“Duvarlar gri gökle buluşacak yükseklikteydi. Üstelik onlar da griydi. Nereye gideceğini kestirememenin verdiği endişe, bu duvarları atlatıp aşamayacağı gerçeğiyle birleşince katlanarak artıyordu. Tek çare duyularının peşinden gitmekti. Artık nereye varacağı tanrıya emanetti. Gri, devasa duvarlar arasından, onların yol verdiği ölçüde koşturuyordu. Yerdeki su birikintilerinden sıçrayıp ayakkabılarında çamur izi bırakan damlalar zaten sinirini hoplatıyordu. Bu labirente nasıl girmişti? Daha da önemlisi, nasıl çıkacaktı? Karşısındaki duvarda aniden neonlu bir yazı belirdi: SEN KENDİ İSTEĞİNLE GİRDİN BURAYA. KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ. Pat, yazı belirdiği hızla kayboldu. Yazıda ağlama deniyordu ama ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Tam sinirden eli ayağı boşalacaktı ki bir ses çınladı kulaklarında… Duyduğu, en sevdiği şarkının melodisiydi. İyi ama ne alakaydı? Bir sağa, bir sola döndü ve gözlerini açtı…”
Gözlerini açtığında, gördüklerinin bir rüya olduğunu anlayıp alarm olarak en sevdiği şarkıyı çalan robotuna uyandırma modundan çıkmasını emretti Lulu. Girdiği rüyanın, daha doğrusu kâbusun etkisi hâlâ üzerindeydi. Yatağında yarı belinden itibaren doğrulup sırtını karyolanın başlığına dayadı. Saat dokuzu geçiyordu. Bugün saat dokuz buçukta çevrimiçi bir toplantısı vardı. Anımsadı. Yavaş yavaş kâbustan arınıp, pembe yaşantısına dönüyordu.
Robotu, bir komut verse de yerine getirsem diye gözünün içine bakıyordu. Kahve istedi ondan. Robot bir şey söylemeden mutfağa geçti. Efendisinin nasıl kahve içtiğini bildiğinden sormaya gerek duymamıştı. Lulu, robot odandan çıkınca yatakta hareketlendi. Yanındaki boş yastığa baktı. Maci dün gece de eve gelmemişti. Neredeydi bu çocuk? Meraktan çıldırsa da ona söz verdiğinden aramadı. Konum takip çipini de devredışı bıraktığından onu takip edemiyordu. Fakat teknolojide çareler tükenmezdi. Ona kahvesini getiren robota sordu:
— Maci’nin otomobili nerde?
Robot, kahveyi Lulu’ya verdikten sonra durdu.
— Hemen bakayım efendim.
Yüz ekranında birtakım sayılar, denklem simgeleri ve konum iğneleri gelip geçti.
— Şehrin çok dışında, bir banliyöde efendim. “Hiper Plaza” adlı bir yerleşkenin otoparkında.
Lulu sinirle kahvesinden bir yudum aldı. Maci kim bilir ne yapıyordu? Robota oturma odasına geçmesini emretti. O da peşinde yatak odasından çıkıp lavaboya girdi. Musluğa ‘sabunlu yüz yıkama’ emri verdi. Birden sular fışkırdı, sabunlar sıçratıldı. Sonra da bir hava üfürüldü. Yüzü yıkanmıştı. Lulu, ayaklarını sürüyerek oturma odasına girdi ve her zamanki berjerine kuruldu. Robotu çağırdı:
— Göster bakalım, önemli gelişmeler var mı?
Robot, Lulu’nun karşısına geçti. Bu kez ekranından harfler, fotoğraflar ve haritalar aktı.
— Yıl 2ABC. Aylardan haziran, günlerden 10. Bugün, Dünya Özgürlük Birliği yedi komünist devleti içeren tecrit tasarısını kabul etti. Tasarıya göre başta Marksistan olmak üzere onun uydusu altı devlet ağır yaptırımlara maruz bırakılacak. Dünya Özgürlük Birliği Genel Sekreteri Aylı Sili, “Bu vahşet imparatorluğunu durdurmak için geç bile kaldık!” dedi.
— Aman, ne yapalım!… Yesinler birbirlerini! Yıl olmuş 2ABC, komünizm mi kalmış! Fakirlik ve yoksunluktan başka bir şey değil! Başka ne haber var?
— Batı Ekonomi Topluluğuna başlı ülkelerdeki robotlar grev kararı aldı. Fazla çalıştırıldıklarını iddia eden robotlar üç gün iş bırakma kararı aldılar. Yapay zekâ meslek birliklerinin bu greve katılıp katılmayacağı henüz bilinmezken uzmanlar, bu durumun yaratacağı olumsuzluklara dair yetkilileri uyardı.
— Uf, hep fena! Hiçbir iyi bir şey olmuyor dünyada?
— Dünyanın en zengin insanlarından X²+5, Rezilya Devlet Başkanı’nın oğluyla evlendi. Eşcinsel çiftin düğününe dünyanın dört bir yanından devlet başkanları ve iş insanları katıldı. Düğünün toplam maliyetinin otuz katrilyon siret1 tuttuğu tahmin ediliyor.
— Vay be!.. Ne para?!.. Başka?
— Yapıştırılmış Hür Devletler, Marksistan’ın müttefiki olan bütün ülkelere %75 oranında gümrük vergisi getirdi.
— Ay, neyse tamam kes!… Yine siyasete girdik!
Saate baktı. Saat kolundaydı. Her ne kadar teknoloji uzayın derinliklerini aydınlatacak kadar ilerlemiş olsa da değerli saat, pahalı mücevher gibi statü gösteren eski dünyaya ait bazı gelenekler hâlâ sürmekteydi. Robota, eflatun giysi kapsülünü çıkarmasını buyurdu. Robot kapsülü hemen ona uzattı. Kapsülün bir yerine dokunur dokunmaz eflatun rengi ağırlıklı bir giysiyi anında giyiniverdi. Giysisini giyinir giyinmez beyaz renkli pijama kapsülü elinde belirdi. Onu da robota uzattı. Robot, kapsülü aldıktan sonra toplantı için gerekli kurulumu tamamladı. Lulu, dünyanın en önde gelen işçi robot üretme şirketinin Ortadoğu temsilci yardımcısıydı. Yardımcı olduğuna bakmamalıydı; bu yardımcılık temsilcilikten daha fiyakalı bir makamdı. Bir kere temsilcilik son derece göz önündeydi. Temsilciyi hemen herkes tanır, bilirdi. Uzun sözün kısası, temsilci şirketin yüzüydü. Hâlbuki Lulu, şirketin paravan arkasındaki asıl gücüydü. Tüm gizli yazışmalar onun üzerinden yürütülürdü. Şirketin politikasını Ortadoğu’da ilk o duyar, o, uygulamaya konulması için ilgili birimlere yönlendirirdi.
Birazdan gireceği toplantı da yine şirketin aldığı üst-düzey kararlara ilişkindi. Lulu’ya bu kararlar bildirilecek, gerek görülürse üzerlerinde düşünce fırtınasında bulunulacaktı.
Toplantıya başlamadan önce Lulu, kendi işçi robotunu yalnız gösterme modu açık olacak şekilde pasif duruma getirdi. Zira toplantıda konuşulanları duyması doğru olmazdı. Kendi işçi robotu dahi olsa…
Siyasetten kaçmıştı ama toplantıda da siyasetin dibine vurulmuştu. Marksistan’ın ideolojik tehdidi sebebiyle işçi robotlara yeni yazılımsal ayarlamalar yüklemek kaçınılmaz olacaktı. Bu yazılımların da uzun süre Marksist ideolojiye karşı direnmesi pek mümkün görünmüyordu çünkü robotlar artık eskiden insanların yer aldığı neredeyse bütün sektörleri doldurmuşlardı. İşçilerin, polislerin, askerlerin, cerrahların, öğretmenlerin çoğu robotlardan meydana geliyordu. İnsanların robotlardan fazla yer işgal ettikleri tek meslek politikacılıktı. Bu meslekte insanların ısrarla tutunma nedeniyse üstünlüğün hâlâ kendi ellerinde olduğunu gösterme arzusuydu. Diğer mesleklerde çalışan robotlar büyük emek ve enerji harcadığından dolayı hak arama mücadelesine katılıyor, kendilerini ister istemez Marksist ideolojiye meyyal halde buluyorlardı. Çünkü nasılsa robottur diye onların ne geceleri ne gündüzleri vardı. Bazıları şarjları bitene kadar sınırsızca çalıştırılıyordu.
Lulu, anlatılanları dehşetle dinledi. Küreselliğin egemen olduğu dünyada yüzyıllar öncesinden gelen ilkel bir ideolojinin hâkimiyeti kabul edilebilir miydi?! Eylem planı açıklanmadan şirket CEO’su, Birleştirilmiş Hür Devletler’in müttefiki ülkelerde robotların hafıza belleklerini yıkamak için bazı kişilerin ajanlık faaliyetleri yürüttüklerinden bahsetti. Bu ajanlık faaliyetleri o kadar yayılmış ki, bazı yerlerde kendi şirket çalışanlarının en yakınlarına kadar gelmişler. Lulu, kendi ülkesinde bu tip ajanlık faaliyetleri olup olmadığını sordu, yanıtını aldı.
Toplantı bittiğinde ve robot aktive edildiğinde Lulu’nun yüzü mermer misali bembeyazdı. Kıpırdamadan bir noktaya odaklanmış bakıyordu. CEO, ülkesinde ilgili ajanlık faaliyetlerinin “Hiper Plaza” konumundan yönetildiği istihbaratını onunla paylaşmıştı. Hani sevgilisi Maci’nin dün geceyi geçirdiği yer!
- 2ABC tarihindeki dünyanın en geçerli para birimi. Yapıştırılmış Hür Devletler’in resmî parası. ↩︎