-Çiçek Bar’ı yaklaşık on beş sene Çiçek Bar’da çalışan Sanlı Arslan’dan dinledik-
‘Memet Ali Alabora arkadaşlarına sorardı, “Sen Sanlı’yı tanır mısın?”. “Tanımıyorum” derlerse, “Sen o zaman meşhur değilsin çünkü bütün şöhretler Sanlı’yı tanır, Sanlı’yı tanımayan da zaten şöhret değildir.” derdi.’
Çiçek Bar’ın kuruluşunda yoktum. Ben Çiçek’e Ece Bar’dan geldim. Sene 88-89. Ece Bar’dan çıkmak istiyordum çünkü çok yoruluyordum. Gündüz üçte işe gidiyor, sabah altıda işten çıkıyordum. O da Metin Akpınar gelmezse. O gelirse 12’den evvel işten çıkamazdık! Ece Hanım o aralar Ece Resort Otel’i yaptırıyor. İkinci bir emre kadar bütün izinleri iptal etmişti. Bana bir hafta izin verdi, git de gel dedi. İzne çıktım ama dönmek istemiyordum. Yorulmuştum. Ortaköy’de Mehmet Tuna-Oğuz Çavuşoğlu ortaklığında kurulan Memos’a gitmeyi düşünüyorum. Anlaşmıştık hatta. Tam o sıralar Beyoğlu Yeşilçam Sokağı’nda gezerken Arif Keskiner’e (nam-ı diğer Çiçek Arif) rastladım. Bana Ece Bar’dan neden ayrıldığımı sordu, anlattım. “Gel lan bizde çalış!” dedi. Böylece Memos’a gitmedim, Çiçek Bar’da çalışmaya başladım.
Çiçek Bar’dan içeri bir girdim ki tıklım tıklım dolu, iki yüz kişi var! Herkes başıma üşüştü çünkü zaten camiadan tanıyorlar beni. Hoşuma gitti. Çiçek Bar’da Arif Ağabeyin ortağı Azmi Ağabeydi. Onunla yıldızım hiç barışmadı. Zaten Çiçek Bar kapanacağı zaman almak istemiştim de bana, “Biz işçilerimize satmayız!” demişti. Hâlbuki ben alsaydım bugün belki Çiçek Bar yaşıyordu.
Çiçek Bar’da kalorifer masasına bakmaya başladım. Mehmet Emin Karamehmet Çiçek’e geldiğinde genellikle burada otururdu. Kalorifer bar dediğin de kaloriferin üstü!
Çiçek Bar’da o zaman en revaçta olan masa dört numaralı masa olan “Sinemacılar Masası” idi. Bu masaya yabancı kimse oturamazdı. Kemal Sunal, Atıf Yılmaz, Tarık Akan, Şerif Gören, Zeki Ökten, Ali Özgentürk, Umur Bugay masanın aklıma gelen müdavimleriydi. Ara sıra Yavuz Özkan gelirdi. İçki içmezdi. Kuru fasulye, pilav ve turşu isterdi. Zeki Ökten, “Burayı lokantaya çevirdin!” diyerek bana çok kızardı. Çokları bilmez. Zeki Ökten, Bizimkiler’in yazı kurulundaydı. İsmini yazmazlardı. Her pazartesi gider haftalığını alırdı, Konak’ta karnını doyururdu.
Sonra 2 numaralı masa olan “Edebiyatçılar Masası” vardı. Erdal Öz, Hüseyin Baş, Ahmet Arif, Özdemir İnce, Onat Kutlar, Aziz Çalışlar bu masaya sık sık gelirlerdi. Mesela Başar Sabuncu ile Candan Sabuncu sinemacı olmalarına rağmen bu masaya otururlardı. Osman Sınav da… Ahmet Arif beni çağırır, “Oğlum rakı ve eruh (erik) getir..” derdi.
Tiyatrocuların da masası vardı. Işık Yenersu, Ayten Uncuoğlu ve Çiçek’e gelen neredeyse bütün kadınlar… Hatta masadaki bir tiyatrocu kadın Atıf Yılmaz’a âşıkmış. Masaya Atıf Yılmaz’ı davet ettiler bir gün de formaliteden nişan yapmıştık onlara…
İşadamı Cemil Karanfil’in masası vardı. Sanat dostuydu. Sümer Tilmaç en yakın arkadaşıydı. Sonra “Spor Masası” vardı. Aydemir Akbaş, Erdinç Akbaş, Bülent Kayabaş, Duygu Ankara, Nazan Sapanca, Vedat Okyar, Faik Gürses, Faik Çetiner bu masanın müdavimlerinden aklımda kalanlar… Aydemir Akbaş çok komikti, çok güldürürdü.
Bir de bar kısmı vardı. İsmet Ay, Mustafa Alabora, Savaş Dinçel genellikle burada otururlardı. İsmet Ay’la çok kavga ederdim çünkü bana çok takılırdı. O yüzden ona pek bakmazdım. Çiçek’te %50 indirimi olduğundan bazen Koç’un kızları, Güler Yiğit gibi yüksek sosyeteden hanımlara yemek verirdi. Kemal Sunal da İsmet Ay’dan çok çekinirdi.
Kavga da çıkardı Çiçek’te. Bir keresinde Kutay Köktürk’le İbrahim Tatlıses çok ciddi bir kavgaya giriştiler. Sonradan gelen Aydemir Akbaş ayırmıştı onları. Berhan Şimşek de Şahin Gök’le kavga etmişti.
Espritüellik daha çoktu. Mesela Tarık Akan çok tutumluydu. Bir kitap çıkarmıştı ya Anne Kafamda Bit Var diye. Hüseyin Baş, “Sen bu kitaba yanlış isim koydun.” demişti. “Ne koysaydım?” deyince şöyle cevap vermişti, “Anne cebimde akrep var!”…
Ahmet Kaya çok bonkördü. Masada bin kişi de olsa hesaplarını o öderdi. Yusuf Hayaloğlu’nu çok kollardı. Bana bir keresinde demişti ki, “Sanlı, bunun bir de sesi olsaydı hepimizi piyasadan silmişti…”…
Bir de girişi yasak olanlar vardı Çiçek’e… Birisi ressam Sali Turan’dı. Arif Ağabey’le araları bozuk olduğundan o yasaklamıştı. Bir de bir diş doktoru vardı, kel. Onun da girişi yasaklanmıştı, ismini vermeyeyim. Bir gece baktık ki perukla girmiş içeri, tanınmamak için!
Kemal Sunal ölünce ve müzik başlayınca Çiçek Bar’ın tadı kaçtı. Çünkü konuşma barıydı Çiçek. Ben de 2002’de ayrıldım ordan.
Şimdi Beyoğlu bir çöl. Eski kültür yok. Eskiden her masa bir dersti, bir okuldu. Şimdi tiksinti!
Sanlı Aslan bugün de Beyoğlu’nda işletmecilik yapıyor. Cezayir Sokağı’nda La Fee adlı bir barı var.