Yalçın Küçük’ün beğenip yüce tuttuğu üç kadından biri Sabiha Sertel… Devrim tarihimizin zirve isimlerinden Sabiha Hanım, sürgün hayatını Bakü’de noktalamıştır.
Atatürk’ün “inkılap ruhunu ondan aldım” dediği şairimiz Tevfik Fikret’i ölümünden yıllar sonra savunan yine Sabiha Hanım olmuştur…
“Sis Şairi” üzerine yazdığı ilk inceleme Tevfik Fikret – Mehmet Akif Kavgası Münasebetile: Sebilürreşatçıya Cevap (İstanbul: Tan Matbaası, 1940) başlığını taşır. Bunu 1946’da yayınlanan Tevfik Fikret: İdeolojisi ve Felsefesi (İstanbul: Yurt ve Dünya Yayınları) izler.
Türkiye’de üzerine çalışmalar yapılan bu çalışmalardan ziyade, Şairimizin vefatının yıldönümünde Sertel’in pek bilinmeyen bir başka çalışmasına dikkat çekmek istiyorum.
Fikret’in doğumunun yüzüncü yıldönümünde Azerbaycan Yazıcıları İttifakı’nın yayın organı Azərbaycan’da yayınlanan “Tevfik Fikret” adlı makale, Aralık 1967’de (12. sayı) yayınlanmıştır ve 9 sayfa uzunluktadır (ss. 168-176).
Önceki çalışmalarından esinle ve bunların üzerine koyarak şöyle başlar Sertel:
“Türk halkının ebedî yaşayan üç büyük şairi var: Namık Kemal, Tevfik Fikret ve Nâzım Hikmet. Bu şairler yalnız edebiyat ve sanat aleminde kazandıkları muvaffakiyetler sayesinde değil, Türk edebiyatına ve fikir alemine getirdikleri yenilikler ve çağdaşlarına aşıladıkları savaşçılık ruhu sayesinde bu kadar yükselmişler.” (s. 168)
İnkılapçı şairimizin felsefesini şu şekilde açıklar:
“Fikret’e kıymet verirken onun Türk edebiyatına getirdiği yeniliklerin, Türk tefekkür tarzına aşıladığı insanperver ve materyalist görüşü üzerinde durmak lazımdır.” (s. 169) “Fikret tarihî hadiseleri materyalist açıdan tahlil eder. Fikret’i devrinin sanatkarlarından ayıran, onu ölmez kılan, mefkure aleminde ve şiirleri vasıtasıyla sürdürdüğü mücadeledir.” (s. 174)
Fikret kanımca Çernışevskiy’nin Rusya’da, Zola’nın Fransa’da yaptığını yapmıştır. Fakat bir farkla ki onu da Sertel açıklar: “İçtimaî inkılap Fikret’in mefkuresinde kendi aksini bulmamıştır. Ülkede sınıfların inkişaf etmediği, derebeylik kalıntılarının hüküm sürdüğü, sıçrama için zarurî şartların olmadığı bir vakitte Fikret’ten böyle bir görüş beklemek olmazdı. O, yalnız toplumun içtimaî sefaletini görüyor ve bu vaziyetten çıkış yolları arıyordu.” (s. 173)
Karşımızda elinde tabanca tüfekle dağa çıkan bir komitacı, fedayî veya İttihadcı civan yoktur. Voltaire’in kendinden bir asır önce gururla ifade ettiği gibi şu düşünceyi paylaşır Fikret: “Kavgası olanın elinden kalem düşmez.” Bu da Fikret’in devrim tarihimizdeki rolünü azaltmaz:
“Fikret bütün ömrü boyunca aktif mücadeleci olmamıştır. Hiçbir siyasî ve içtimaî teşkilata girmemiştir. Lakin kendi şiirleri ile herhangi bir teşkilattan daha aktif rol oynamıştır.” (s. 170)
Sertel, Şair’in ateistliğinden, materyalistliğinden ve enternasyonalistliğinden (“milletim nev’-i beşer”) dem vururken şu notu düşmekten de geri durmaz:
“Fikret büyük vatanperver ve büyük insanperverdir.” (s. 175)
Fikret, şüphesiz toplumsal koşulların elverdiği ölçüde bir devrimciydi; sınıf kökenlerine rağmen yurdunun, halkının ve topyekûn insanlığın kalkınması için kalemiyle mücadele verdi. Korkmadı, geri adım atmadı; küstürüldü fakat susturulamadı. 2026 yılında, anısı önünde saygıyla eğilirken Sertel’le duygudaşlık içinde şu satırları geleceğe not düşüyorum:
“Bugün doğumunun 100. yılında Türk edebiyatının, aydınlarının, Türk milletinin Fikret’i sevgi ve hürmetle yad etmeleri, bütün hayatı boyunca ona hücum eden, onu alçaltmaya çalışan irticacılara itiraz, Fikret’ten ise özür dilemek demektir. […] Beşeriyetin saadeti uğrunda, sulh ve komünizm uğrunda mücadele eden halklar tarihin muhtelif devirlerinde bu mücadeleye kendi istidadı, kendi metaneti ile yardım etmiş sanatkarları minnettarlık hissiyle hatırlıyor, onların adlarını aziz tutuyorlar. Tevfik Fikret böyle şairlerden biridir. Onun ilhamlı sözü, sanatsal ve felsefî tefekkürü bütün kökleri ile halka, vatana, öncü insan medeniyetine bağlıdır. Kökleri toprağın derinliklerine bağlı olan böyle kudretli çınarları kasırgalar yıkamadı ve yıkamaz.” (s. 176)