Muammer Kaddafi, 1942’de Libya‘nın Sirte kenti yakınlarında, yoksul bir Bedevî ailesinin çadırında dünyaya geldi. İlköğrenimini dinî eğitim veren bir okulda tamamladı. Ortaokul yıllarında bütün bölgeyi kasıp kavuran Arap milliyetçiliği rüzgârından derinden etkilendi; Mısır lideri Cemal Abdünnasır‘ın radyo konuşmalarını büyük bir ilgiyle takip etti. Siyasî faaliyetleri nedeniyle okuldan uzaklaştırılan Kaddafi, daha sonra tarih ve hukuk eğitimi aldı ve Kraliyet Askerî Akademisi’ne girdi.
Kaddafi, 1964 yılında Hür Subaylar Hareketi‘ni kurdu. Büyük ölçüde 1952 Mısır Devrimi‘nden esinlenen bu hareketin öncülüğünü alt ve orta sınıflardan gelen genç subaylar üstleniyordu. Kral İdris rejimine karşı derin bir öfke besliyorlardı. Onlara göre rejim yozlaşmış, Batılı güçlere fazlasıyla bağımlı hâle gelmiş ve ülkede yeni keşfedilen muazzam petrol zenginliğine rağmen sıradan Libyalıların içinde bulunduğu yaygın yoksulluğa kayıtsız kalmıştı. Nihayet 1 Eylül 1969’da 27 yaşındaki Kaddafi‘nin önderliğindeki genç subaylar, hızlı ve kansız bir ihtilalle monarşiye son verdiler.
Subaylar Arap birliğini, antiemperyalizmi ve İslam sosyalizmini esas alan bağımsız bir cumhuriyet kuracaklarını ilan ettiler. Kaddafi ve silah arkadaşları, Libya‘daki Batı askerî üslerini tasfiye ederek ülkenin büyük gelir sağlayan petrol sektörünü millîleştirdiler. Hedefleri, yabancı tahakkümünden kurtulmuş, birleşik bir Arap milletinin parçası olarak onuruna yeniden kavuşmuş bir toplum yaratmaktı.
Darbe sırasında yüzbaşı rütbesinde bulunan Kaddafi, diğer askerî yetkililerin üzerinde bir konuma sahip olabilmesi için Devrim Komuta Konseyi tarafından albaylığa yükseltildi. Fakat alçakgönüllülüğünü, seçkincilik karşıtlığını ve devrimci çileciliğini vurgulamak amacıyla daha yüksek bir rütbe almayı reddetti.
1970’li yıllarda Kaddafi, Libya‘yı baştan aşağı yeniden yapılandırmayı amaçlayan kapsamlı ekonomik ve toplumsal reformlara girişti. 1977’de geleneksel devlet yapılarını resmen feshederek Cemahiriye‘yi, yani “kitlelerin devletini” ilan etti. Temsilî demokrasinin yerine, siyasî partilere ihtiyaç duymaksızın sıradan yurttaşların yönetime doğrudan katılmasını öngören yerel “Temel Halk Kongreleri” ve “Halk Komiteleri” sistemini getirdi.
1978’de çıkarılan bir kararnameyle özel mülkiyet hakkı aile başına tek bir konutla sınırlandırıldı ve özel mülk sahiplerinin kiracılık üzerinden gelir elde etmesi yasaklandı. Devlet, büyük ölçekli toplu konut projelerinin yanı sıra sağlık ve ücretsiz eğitim alanlarında kapsamlı seferberlikler başlattı. Bu sayede okuryazarlık oranı ve ortalama yaşam süresi kayda değer ölçüde yükseldi. Sıradan Libyalılar, nihayet ülkenin devasa petrol gelirlerinden pay almaya başlamıştı.
Bu reformların düşünsel temelini, Kaddafi‘nin daha sonra Yeşil Kitap adı altında bir araya getirilen yazıları oluşturuyordu. Demokrasi ve sosyalizm meselelerini ele alan bu eserlerde Kaddafi, Batı kapitalizmi ile Sovyet sistemi arasında üçüncü bir yol olarak tasarladığı “Üçüncü Evrensel Teori”yi ortaya koydu.
1980’li yıllar, dünya petrol fiyatlarının çakılması ve Batı’nın ticarî ambargolarının etkisini göstermesiyle Libya açısından ekonomik sıkıntıların başladığı bir döneme işaret ediyordu. Tüketim mallarında kıtlık yaşanıyor, altyapı giderek yıpranıyordu. Ama bütün bu güçlüklere rağmen devlet gıda, elektrik ve yakıt gibi temel ihtiyaç maddelerine yüksek sübvansiyonlar sağlamayı sürdürürken ücretsiz sağlık hizmetlerini ve zorunlu eğitimi yaygınlaştırmaya devam etti. Böylece Libya‘da genel yaşam koşulları istikrarlı biçimde iyileşti ve ülke, İnsanî Gelişme Endeksi‘nde Afrika‘nın en yüksek sırasına ulaştı.
Batılıları asıl rahatsız eden ise Kaddafi‘nin ulusal kurtuluş hareketlerine verdiği destekti. Bu düşmanlık, Nisan 1986’da İngiltere‘deki üslerden havalanan Amerikan savaş uçaklarının Trablus ve Bingazi‘yi bombalamasıyla doruk noktasına ulaştı. Kaddafi’nin yanıtı, İrlandalıların İngilizlere karşı yürüttüğü mücadeleye desteğini artırmak oldu. Ertesi yılın sonunda İrlanda‘ya doğru yol alan bir gemi Fransız makamlarınca durduruldu. Gemide 150 ton modern askerî teçhizat ele geçirildi. Yapılan incelemelerde, bundan önce 4 ayrı sevkiyatın daha tespit edilmeden gerçekleştirildiği ortaya çıktı. İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA), artık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar iyi silahlanmıştı.
Kaddafi‘nin desteklediği örgütler bununla sınırlı değildi. Kara Panterler‘den Sandinistlere, Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi‘ne kadar geniş bir yelpazedeki hareketlere destek verdi. Nation of Islam (İslam Milleti) hareketiyle yaptığı bir görüşmede ise ABD’deki Siyahlar için ayrı bir yurt kurulması düşüncesini gündeme getirdi.
Türkiye‘de Kaddafi daha çok 1990’lı yıllarda Kürt meselesine ilişkin açıklamalarıyla hatırlansa da Libya, on yıllar boyunca Türkiye‘yle iyi ilişkiler sürdürdü. Kıbrıs meselesinin ardından Türkiye’ye destek veren Kaddafi, ambargo altındaki ülkeye petrol sattı. Aynı dönemde Libyalı subaylar Türkiye’de eğitim gördü; Türk Deniz Kuvvetleri, Libya’da bir deniz harp okulu kurulmasına yönelik planlar hazırladı. Libya’nın resmî gazetesi El-Zahf’ul-Ahdar ise 1980’li yıllarda Yeşil Yürüyüş adıyla Türkçe olarak da yayımlandı.
1990’lı yıllar boyunca Kaddafi, Libya‘nın uluslararası yalnızlığına son vermeye ve Batı’yla ilişkilerini iyileştirmeye çalıştı. Libya, bu konudaki samimiyetini göstermek amacıyla kitle imha silahı programlarını bütünüyle tasfiye etmeyi kabul etti. Ne var ki Kaddafi, ilkelerinden vazgeçmiş değildi. 11 Eylül saldırılarının ardından kendisine terörizmi desteklemeye devam edip etmeyeceği sorulduğunda “hiçbir zaman terörü desteklemediğini, yalnızca haklı antiemperyalist mücadelelere destek verdiğini” söyledi.
2008 yılında, Afrika‘nın dört bir yanından 200’ü aşkın kral ve hükümdarın katıldığı bir toplantıda, Birleşik Afrika Devletleri‘nin kurulması yönündeki çabalarından dolayı kendisine sembolik olarak “Afrika’nın Krallar Kralı” unvanı verildi. Kaddafi, Afrika ülkelerini Batı’nın karşılıksız para birimlerine ve yabancı finans kuruluşlarına bağımlılıktan kurtarmak amacıyla, altına dayalı ortak bir Afrika para birimi olan “altın dinar”ın oluşturulmasını önerdi.
Batılılar ise ona “kuduz köpek” demeyi sürdürüyordu. Kaddafi‘nin buna yanıtı, Batı’yı kendi mantığıyla alaya almak oldu. Batı’nın Doğu’ya uyguladığı mantığı bu kez Batı’ya yönelterek Birleşmiş Milletler kürsüsünden İsviçre‘nin dil toplulukları temelinde bölünmesini savundu. 2009’da İtalya‘yı ziyaret ettiğinde, üniformasının üzerinde Libya‘nın İtalyan işgaline karşı mücadelesinin önderlerinden Ömer Muhtar‘ın fotoğrafını taşıyordu. Arap Birliği toplantılarından birinde ise Saddam Hüseyin‘in devrilmesinin ardından sıranın kendilerine de gelebileceği konusunda Arap dünyasının liderlerini uyardı. Aralarında Beşşar Esad‘ın da bulunduğu bazı Arap liderleri bu sözlere açıkça güldüler.
Oysa gülünecek hiçbir şey yoktu. Kaddafi haklıydı.
2011 yılının başlarında, Arap Baharı’nın bir parçası olarak Libya‘da protestolar başladı. Libya hükûmeti henüz herhangi bir karşılık vermeden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, NATO öncülüğünde bir askerî müdahaleye onay verdi. Uçuşa yasak bölge ilan edildi ve Libya ordusunun hareket kabiliyeti ciddi ölçüde kısıtlandı. Sonraki aylarda Kaddafi‘ye bağlı kuvvetler, isyancılar karşısında giderek toprak kaybetti. Ağustos ayında isyancıların Trablus‘u ele geçirmesiyle hükûmet resmen çöktü. Ama Kaddafi kaçmayı reddetti. 20 Ekim 2011’de, doğduğu Sirte‘de yakalandı, dövüldü ve vahşice katledildi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton‘ın Kaddafi‘nin akıbetine güldüğü görüntüler kaydedildi. Üstelik Batı’nın desteklediği isyancılar, ABD Büyükelçisi’ni de öldürmüştü.
Aradan on beş yıl geçti. Libya hâlâ paramparça. Ülkenin tamamına hükmeden merkezî bir hükûmet yok. Bir dönem köle pazarları bile kuruldu. Kaddafi döneminde kişi başına düşen millî gelir 16.500 dolardı; bugün ise 7000 dolar. Kaddafi yönetimi altında evlenen her Libyalıya hayata başlaması için 50.000 dolar veriliyordu. Petrol gelirlerinden her Libyalıya yılda 5000 dolar pay dağıtılıyordu. Bütün bu uygulamalar artık tarihe karıştı.
Yıllar önce, Gümüşsuyu’ndaki Libya Konsolosluğu’nun önünden her sabah geçerken Atatürk ile Kaddafi‘nin yan yana asılmış portrelerini görür, Doğu’nun mazlum milletlerinin bu iki önderini saygıyla selamlardım. Kaddafi’nin şehadetinin 15. yıl dönümünde kendisini bir kez daha rahmet ve saygıyla anıyorum.
