım sonra Kervansaray’a geçtim. Burada çalışırken çalışında iki aylığında Beyaz Saray’da çalıştım. Sonra 80’de yine İsviçre’ye sirkte çalışmaya gittim. Kasım ayında İstanbul’a döndüğümde sihirli bir rüzgârın esmiş ve çoğu gazino ve pavyonları yerlerinden uçurmuş olduğunu gördüm.
Bugün pavyon var mı bilmiyorum ve olduğunu da sanmıyorum.
Allahtan pek çok Türk filminde pavyon, bar, gazino gece kulübünü görmek mümkün. Eğer Hülya Koçyiğit’i ışık oyunları altında yüksek bir sahnede arkasında ki yarım daire şeklindeki, perdeli dekorun önünde, sol tarafta beyaz piyano önünde şarkı söylerken görürseniz burası Şanzelize’dir. Sevim Çağlayan’ı Zennube filminde sahneye merdivenlerden inerken görürseniz burası da Mulen Ruj pavyondur
Bu yazıda hep İstanbul’u anlattım ama elbette diğer şehirlerde de meselâ İzmir’de Santana, Bursa’da Taylan gibi ünlü olanların yanı sıra Anadolu’nun çok yerinde irili ufaklı pavyon vardı. Bildiğim kadarıyla pavyon İstanbul’da bitmiş ama gözümle gördüğüm için biliyorum Ankara, Gaziantep ve İzmir’de hâlen bu kültür devam ediyor.