Behice Boran

Bu benim hayatım, kendi hayatım, önümde,
Şekilsiz, yoğrulabilir, engin.
Kendi ellerimle yoğuracağım.

Behice S. Boran

Kadınlardan çok şeye yetebilmeleri bekleniyor. Pek çok rol karmaşası içerisinde tam zamanlı annelik, ev kadınlığı, eş olma bunun yanı sıra mümkünse profesyonel bir meslek uzmanlığını eksiksiz yürütme aynı zamanda her daim güzel, fit ve kusursuz görünme gibi durumların yönetilmesi, tüm bu rolleri oynarken de mental sağlıklarını korumaları ve tükenmemeleri gerek. Behice Boran, bir anne, eş, akademisyen, hoca ve siyasetçi olarak Fatmagül Berktay’ın tabiriyle coğrafyamızın süper kadınlarından… Süper kadınlığının yanı sıra bir ilklerin kadını…

8 senedir yürüttüğüm siyasal hayat derslerinde Boran’dan bahsederken pek çok “ilk” le anarım onu. Boran, coğrafyamızın ilk kadın siyasî parti genel başkanı, ABD’den doktora derecesi olan ilk kadın öğrenci, alanında pek çok öncü çalışmaya imza atan ilk kadın sosyolog gibi pek çok ilkin ismiyle anılmasına neden olmuş önemli bir aydın, bir bilim insanı ve bir siyasetçiydi. İsmiyle ilgili pek çok biyografik çalışmada çok da doğru bir biçimde tarif edildiği gibi direngenliği ile aynı mahalleden olmayan, fikrine zikrine uzak insanların da saygı duyduğu bir figür haline geldi, aslında başlı başına bir “insan-değer” oldu.

Bir Kızıl Öykü

Boran, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ndeki eğitiminin ardından kısa bir öğretmenlik deneyiminden sonra burslu olarak Michigan Üniversitesi’ne sosyoloji doktorası yapmak üzere gider. Doktora eğitimi sırasında Marksizm’le tanışır. Daha sonraları kendi ifadesiyle şöyle aktarır bu tanışmayı: “Marksizm’i tereddütsüz benimsemiş ve çok rahatlamıştım… Her şey yerli yerine oturmuştu ve yolu bulmuştum. Türkiye’yi kalkındırmak için, toplumları değiştirmek için yol nedir, onu bulmuştum.”

Bu yol, Türkiye’yi ne derece değiştirdi bu büyük ve ayrı bir tartışma konusu lakin Boran’ı meclisin ilk kadın sosyalist milletvekili, ilk kadın parti genel başkanı ve XX. yüzyılın en önemli Marksist aydınlarından biri yaptı. Eğitiminin ardından genç, cevval, yurtsever bir kadın olarak yurduna döndüğünde Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde akademisyenlik görevine başlar. Ne ki 1940’lı yıllar, Marksizm’e bağlı bir kadın akademisyen için Batı’da ve ülkemizde ırkçı-faşist ideolojilerin yükseldiği zorlu bir dönemdir. 9 yıllık akademisyenlikten sonra bir grup arkadaşıyla birlikte üniversiteden ihraç edilir Boran. Bu süreçte çok traji-komik olaylar yaşanır. Örneğin 1948’de sonlanan yargılama süreçlerinde mahkemelerde sınav kâğıtlarını kırmızı kalemle okuması, saçlarını kızıl renge boyaması, siyaseten “kızıllığına” gerekçe gösterilmiştir.

İhraç edildikten sonra, eşi Nevzat Hatko da Basın Yayın Umum Müdürlüğü’ndeki işinden çıkarılır. Uğur Mumcu’nun Boran üzerine incelemesi Bir Uzun Yürüyüş’te aktardığına göre, Hatko’ya şefi, “Sen de tuttun Behice Boran’la evlendin” diyerek işten çıkarılma gerekçesini fısıldar.

Barış Mücadelesi

Akademisyenlik kariyerinin sona ermesinden sonra eşiyle İstanbul’a taşınan Boran, 1950’de Türk Barışseverler Cemiyeti’nin kurulmasında öncülük etmiştir. Tüm ülkede, DP iktidarının Güney Kore’ye destek olmak için rekor sayıda asker gönderme kararına ilkesel olarak itiraz eden tek toplumsal muhalefet eylemi de bu dernek tarafından örgütlenir. Dönemin ana muhalefeti CHP, kararın neden Bakanlar Kurulu kararı ile alındığı yani meclisin onayına sunulmadığı yönünde bir usul itirazında bulunurken, Boran ve arkadaşları bu savaşa ilkesel olarak itiraz ediyorlar; askerlerimizin Kore’de ne işi olduğunu sorguluyorlar, sokaklarda insanları biliçlendirmek için bildiri dağıtıyorlardı. Bu bildiri nedeniyle de cezaevi ile tanıştı Boran; dernek kapatıldı ve 14 buçuk ay hapis yattı. 1951 senesinde ise, oğlu Dursun Hatko’yu kucağına aldı. TKP’ye yönelik soruşturmalarda yeniden tutuklandı, büyük tevkifatta yeniden 5 ay cezaevinde kaldı.

Türkiye İşçi Partisi, Yeniden Filizlenen Umutlar

1961 senesinde kurulan Türkiye İşçi Partisi, Boran için hem bir siyasal eylem alanı hem hocalığına devam edebileceği bir bilim merkeziydi. Kısa zamanda da TİP’in en saygın isimlerinden biri oldu, mecliste sözünü sakınmadı. Partisinin meşhur Doğu Mitingleri’nde sosyologluğunun verdiği derin birikimle sahada etkin oldu. Parti başkanı Mehmet Ali Aybar’la yaşadığı fikir ayrılıkları sonucunda Aybar ekibinin tasfiyesinden sonra ikinci TİP’i kurdu ve1970’te partinin genel başkanı oldu. Ne var ki, 1971 muhtırasından sonra partisi kapatıldı, yeniden cezaevine girdi. 1980 darbesi sürecinde ise çevresinin baskıları ile yurt dışına çıktı. Sürgün yıllarını ise Mumcu’ya Brüksel’de verdiği röportajda şöyle anlattı: “Her şeyi düşünmüştüm bu işlere girerken. Hapis yatmayı, baskıları, şunu bunu… Ama 76 yaşında, bir yabancı ülkede sürgün yaşamak hiç aklıma gelmemişti.”

Boran, 1987 senesinde 77 yaşında sürgünde öldü. “Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır” dedi; inandığı gibi yaşadı, inandığı gibi öldü.

Sosyalist Feminist İnisiyatif‘ten Filiz Karakuş’un değerlendirmesinde “Erkekleşmiş bir kadındı. Zaten erkek egemen zihniyette, o dönemde de okuyanlar, iyi eğitim alanlar, güçlü olanlar parti başkanı olurdu. Bir kadın için zordu. O nedenle Boran kadın kimliğini gizleyen, arka plana atan biriydi, feminist bir karakteri olduğundan söz edemeyiz” der. Evet, coğrafyamız kadınların siyasî etkinliği için zor bir coğrafya, eril pratikler, teamüller iliklerimize işlemiş durumda. TİP de bundan azade değildi kuşkusuz.

Boran’ın dönem itibariyle verdiği mücadele feminist değil sosyalist bir mücadele olabilir. Bunda dönemin şartları etkin olduğu gibi Boran sosyalizm mücadelesinden bağımsız yürütülecek bir kadın mücadelesinin sonuca ulaşabileceğini öngörmüyor, kadınların sorunlarını sınıf mücadelesinin bir yansıması olarak okuyordu. Bunu da dile getirmekten çekinmiyordu: “Ne var ki kadın kitlesi kendi içinde eş türden olan bir kitle değildir. Sınıfsal ayrımlar bu kitleyi de ayrıştırır. Kadın hakları için mücadeleyi asıl, işçi, emekçi sınıflardan kadınlar, özellikle çalışma hayatında yer alanlar, doğru çizgide, işçi ve emekçi sınıfların demokrasi ve sosyalizm mücadelesiyle uyumlaştırıp bütünleştirerek yürütebilirler.”

Kadınlara, Kadınlığa Dair

Boran’ın aldığı üst düzey eğitim, akademik kariyeri, siyasî mücadelesi, üç yabancı dil bilmesi nedeniyle partisinin dış ilişkiler sorumluluğunu da yürütmesi tüm bunların yanı sıra bir anne, ev kadını ve eş olarak da yetenekli ve sorumluluk sahibi bir insan olması ve kendini kendi için, kendi namına bir değer olarak üretebilmiş olması onu feminist kadınlar için hepimiz için bir ilham kaynağı, öncü bir rol model haline getiriyor. İhtiyaç halinde eşinin annesi ve kendi annesinin de bakımını bir süre üstlenmiş, eşi felç geçirdiğinde onun bakımını da kendisi yapmış, yakınlarının anlattığına göre evi her daim tertemiz, pırıl pırıl cefakâr bir eş ve anneden bahsediyoruz aynı zamanda.

1946 yılında evlendikten sonra da uzun yıllar kendi soyadını taşımaya devam etmesi bile kadın hakları için yadsınamaz önemde bir tercih. Bu bakımdan, sosyalist mücadelenin aydınlarından biri olmakla birlikte bu coğrafyanın kadın tarihi açısından da etkisi ve önemi yadsınamaz bir figür Boran.

Bin parçaya bölündüğümüz, her şeye yetelim yetişelim derken hiçbir şeye tam olarak yetemediğimiz, bu yetersizlik duyguları içerisinde duygusal olarak tükendiğimiz “erkek egemen bir coğrafyada” nasıl ayakta kalacağız? Tüm yaşamı boyunca kulvardan kulvara mücadeleden mücadeleye koşmuş, sonunda yurdundan da sürülmüş Boran’ın yaşamı hepimiz için önemli bir örnek olarak duruyor önümüzde. 1979 1 Mayıs’ında yasaklı olan Taksim Meydanı’na yanında TİP’li yoldaşları ile yürüyen 68 yaşındaki Boran’ın mahkemede hâkimle yaşadığı diyalog ibretlik olmakla birlikte yol gösterici de aynı zamanda.

“ -Ne yapmak için çıktınız sokağa?

-1 Mayıs’ı kutlamak için.

-Nerede kutlayacaktınız?

-Daha önce de söylediğim gibi Taksim’de.

-Taksim’e mi gidecektiniz?

-Evet, Taksim’e gidecektik.

-Yol uzak, o kadar yolu nasıl gidecektiniz?

-Dinlene dinlene gidecektik.”

Biz de dinlene dinlene yapacağız, kah yürüye yürüye kâh koşa koşa ama en çok da dinlene dinlene… Oscar Wilde “Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir, çoğu insan sadece var olur” der. Boran, hayatın hakkını vererek, duruşuyla, onuruyla, değerleriyle yaşayanlardan. Onun yaşamı, sosyolog İlhan Tekeli’nin ifadesiyle “hesabı akılla verilen bir yaşam”dı. Ama duygularla da yoğunca harmanlanmıştı. Öyle ki 1974’te cezaevinden oğlu Dursun’a yazdığı mektupta “Yine de güzel şey yaşamak, … bir çocuk gibi şaşarak yaşamak…” diyordu. Direngenliğini, umudunu ve yaşama iştahını hiç yitirmedi. Mücadelesi tüm kadınların yoluna ışık olsun…

Portreye Yönelim kategorisinden son haberler

Muammer Kaddafi

Muammer Kaddafi, 1942’de Libya‘nın Sirte kenti yakınlarında, yoksul bir Bedevî ailesinin çadırında dünyaya geldi. İlköğrenimini dinî eğitim veren bir okulda tamamladı. Ortaokul yıllarında bütün

Thomas Sankara

Fransa sömürge güçleri adına çalışan bir jandarmanın oğlu olan Thomas Sankara, 1949’da ülkenin en büyük etnik grubu Mossilerin yoğunluklu yaşadığı Yako’da dünyaya gelir. Doğduğu

Mao Zedong

İsyancı Mao Zedung 1893’te Çin’in güneyindeki Hunan eyaletinde doğdu. Zengin bir köylü ailesinin çocuğuydu. Babasının yoksulları sömürmesine, kaba saba davranışlarına ve onu zorla evlendirmek

Cemal Abdünnâsır

Cemal Abdünnâsır… Mısır ve Arap âleminin efsanevî lideri… Mısır’da monarşiyi yıktı ve cumhuriyetin temellerini attı. Süveyş Kanalı’nı millileştirerek İngiliz emperyalizmine Batı Asya’da kuvvetli bir

Seyyal Taner

Hatırlar mısınız? Türkçe Pop’un çok verimli olan bir altın bir çağı vardı. Her daim yenilikçi, modern, modayı ve dünya müziğini Türkiye’ye taşıyan Ajda bir
GitEn Üst

Don't Miss