Yitirilen ve Yeniden Bulunan Ütopyalar: Sosyalizmin “Sosyal”i Nedir? — III

Catherine Liu’nun Haziran 2026’da kurulan Palm Springs Sosyal Araştırmalar Okulu’nun açılış töreni için hazırladığı konuşma metninden kısaltılarak Türkçeye aktarılmıştır. Metnin ikinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz.

Theodor Adorno Frankfurt’ta doğdu. Biz de onun evi dediği, anlatılanlara göre alışılmadık ölçüde mutlu ve burjuva bir çocukluk geçirdiği bu şehirde toplanıyoruz. Frankfurt aynı zamanda Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün iki savaş arası dönemde genç bir üniversite tarafından, en azından geçici bir süreliğine himaye edildiği yerdi. Devrimci bir geçmişe sahip merkezi bir Alman şehri olan Frankfurt, sosyalist bir kent olarak geleceğinin Naziler tarafından yok edildiğine, daha sonra da onu finans kapitalin kıtasal merkezlerinden birine dönüştüren Amerikan Soğuk Savaş politikaları tarafından bastırıldığına şahit oldu.

Frankfurt’ta kolektif olarak geliştirilen eleştirel teori, yitirilmiş mutluluğa ve gerçekleşmemiş Ütopya’ya dair bir anlatı sunar. Adorno için mutluluk, estetik ve entelektüel özgürlükten ayrı düşünülemezdi. Bu özgürlük kendiliğindenlik, olumsuzlama ve işbirliği içinde somutlaşırdı. Böyle bir mutluluğun ilk nüvesi onun seküler ve dünyaya açık aile ortamında, şarap ticareti yapan bir baba ile müzisyen bir annenin evinde yeşermişti. “II. Wilhelm Almanya”sı, feodal kalıntılarla milliyetçiliğe dönüşmüş eski Orta Avrupa batıl inançlarını bir arada barındırıyordu. Aynı zamanda Wiesengrund ailesine ve Frankfurt’un Yahudi tüccar sınıfına yarım yüzyıllık bir istikrar sağlamıştı; çoğu zaman boğucu bir istikrardı bu. 1903 doğumlu genç Adorno ise bu düzenin, Moskova’da dünyayı sarsan devrimle yıkılacağını umuyordu.

Adorno, çalışmalarında ve düşüncesinde doğaçlama gösterilerle, kostümlerle ve müzikle dolu çocukluğunun içselleştirilmiş anılarından doğan içgörü parıltılarını korudu. Detlev Claussen’in Adorno biyografisinde, Adorno’nun 1950’lerde Frankfurt’a dönüşlerini tartışırken Horkheimer’a yazdığı bir mektuptan şu sözler aktarılır:

“Schlagbaum’da(Frankfurt’ta, Bockenheimer Warte’de eski bir meyhane) içilen her bir kadeh kirsch’in bizim felsefemizle, Riesman’ın bütün eserlerinden daha fazla ortak yanı vardır”(Claussen, 212).Burada ismi geçen Riesman, 1950’lerde çok satan sosyoloji eseri The Lonely Crowd [Yalnız Kalabalık]’ın yazarı David Riesman’dır. Adorno’nun Amerika’daki derin mutsuzluğu, 1950’lerde Los Angeles Times’ta yayımlanmış astroloji köşesine dair analizini içeren “Yıldızlardan Yeryüzüne” adlı metnin satır aralarına gizlenmişti. Bu metinde Adorno, “dost” kategorisinin kuruluşunun ardındaki etik varsayımları, başarı odaklı bir toplumsallık felsefesinin bütünü içinde inceler. Şöyle yazar: “İnsanda, dost-düşman ikiliğinin özel bir sansüre tabi tutulduğu ve yalnızca dostların hayatta kalmasına izin verildiği hissi uyanıyor.” Düşman bastırıldığında dostların kendisi de gayet silik ve dağınık nitelikleri haiz olur: “İyi bir dost benzersiz bir fayda sağlar” (10 Kasım 1952, Başak).

Aslında Adorno’yu rahatsız eden şeylerden biri bu köşedeki “dostların” sıradan tanıdıklardan ayırt edilmesinin güç olmasıydı. “Dostlar” neredeyse yalnızca kaderin habercileri olarak beliriyor; hediyeler getiriyor, ticari “tavsiyeler” ya da önemli bağlantılar sunuyordu: “Ciddi bir yoldaşla hoş bir eğlencenin tadını çıkarmak, başarılı bir birlikteliğin yolunu açar.” Dostlar, kaderin özel armağanlarını bize ulaştırdığı araçlardır. İnsan ilişkilerinin ve bağlılıkların araçsallaştırılması, okura başkalarına karşı taşıdığı somut ödevleri önemsiz sayma hakkı tanıyordu. Astroloji okurunun tek görevi, kendini ustaca korumaktı; bu yüzden temel ilkesi de ekonomik bireycilikle birleşmiş kıvrak bir fırsatçılıktı. Bu zamansal anlayış içinde yeni dost, her zaman eski dosttan üstündü. Adorno’nun bu tezi, bugün sosyal medyada dijital olarak aracılanmış “takibi bırakma” eylemine denk düşer. Sosyal medyanın temas fikri de aynı ölçüde muğlaktır: “beğenmek”, “abone olmak” ve “takip etmek”, veri analizlerinin zevklerimizi ve eğilimlerimizi saptamasını kolaylaştıran bir dizi algoritmik işaretten ibarettir. Adorno, Amerika’da sürgün çevrelerinin içinde kaldı. Çok az Amerikalı dost edindi. Amerikan toplumunu kendi varlığına düşman buldu.

Adorno eve dönmek istiyordu. Yirmi birinci yüzyılda pek çoğumuz için terk ettiğimiz evler, artık asla dönemeyeceğimiz evlerdir. Evsizliğimiz, maddi olduğu kadar soyuttur da. Katı olan her şey buharlaşıp havaya karışmıştır; yirmi birinci yüzyıl dünyasının yurttaşı ne bir yere, ne bir topluma, ne de bir sınıfa ait olmamak üzere eğitilmiş kişidir. Eve yabancılaşmamız, bizi mekânların en mekansızı olan internetin ve sosyal medyanın tesellilerine daha da açık hâle getirir. Bunlar aidiyet duygumuzu tıklamalar, beğeniler ve takiplerle ikame etmeye çalışır.

Geçmişin görevi bizi görmek değildir; bugünün görevi ise kendisini geçmişte görmektir. Bu nedenle Freud’un ya da Adorno’nun ölümünden sonra iptal edilmesi çağımızın gerici, baskıcı kültürel sığlığının bir parçasıdır. Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nü idealize etmek, hatta savaş sonrası Alman Gedächtniskultur’unun mumyalayan hafıza anlayışıyla “hatırlamaya” çalışmak için bir araya gelmiyoruz. Aksine, zamanın içinden o kaplan sıçrayışını yapmak; kendimizi içinde bulduğumuz bu korkunç siyasal ve parçalanmış toplumsal durumda birbirimize güç verebilmek için onun devrimci kudretini yakalamak üzere bir araya geliyoruz.

Palm Springs Sosyal Araştırmalar Okulu’na hoş geldiniz! Geldiğiniz, dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Hepinizi bu okulun etkin katılımcıları ve katkı sunucuları olmaya davet ediyorum. Düşman bir dünyada kalıcı etkisi olacak, dünya tarihi açısından öneme sahip bir şeyi başlattığımızı düşünmek istiyorum. Sizleri teorilerin, fikirlerin ve anlaşmazlıkların üretimine katılmaya davet ediyorum: Daha iyi bir dünya inşa etme umuduyla bugünün ideolojik açmazlarını birlikte düşünmek üzere bize katılın. Hakiki dostlukta Ütopya’ya dair bir şey sezeriz: fedakârlık ve dayanışmanın işçinin, sanatçının ve entelektüelin beceri ve bilgisi üzerine kurulduğu bir dünyayı. Çalışma kapasitemize sahip çıkalım ve onu koruyalım. Bize karşı saf tutmuş birçok hasma karşı mücadele etmek için ihtiyaç duyduğumuz becerileri koruyalım. Cesur olalım, doğru olalım.

***

Palm Springs Sosyal Araştırmalar Okulu hakkında daha fazla bilgi almak için:

https://palmspringsschoolforsocialresearch.org

Catherine Liu

Catherine Liu

ABD'li kültürel teorisyen ve yazar olan Catherine Liu Çin sineması, Fransız edebiyatı, eleştirel teori, kimlik siyaseti ve görsel sanatlar üzerine çalışmaktadır.

Teoriye Yönelim kategorisinden son haberler

Yeşil Kitap

Muammer Kaddafi’nin Yeşil Kitap’ından seçtiğimiz bu pasajları, onun siyaset ve sosyalizm anlayışını kendi sözleriyle tartışmaya açmak üzere Yönelim okurlarına sunuyoruz. İngilizce baskıdan Türkçeye çevirdiğimiz

Faşizm, Kapitalizm ve Birleşik Mücadele

Behice Boran’ın 1980 yılında Demokrasi İçin Birlik’in Avrupa Genel Kurulu vesilesiyle yaptığı konuşma, onun siyasal düşüncesinin temel unsurlarını bir arada görmemizi sağlıyor. Kapitalizmin krizlerinden

Emperyalizm ve Bütün Gericiler Kağıttan Kaplandır

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yıl dönümü vesilesiyle, Başkan Mao’nun Kırmızı Kitap’ının İngilizce baskısından seçilen bu alıntılar, Yönelim okurları için derlenmiş ve Türkçeye çevrilmiştir.
GitEn Üst

Don't Miss