Süper kahraman sineması uzun yıllar boyunca gücün estetiğini anlatmaya çalıştı. Uçabilen bedenler, yıkılan şehirler, kozmik savaşlar ve dünyayı kurtaran figürler… Büyük bir hayalgücü ve gelecek tasarısı…Ancak Spider-Man hiçbir zaman yalnızca bunlardan ibaret olmadı. Peter Parker, maskesinin altında olağanüstü güçler taşıdığı halde, aslında modern insanın en kırılgan sorularını temsil eder: “Ben kimim?”, “Başkalarının beni hatırlaması kimliğimin bir parçası mı?”, “Maskem olmadan var olabilir miyim?”, “Maske benim koruyumcum mu, savunma mekanizmam mı?” Spider-Man: Yepyeni Bir Gün, bu soruları aksiyon filmlerinin hayhuyundan çok uzakta daha çok hafızanın sessizliği için de tartışmaya açıyor.
Bazı süper kahramanlar dünyayı kurtarır; bazıları ise yalnızca kendi vicdanlarını. Spider-Man’in sinema tarihindeki en büyük alemetifarikası burada saklıdır. O, yenilmez değildir. Yorulur, hata yapar, pişman olur ve en önemlisi kaybettiklerinin ağırlığını derinlemesine taşır. Spider-Man: Yepyeni Bir Gün (Brand New Day), bu yüzden yalnızca yeni bir Marvel filmi değil; Peter Parker karakterinin altmış yılı aşan serüvenin belki de en cesur psikolojik kırılmasını temsil ediyor. Bu film, ağlatan bir süper kahramanın değil, hafızalardan silinmiş bir insanın hikâyesidir. Ve böylece anonimleşiyor.
Filmin temel dramı, Peter Parker’ın unutulmasıdır. Dünya onu tanımamakta, geçmiş ilişkileri silinmekte ve ortak anılar yok olmaktadır. İlk bakışta bu yalnızca dramatic bir senaryo hamlesi gibi görünür. Oysa daha derinde bu durum, psikoloji, felsefe ve mitoloji açısından son derece güçlü bir metafora dönüşür. Çünkü insane yalnızca kendi anılarından değil, başkalarının hafızasında bıraktığı izlerden de oluşur. Bir başka deyişle, kimlik bireysel olduğu kadar toplumsal bir inşadır.
Bu noktada İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung’un geliştirdiği persona (toplumsal maske) kavramı dikkatçeken bir anahtar sunmaktadır. Jung’a göre persona, bireyin toplum içinde Kabul görmek için taktığı sosyal maskedir. İnsan farklı ortamlarda farklı personalar geliştirir; öğretmen sınıfta, doctor hastasının yanında, sanatçı sahnede ya da ebeveyn evde farklı yönlerini öne çıkarır. Persona bir yalan değildir, toplumsal yaşamı uyumlu hale getiren bir mekanizmadır. Fakat Jung aynı zamanda bu maskeyle bütünüyle aynılaşmanın tehlikesine de ortaya koyar.İnsan, yalnızca personası haline geldiğinde, gerçekte olduğu kişiyle bağlantısı kopar.
Peter Parker bu açıdan sinema tarihinin en ilginç Jungcu karakterlerden biri olmaya aday gibi gözüküyor. Çünkü onun yalnızca sözde değil, gerçek anlamda iki maskesi var. Birincisi herkesin kullandığı toplumsal persona yani diğer yüzümüz; ikincisi ise fiziksel olarak yüzüne taktığı Spider-Man maskesi. Ve bunlar ayrı gibi gözükse de zaman zaman insane olmanın doğası nedeniyle birbirine karışmaktadır. İlginç olan, çoğu super kahramanın aksine Peter’ın maskesinin onu anonimleştirirken özgürleştirmesidir. Maske, Spider Man’i saklamaktan çok tamamlayan, insanlar karşısında özgüvenini güçlendiren bir tür zırh gibidir. Kötülerden onu korur, insanlara kendini daha iyi ifade etmesini sağlar.
Ancak Yepyeni Bir Gün, bu yapıyı tersyüz etmektedir. Artık Peter’ın yalnızca yüzü değil, bütün toplumsal personası ortadan kalkmıştır. İnsanlar ,en yakın arkadaşları ve sevdiği kız bile onu tanımamaktadır. Bu nedenle gerçek kimliği bile işlevsiz hale gelmiştir. Jung’un teorize ettiği, sosyal-maske ortadan kalkınca geriye yalnızca bireyin çıplak benliği kalmıştır. Ve bu çıplaklık tenin çıplaklığına benzemez, insanın bütün varoluşunu gözler önüne serer. Film tam da bu noktada psikolojik bir deney önermektedir. Toplum seni unutursa, sen hâlâ aynı kişi misin? Ve aynı şekilde hayatına devam edebilecek misin? Ya da aslında sen hiç var olmuş muydun? Deli sorular dolaşır insanın zihninde…
Bu sorular sadece psikolojinin değil, çağdaş hafıza kuramlarının da merkezinde yer almaktadır. Fransız sosyolog Maurice Halbwachs, Kollektif Hafıza Kuramında; bireysel belleğin aslında toplumsal çerçeveler içinde kurulduğunu savunur. Hatırlamak, yalnızca beynin biyolojik bir işlevi değil bununla birlikte ortak deneyimlerle belleğin taşıyıcısı işlevi görür.
İnsanın geçmişi sadece kendi yaşadığı hayat değil başkalarının anılarından zihinde kalan izlerden de oluşur ve ortak inşa edilir. Dolayısıyla insaların hafızasından bu şekilde silinme, sadece bir unutulma değildir. Spider Man’in kimliğin ontolojik olarak çözülmesidir. Peter artık eski anılarının tek yüklenicisidir. Ve kişisel bir yük hâline gelmektedir.
Spider-Man’in diğer super kahramanlardan ayrıldığı temel unsure burada ortaya çıkmaktadır. Süperman biyolojisinden gücünü almakta, Thor mitolojiden, Batman’in gücü ise serveti ve disiplininden gelir. Peter Parker’ın asıl gücü ise etik seçimleridir. Bu nedenle Spider-Man’in kahramanlığı fiziksel gücünden çok ahlakî kararlılığıyla ölçülür. Yani gücünü iyilik yolunda kullanmasıdır. Spider-Man’in temel mottosu olan “Büyük güç, büyük sorumluluk getirir”, belki de biraz da yanlış anlaşılmaktadır. Burada olay büyük güce sahip olmak değil elinde var olan gücü en ahlakî şekilde kullanabilme ve bu konudaki seçim hakkına sahip olabilmektir.
Modern mitoloji açısından bakıldığında Spider-Man, Joseph Campbell’ın “kahramanın yolculuğu” modelini de farklı bir noktaya taşır. İlk başta sadece toplumun dışına itilmiş, büyüme telaşında olan bir gencin sınırlarını aşıp New York’un koruyucusu olma hikâyesindeki dönüşümle sınırlıyken, bu filmle birlikte klasik kahramanın yolculuğundaki dönüşüm, eve dönüşle sona erer. Yani ev aslında bir tür içbenliğe kendine dönüştür. Oysa Peter’ın artık dönebileceği bir “ev” kalmamıştır. Onun yolculuğu eve değil, kimliğine doğrudur. Bu nedenle Yepyeni Bir Gün’de, fiziksel değil, varoluşsal bir yolculuk anlatmaktadır.
Belki de Spider-Man: Yepyeni Bir Gün’ün en büyük başarısı, super kahraman sinemasını yalnızca iyilerle kötülerin savaşı olmaktan öteye götürüp hafıza, benlik ve kimlik üzerinden izdüşümler yapmasıdır. Spider Man’in maskesi artık gerçek benliğini ortaya koyan bir aynadır.
Altın Koza Film Festivali’nin Jürisi Açıklandı…
Bu sene 26 Eylül – 4 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında düzenlenecek Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri üyeleri açıklandı. Festivalin bu sene ki jüri başkanı oyuncu ve şarkıcı Zuhal Olcay oldu. Zuhal Olcay daha önce Altın Koza Film Festivali’nden Onur Ödülü de almıştı. Diğer jüri üyeleriyse, oyuncu Şebnem Bozoklu, oyuncu Salih Bademci, yönetmen Erdem Tepegöz, senarist Nilgün Öneş, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki ile sinema yazarı ve akademisyen Ayça Çiftçi oldu. Jüri bu haliyle son yıllard afestivallerde görmeyi özlediğimiz etkin isimleri bir araya toplayarak bir büyük başarı sağlamış. Festival yönetimini bu değerli jüriyi bir araya getirdikleri için kutlamak gerekiyor.
Altın Koza Film Festivali’nin Onur Ödülleri
Adana’da bu sene Onur Ödülleri; senarist, yazar ve yönetmen Ferzan Özpetek ile oyuncu Vahide Perçin’e takdim edilecek. Festivallerin Onur Ödülleri seçimleri iyice ilginç bir hâl almaya başladı. Ferzan Özpetek ve Vahide Perçin, Türk sinemasının yeni dönemini ifade eden figürler. Kariyerleriyle bu ödülleri sonuna kadar hak ettikleri kuşkusuz ancak Yeşilçam’da yaşadığımız onca kayıp ve bir devrin kapanma ayaksesleri sözkonusuyken öncelikle Yeşilçam’da onurlandırılmayan emekçilerin düşülmesi daha anlamlı olurdu diye düşünüyorum. Tabii bu da ayrı bir tartışma konusu olarak öne çıkıyor. Zamanın ruhu da böyle bir şey sanırım. Yoksa Yeşilçam unutuluyor mu?