Birinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.
O günün geç bir saati Maci eve döndü. Üç aydır beraberdiler ancak ilk defa Maci, Lulu için tekinsiz göründü. Antreden, Lulu’nun sabahki toplantısından beri neredeyse kalkmadığı berjere boşmuş gibi baktı. Sevimsiz bakışını berjerde oturan Lulu’da bıraktı. İçinden selam vermek geçmese de şüpheli duruma düşmek istemediğinden Lulu’ya soğuk bir, “Ne haber?” dedi. Hâlbuki haber getirmesi gereken biri varsa o da Maci’ydi…
Lulu, donuk bir paket misali yerinden kalktı. Antrede dikilen Maci’ye yaklaştı. Onun la aynı hizaya geldi. Sonra onu gerisinde bırakıp yatak odasına geçti. Robotu çağırdı. Pijamasını giyindi ve yattı.
Maci bu hareketi sindiremedi. Oturma odasının, diğer gökdelenlerin tepelerine bakan camına yaklaştı. Düşünceli gözlerini şehrin gece siluetinde gezdirdi. Cebinden sigarasını çıkardı ve yaktı. Maci bir türlü sigara tadı veren kapsüllere alışamamıştı. Sigara içmenin, hele de dumanını ciğerlerine doldura doldura o mereti çekmenin keyfi hiçbir teknolojik aygıtta yoktu. Robotu bu kez o çağırdı. Kendisine bir kadeh buzlu viski getirmesini emretti.
Viskisini içerken kendisini düşünce masasına yatırdı. Sonra kaldırdı. Uçurdu, yüzdürdü, gezdirdi… Olmadı; bir türlü kendisini, ne olduğunu tanımlayamamıştı. Altında son model arabası vardı. Sonra envaiçeşit giysi kapsülü… İstediğini yiyip, içebiliyordu. Peki, yaşamına anlam katmak adına ne yapıyordu? Mesleği neydi? Tahsili, görgüsü ne kadardı? Yoo, her türlü imkâna sahip bir köleydi o. Çünkü elinin altındaki hiçbir şey ona ait değildi, Lulu’nun kendisine bahşettiği armağanlardı.
Lulu – demin yanından o öldürücü bakışlarla geçen kevaşe – onun sahibesiydi. Para da, şöhret de, şan da, ün de, mülk de Lulu’nundu. Yatakta ona verdiği zevk kadar değerliydi Maci. Kısacası Maci, zavallı Maci bir jigolodan başka bir halt değildi.
Kendi kendine verdiği bu cevap neticesinde elindeki kadehi yere atıp kırdı. Ardından robotu çağırdı. “Dur..” dedi silmeden, “Ben kimim?”… Robotun ekranında sayılar, soru işaretleri, harfler belirdi, belirsizleşti. Yanıt gayet mekanikçe geldi:
— Siz Lulu’nun sevgilisi Maci Arata’sınız. Yirmi bir yaşındasınız. Aslen…
Hiddetlendi Maci:
— Yeter, kes!… Devamını duymak istemiyorum!
Robot makinedendi, metaldendi; bedeninde kan yerine elektrik enerjisi taşıyordu ama Maci’nin verdiği tepki onu kanlı bir canlı gibi titretip, gocundurmaya yetti. Bir hızla işini görüp oturma odasından uzaklaştı.
Robot gider gitmez Maci’nin gözünde Lulu canlandı. Güçlü, kudretli, hâkim, başarılı, imkânı geniş, hırslı, ihtiraslı ve tuttuğunu koparan! Onunla tanıştığı gece kulübünü hatırladı. Henüz yirmi yaşını sürüyordu o zaman. Arkadaşlarından (ki şimdi onlarla görüşmeye tenezzül etmiyor) o kulüpte zengin partnerler bulabileceğini duymuştu da birkaçıyla birlikte kulübe dolmuşlardı. Locada arkadaşlarıyla oturuyordu Lulu. Pahlı kıyafetleri ve asil duruşuyla hemen göze çarpıyordu. Yanındaki kızlı-erkekli arkadaşları robotik rep müziğinin ritmine kendilerini kaptırıp oynarken o yerinde somurtarak etrafı seyrediyordu. Derken göz göze geldiler. Bakış süresi normali aştı. Maci, yarı emin adımlarla Lulu’ya doğru yaklaştı. Sonrasını pek hatırlayamıyordu fakat gözlerini açtığı zaman Lulu’nun şimdi de içeride uyuduğu yatağındaydı…
Lulu, yatakta kıvrandı durdu. Kırılan viski kadehinin sesi, gözlerini kısa süreliğine açıp kapamasına ancak neden olabilmişti. Maci kimdi? – Hiç kimse! İyi de onun parasıyla ve imkânıyla nasıl kafasına göre gezip tozabilirdi? Tamam, dünya küresel; ideoloji ultra-liberaldi ama her şeyin de bir sınırı vardı. Üstelik “Hiper Plaza”da!… Yoksa Maci düşmanlarının çok önemli bazı bilgileri ele geçirmek için yanına yerleştirdikleri bir ajan mıydı?
Lulu’yla aralarında yirmi yaştan fazla vardı. Hemen hemen annesi yaşındaydı. İlk beraberliklerindeki seks deneyimi açıkçası ilginç gelmişti ama birbirini takip eden diğer cinsel birleşmeleri, ilginçlik maskesi de kalktığından onu tiksindirmişti. Öte yandan, öyle varlık dolu bir hayatın içine düşmüştü ki bu hayatı öyle kolay kolay elinin tersiyle itemiyordu. Kısacası tam bir çıkmazdaydı!
Maci’yi bırakmanın tam zamanı!” diyen vicdanını, Maci’nin karanlık olduğunu tahmin ettiği arkasındaki güçleri görmek için susturdu Lulu… Evet, sevgilicilik oyununa Maci’nin kime çalıştığını öğrenene kadar devam edecekti!
Maci’nin diğer gözünde Futo canlandı… İki geceyi koyun koyuna geçirdiği o sıcak, sımsıcak çocuk! Çocuk dediysek, daha önceki seks tecrübelerinden hareketle en az yirmi yedi-yirmi sekizindeydi… Bununla birlikte son derece iyiydi yatakta. Üstelik Lulu gibi üstenci ve hakir gören bir yapıda da değildi. Parası da vardı, nereden geldiğini pek anlayamamıştı ama vardı. Cömertti. Lulu’yu bırakıp Futo’ya gitse gözü arkada kalmayacaktı…
***
Robot, kendisine rencide edici bir şekilde bağırdığı için, oturma odasındaki divanda sere serpe uzanan Maci’nin zihnini kendi inisiyatifiyle okumaya koyulmuştu. Evet, baştan beri taşıdığı şüphelerinde haklıydı, bu çocuk bir ibneydi! Bunu Lulu’ya söylemeliydi…
Sabah oldu. Lulu sanki dünkü domuzluğunu yatakta bırakmışçasına sıcak ve sevecendi. Maci, onun bu davranışına şaşırmıştı. Böyle davranan bir sevgili bir anda terk edilmemeli diye düşündü. O da yapmacıktan iyi davrandı.
Lulu’yla Maci’ye kahvaltı servisi yapan robot için sevgililerin sevecen ya da somurtuk oluşu bir şey ifade etmiyordu. Robotların entrikası, insanların entrikasına benzemezdi; netti ve sonuç odaklıydı. O, kafasını Maci’ye takmıştı ve mutlaka Lulu’dan onu ayıracak hatta kıçında Lulu’nun tekmesiyle onu bu evden gönderecekti!
(Devamı gelecek sayımızda…)