Yalçın Hoca’nın ifadesiyle “gülmenin çok yakıştığı”, fakat ucuz devrimci romantizmiyle anmamızın da hatırasına yakışmayacağı dev bir kadındı Behice Boran. Yıllar süren hapislere, çok sevdiği mesleğinden uzaklaştırılmasına, ayrılıklara, sürgünlere yenik düşmedi. Bir savaşçıydı, bir savaşçı olarak yaşadı, bir savaşçı olarak yaşıyor.
1940’lardan bu yana sayısız nesle ilham veren Boran’ı ölüm yıl dönümünde anarken kendisini siyaset arenasında devleştiren olayların ilkinden söz edecek olursak kendimizi büyük bir tesadüfün göbeğinde buluruz.
DTCF’deki meşum tasfiyenin ardından Boran’ın başkanlığını üstlendiği Türk Barışseverler Cemiyeti, uğursuzlar uğursuzu Demokrat Parti’nin iktidara gelişinden tam 2 ay sonra, 14 Temmuz 1950’de İstanbul’da faaliyetine başlamıştır.
Dernek kurulduktan 11 gün sonra ABD maşası iktidar, Kore’ye asker gönderme kararı alır. Muhalefet partisi CHP’nin ki başında İsmet Paşa vardır, buna tepkisi ne mi olur?
Hukuksuzca, TBMM’de tartışılmadan ve diğer partilerle istişare edilmeden alınan bu karar, içerik açısından değil ama biçimsel olarak eleştirilir!
Heyhat, yalnız ve güzel ülkemizin değişmez talihi!
Lakin 1950’nin Türkiye’si bugünden daha şanslıdır; nitekim boran gibi esen vatanseverler görev başındadır: Behice Hanım’ın başkanlığındaki Cemiyet’in kurucu üyeleri arasında Adnan Cemgil gibi felsefecilerle birlikte avukatlar, mimarlar, ev kadınları ve akademisyenler vardır.
TKP yöneticilerinin Nisan-Ağustos 1950 tarihleri arasında 15 günde bir olmak üzere 8 sayı yayımladığı Barış dergisi, Cemiyet’i şu sözlerle takdim eder:
“Bütün Türk milletiyle beraber «Demokratik yolda gelişmeğe ve terakki yolunda ilerlemeye çalışan memleketimizin geleceği bakımından şerefli bir barışın idamesini hayati bir zaruret» sayan, «Sivil halka karşı kitle halinde imha silâhlarının kullanılacağı bir harpte bütün milletler gibi, Türk milletinin de bu silâhların kanun dışı edilmesini» âcil bir dava olarak kabul eden BARIŞ SEVERLER CEMİYETİ çoktandır hissettiğimiz en hayatî bir ihtiyacı karşılamış oluyor.” (8. sayı, s. 3)

Yazı şöyle devam eder:
“Emperyalistler, Kore’de açtıkları harbin sahasını genişletmek için, bağımsızlıklarını yok ettikleri milletleri birer birer ateşe sokmağa başladılar. Tehlike büyüyor. Ölüm ve yıkım tehdidi savuranların menfur gayretleri hergün biraz daha artıyor. Harp kışkırtıcıları, basınları, radyoları, diplomatları ve silah fabrikalariyle seferber olmuşlardır. İnsanlığı, bütün medeniyet eserlerini yoketmek için yeni yeni plânlar çiziliyor, yeni icatlar peşinde koşuluyor. Barış tehlikeli anlar geçiriyor.”
Barış bugün de, son 4 yıldır aralıksız olduğu gibi, tehlikeli anlar geçiriyor. Bugün yine dümeni ABD’ye kırmış bir hükûmet, yine Meclis’i ekarte ederek (hoş etmese ne olur, bütün partiler NATO partisi olduklarını son dört ayda her fırsatta gözler önüne sermekteler!) Türk çocuklarını emperyalistlere yem etmek istiyor. Bugün yine muhalefet (eski partisi de Yeni Parti’si de) sessiz; yaşananlara “usulen” karşı çıkıyor. Bugün yine barışsever yurttaşlar, tıpkı Boran ve Cemiyet’i gibi, “millî menfaatlere aykırı beyannameler yaymak”, “siyasî maksatlar gütmek, ABD [yahut diğer maşası Suudiler] ile dostluğumuzu bozmaya teşebbüs etmek, halkın hükûmete itimadını kırmak, millî mukavemeti zaafa uğratmak” gerekçeleriyle yaptırıma ve cezaî işleme maruz kalıyor.
Bugün yine…
Bir Boran’ımız yok.
Türk halkının yine evlatlarını Yemen çöllerinde Siyonizm’in ve emperyalizmin emelleri için yem etmeden harekete geçmesi gerekiyor.