Baas’ın Kökleri ve Gelişimi

2003 yılında Irak‘ın ABD tarafından işgali ve Saddam Hüseyin’in iktidardan düşmesiyle birlikte Baas denince akla sadece Suriye ve bir soyisim geliyordu: Esad. Peki Baas bir aile rejimi miydi?  1963’te parti iktidarı ele geçirdiğinde Hafız Esad henüz ön saflarda bile değilken, hareket nasıl adım adım tek bir adamın ve ailenin mülkü haline geldi?

Arapçada manası “Yeniden Doğuş” olan Baas, aslında parçalanmış Arap ulusunun siyasî ve kültürel olarak yeniden doğuşunu hedefleyen Panarabizmin partisi olarak ortaya çıkmıştır.

1920’den 1946’ya kadar süren Fransız manda yönetiminin sona ermesiyle bağımsızlığını kazanan Suriye’de el-Baas gazetesi etrafında birleşen hareket, 1947’de Şam’da gerçekleşen kongrede resmî olarak Arap Baas Partisi adını aldı.

Kongrede buluşan milliyetçi tabanlı gruplar tek bir kökten gelme değildi. Bu durum hâlen devam eden Baas’ın asıl ideologlarının ve kurucularının kim olduğu tartışmasını doğurmuştur. İlk dönemlerde Mişel Eflak ve kurucu ortağı Selahaddin el-Bitar’ın belirgin bir baskınlığı söz konusuyken Eflak ve Bitar kanadı iktidarı ele geçirdikten sadece üç yıl sonra, 1966’da genç radikal subaylar kanadıyla ters düşüp tasfiye edilmesi ve Irak tarafına geçmesiyle birlikte durum tersine dönmüştür.

Hafız Esad yönetimi ele geçirip iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra eski defterleri tekrardan açıp Eflak ve Bitar’ın isimlerini resmî tarihten adeta silerek kendisini de partiye kazandıran geleneğin öncüsü  Zeki el-Arsuzî’yi partinin asıl ideoloğu ilan etmiş ve Eflak’ı ise onun fikirlerine konan bir taklitçi gibi sunmuştur. Peki, neydi bu isimleri başlangıçta bir araya getiren ve sonrasında ayrıştıran?

Baas’ın farklı kanatlarını oluşturan tüm bu figürler en nihayetinde iki savaş arası dönemde Fransız manda idaresine ve eski Osmanlı bakiyesi şehirli elitlere duyulan tepkiyle yükselen antiemperyalist milliyetçi dalganın ürünleriydi.

Bu ortak antiemperyalist dalga üzerinde yükselen hareket, 1947 kongresinde tüzüğünü kabul ederek kapılarını “bölünmez bir bütün sayılan Arap anavatanından” olan herkese açtı ve Panarabizm iddiasını tescil etti.

1948-1951 yılları arasında Ürdün, Lübnan ve Irak’ta kurulan örgüt birimleriyle Baas kısa sürede Suriye sınırlarını aşan bölgesel bir kitleselleşme ivmesi kazandı. Fakat bu genişleme, partinin içindeki sosyolojik ve ideolojik farklılıkları da belirginleştirdi. Osmanlı döneminden devraldıkları toprak ve ticaret imtiyazlarını Fransız manda idaresi altında da koruyan şehirli eşraf sınıfı, iktidar mekanizmalarını elinde tutmayı sürdürüyordu. Bu durum, antiemperyalist milliyetçiliği ve sosyalizmi sistemin dışına itilen muhalif gençlerin temel dayanağı haline getirdi. Yönetici elitler ise emperyalizmin işbirlikçileri olarak görüldü.

Bu muhalif gençlik hareketinin kendi içinde ise iki farklı felsefî çizgi vardı. Sorbonne’da eğitim almış Şamlı tüccar ailelerin çocukları olan Mişel Eflak ve Selahaddin el-Bitar romantik, manevî ve ahlakî bir Panarabizmin savunucularıydı. Hristiyan bir aileden gelmesine rağmen Eflak için Arap milliyetçiliğinin ruhanî harcı ve tepe noktası İslam kültürü iken Bitar hareketin eylemsel ve örgütsel kanadını temsil ediyordu.

Öte yandan, 1939’da Hatay’ın ülkemize katılmasıyla İskenderun Sancağı’ndan Şam’a sürgün edilen Nusayrî kökenli Zeki el-Arsuzî’nin başını çektiği çevre çok farklı bir hattan besleniyordu. Arsuzî Araplığın özünü İslam öncesi tarihe ve her şeyden önce Arap diline dayandıran seküler bir kimlik tanımı yapıyordu; ulusal ruhun gerçek taşıyıcısı ve birleştirici gücü dilin kendisiydi.

Bu iki grup arasındaki felsefî yaklaşım farkını somut bir toplumsal programa dönüştüren ise Arsuzî’nin yakın çevresinden gelen yine onun gibi İskenderunlu olan gezici doktor Vehib el-Ganim öncülüğündeki ekip oldu. Lazkiye kırsalındaki yoksul köylülerin sefaletine bizzat tanıklık eden Dr. Ganim, Eflak’ın soyut söylemlerine karşılık 1947 Tüzüğü’ne radikal toprak reformu, sınıfsal adalet ve mülkiyet sınırlandırması maddelerini ekletti.

Dr. Ganim’in öncülük ettiği ekibin kırsalda partiye kazandırdığı gençlerden biri de henüz 16 yaşındaki Lazkiyeli Hafız Esad’dı. Esad ve kuşağı için Baas sadece ideoloji ve parti değil, şehirli eşrafın tahakkümüne karşı sınıfsal bir varoluş mücadelesiydi. Üstelik bu yoksul kırsal gençlik için toplumsal yükselme kanalları son derece kısıtlıydı. Şehirli elit aileler çocuklarını askere göndermeyi hor görürken bağımsızlık sonrası askerî akademinin kapılarının devlet burslarıyla alt sınıflara açılması bu gençler için bir imkân yarattı. Liselerde Baas ideolojisiyle yetişen kırsal kökenli gençler akademiye katılarak ordu içinde organik bir bağ kurdular. Zamanla orduda ve parti yapısında güçlenen bu subay kadrosu, sivil liderliğin yerini alacaktı.

Arap birliği ve “Tek Arap Ulusu” hayaliyle yola çıkan hareket, zamanla iki rakip devlet aygıtına bölüneceği siyasî bir kırılma yaşadı. Bu ayrışmanın kökü, 1966’da Suriye’deki radikal subayların gerçekleştirdiği darbeyle partinin kurucusu Mişel Eflak ve arkadaşlarının tasfiye edilmesiydi. Şam’dan kaçmak zorunda kalan Eflak’ın Bağdat’a sığınması ve Irak Baası tarafından partinin meşru lideri olarak kabul edilmesi, iki ülke arasındaki rekabeti doğrudan bir meşruiyet mücadelesine dönüştürdü. Şam yönetimi kendi bölgesel devlet önceliklerine odaklanan “Neo-Baas” çizgisine kayarken, Bağdat yönetimi Eflak’ın varlığı üzerinden kendisini Panarabizmin asıl temsilcisi olarak konumlandırdı. Bu kardeş kavgası o kadar derinleşmişti ki aradan yıllar geçecek ve Körfez Savaşı’nda Esad yönetimindeki Suriye ordusu, uluslararası koalisyona katılacak ve Kuveyt’i işgal eden Saddam’la karşı cephede savaşacaktı. Başlangıçta tüm Arap coğrafyasını tek bir çatı altında toplama iddiası taşıyan hareketin yıllar sonra başka bir Arap ülkesiyle çatışması ise tarihin ayrı bir ironisi.

Sonuç olarak, Baas ilk günlerinde tek bir yapının veya ailenin iktidar aygıtı olmak için değil, parçalanmış bir ulusun siyasî ve kültürel olarak “Yeniden Doğuşu” hedefiyle ortaya çıkmıştı. Ancak kurucuların başlangıçtaki bu soyut fikirleri hareket genişledikçe, devlet aygıtıyla eklemlendikçe ve iktidarı koruma pratikleri şekillendikçe zamanla kurumsal ve kişisel bir rejim yapısına dönüştü.

Peki, “Neo-Baasçı” radikal subaylar birkaç yıl içinde nasıl kendi yoldaşları tarafından elimine edildi?  Hafız Esad iktidarı ele geçirdikten sonra bu gücü başkalarıyla paylaştı mı? Bu kadar çok figürün ve siyasî dengenin olduğu bir partide tek bir isim iktidarı nasıl mutlak olarak elinde topladı? Panarabizmin tek temsilcisi Baas mıydı? Bütün bu soruların yanıtı ise başka bir yazının konusu…

Teoriye Yönelim kategorisinden son haberler

Yeşil Kitap

Muammer Kaddafi’nin Yeşil Kitap’ından seçtiğimiz bu pasajları, onun siyaset ve sosyalizm anlayışını kendi sözleriyle tartışmaya açmak üzere Yönelim okurlarına sunuyoruz. İngilizce baskıdan Türkçeye çevirdiğimiz

Faşizm, Kapitalizm ve Birleşik Mücadele

Behice Boran’ın 1980 yılında Demokrasi İçin Birlik’in Avrupa Genel Kurulu vesilesiyle yaptığı konuşma, onun siyasal düşüncesinin temel unsurlarını bir arada görmemizi sağlıyor. Kapitalizmin krizlerinden

Emperyalizm ve Bütün Gericiler Kağıttan Kaplandır

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yıl dönümü vesilesiyle, Başkan Mao’nun Kırmızı Kitap’ının İngilizce baskısından seçilen bu alıntılar, Yönelim okurları için derlenmiş ve Türkçeye çevrilmiştir.
GitEn Üst

Don't Miss