Serinin dördüncü yazısını okumak için tıklayınız.
Haziran 1960’a gelindiğinde Japonya’da hayat durma noktasına gelmişti. 19 Mayıs’taki meclis darbesinden sonra sokağa dökülen yüz binlerce insan, Başbakan Kishi’nin istifasını ve Ulusal Diyet’in feshedilmesini talep ediyordu. Ülkenin en büyük işçi konfederasyonu Sōhyō’nun önderliğinde milyonlarca işçi art arda genel grevlere çıkarken, öğrencilerin Ulusal Diyet etrafındaki gösterileri giderek radikalleşiyordu.
Krizin ilk büyük kırılması 10 Haziran’da yaşandı. ABD Başkanı Eisenhower’ın yaklaşan ziyaretinin hazırlıklarını yapmak üzere Tokyo’ya gelen Beyaz Saray Basın Sözcüsü James Hagerty’nin aracı, Haneda Havalimanı çıkışında binlerce öfkeli protestocu tarafından kuşatıldı. Arabayı sallayan ve camlarını çatlatan kalabalığın elinden Hagerty ve ABD Büyükelçisi ancak bir Amerikan deniz piyadeleri helikopterinin olay yerine inmesiyle kurtarılabildi. “Hagerty Olayı” olarak bilinen bu olay, Kishi hükûmetinin kontrolü tamamen kaybettiğinin göstergesiydi.
Bardağı taşıran son damla ise 15 Haziran gecesi yaşandı. Sōhyō’nun çağrısıyla 6 milyondan fazla işçinin greve gittiği o gün, Ulusal Diyet etrafında toplanan kalabalık devasa boyutlara ulaşmıştı. Radikal sağcı ve mafya (yakuza) bağlantılı milislerin, barışçıl protesto yapan tiyatroculara çivili sopalarla saldırmasıyla gerilim tırmandı. Aynı saatlerde, durumu fırsat bilen radikal öğrenci grubu Zengakuren, öğrencilerin koldan kola girerek caddeleri kapladıkları meşhur “yılan dansı” yürüyüşleriyle Ulusal Diyet binasının güney kapısını kırarak içeri daldı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, polis ile öğrenciler arasında göğüs göğüse kanlı bir çatışma yaşandı. Bu kargaşanın ortasında, Tokyo Üniversitesi öğrencisi Kanba Michiko ezilerek hayatını kaybetti. Kanba’nın ölümü ülkeyi derinden sarsarken, durumun vahametini gören Kishi, orduyu (Öz Savunma Kuvvetleri) sokağa indirmeyi denedi ama kendi kabinesi tarafından durduruldu.
Polisin ve ordunun Eisenhower’ın güvenliğini sağlayamayacağı anlaşıldığında, Kishi, 16 Haziran’da ziyareti iptal etmek zorunda kaldı. 17 Haziran’da ise Tokyo’nun en büyük 7 gazetesi eşine az rastlanır bir hamleyle ortak bir bildiri yayımladı. “Şiddete Son Verin, Parlamenter Demokrasiyi Koruyun” başlıklı bu metin, ibreyi bir anda tersine çevirerek her iki tarafı da eleştiriyor ve sokağın hararetini düşürmede büyük bir psikolojik rol oynuyordu. Nihayetinde, 19 Haziran gece yarısı yeni Güvenlik Antlaşması, Diyet kuralları gereği otomatik olarak yürürlüğe girdi. Amacına ulaşan ancak meşruiyetini yitiren Kishi, 23 Haziran’da istifasını açıkladı.
Kishi’nin gidişiyle birlikte, aylar süren devasa halk hareketi sönümlendi. Sol kesim için antlaşmanın geçmesi bir yenilgi duygusu yaratırken Anpo krizinin asıl mirası sokaklarda değil, devletin yeni yöneliminde ortaya çıktı. Kishi’nin yerine gelen Ikeda Hayato, çatışmacı siyaseti bir kenara bırakarak “Geliri İkiye Katlama Planı”nı açıkladı ve ülkenin enerjisini ideolojik savaşlardan ekonomik büyümeye kanalize etti; fakat bu kriz sadece bir hükûmeti devirmekle kalmadı. Sokaklara dökülen o milyonlarca genç ve yetişkin, hayatları boyunca kendilerini gururla “Anpo Kuşağı” (Anpo sedai) olarak tanımlayacak ve 1960 Anpo protestoları, Japonya’da sağdan sola yepyeni bir siyasal jenerasyonun doğduğu sarsıcı bir dönüm noktası olarak tarihe geçecekti.
Son.