Sosyolojinin en temel dayanak noktalarından biri, toplumun bireyler arasındaki etkileşimlerden ve ilişkilerden meydana geldiği fikridir. İnsanlar hayatı paylaşırken konuşur, uzlaşır, tartışır, ortak kararlar alır
Benim ailemde hiç asker yok. Anne tarafım üniversiteyi Amerika’da okumuş, dolayısıyla sivil bir dünya anlayışıyla yetişmiş bireylerden, baba tarafım ise daha çok Balkan ruhunu
Aydınlanma Çağı’yla yeniden başlayan, hatta hatırlanan kritik düşünce günümüze kadar hızını azaltmadan yıkıcı yaratıcılık olarak geldi. Fakat hakkını yemeyelim; yıkmadan, ekleye ekleye getirdiği bir
Bay Eke’nin öldürülmesi Yapıştırılmış Hür Devletler’de infiale yol açtı. Cinayetin Turye’de işlenmesi, Turye’yle Yapıştırılmış Hür Devletler’in arasını bir anda açtı. Turye’de hadiseden hemen sonra
Bilmediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda artık durup düşünmüyoruz bile; zihnimizdeki soru, mekanik bir refleksle doğrudan arama kutusuna taşınıyor. Birkaç anahtar kelime yazıp önümüze serilen ilk
Lulu, haftalar sonra ilk defa şirkete uğradı. Yönetici kademesi, Küresel Dünya’da işyerlerine sıklıkla uğramazdı; kontrolü eline alıp hayat akışındaki diğer işlere odaklanırdı. Aysonu geldiğinde
Teknoloji denildiğinde zihnimizde çoğunlukla ilerleme fikri belirir. Daha hızlı çalışan makineler, daha az zamanda daha çok üretim, daha kesin hesaplamalar, daha akıllı sistemler… Teknolojik
Zala, çalışmaya başladığı günden itibaren ilk kez Lulu’nun evinden dışarıya adım atmıştı. Bu adım, onun iki yıl sekiz ay üç günlük ömründe bir devrimdi.
Küresel Dünya’da özgürlüklerin, insan öldürmeme (belli başlı ülkelerde robot öldürme de aynı ya da benzer ölçüde suç sayılıyor) koşulu dışında sınırı yoktu. Her şey
Canlı beden, modern biyolojinin belki de en çok incelediği ama en az kavradığı gerçekliklerden biri. Onu anlamak için geliştirdiğimiz her yeni teknik, organizmayı bir