Mao Zedong

İsyancı

Mao Zedung 1893’te Çin’in güneyindeki Hunan eyaletinde doğdu. Zengin bir köylü ailesinin çocuğuydu. Babasının yoksulları sömürmesine, kaba saba davranışlarına ve onu zorla evlendirmek istemesine karşı çıktı. İlk isyanı babasına karşıydı. 1911 Çin Devrimi sırasında orduya katıldı ve zorluklarla dolu altı ay geçirdi. Henüz 18 yaşındaydı.

Polis okuluna girmek istedi, sabun imalatçısı olmak için bir kursa kaydoldu, ardından ekonomi okuluna girdi ama derslerin İngilizce olduğunu öğrenince devam etmedi. Sonunda öğretmen okuluna girdi ve 1918 yılında mezun oldu. Öğretmen okulu yıllarında bol bol okudu ve Çin’in nasıl kurtulacağını düşündü. Ona göre beden eğitimiyle irade güçlenecek ve bu, sağlam bir ahlakî tutumla birleşerek düşmana karşı isyan gücü verecekti. Hayatının sonuna kadar güçlü beden anlayışını korudu ve iradeciliğinin temeline bu anlayışı koydu.

Çağdaşları gibi Konfüçyüsçü felsefeyi hedef aldı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Japonya’nın ilhakçı politikaları, Batılı emperyalistlerin ikiyüzlülüğü ve Çin devletini yönetenlerin işbirlikçiliği daha da katlanılmaz hâle geldi. 4 Mayıs 1919’da isyan başladı: Antiemperyalist, antifeodal ve yeni demokratik kültürü yaygınlaştırmak isteyen 4 Mayıs Hareketi öğrencilerden işçilere yayıldı. Mao da bu sırada memleketi Hunan’da harekete katıldı: Dergi çıkardı, öğrenci birliğinde çalıştı, Japon mallarına yönelik boykotu örgütledi. Onun için kurtuluş artık bireysel iradenin ve ahlakî tutumun ötesinde; işçi, köylü, kadın ve gençlik kitlelerinin örgütlenmesinde yatıyordu. 1921 yılında Çin Komünist Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı.

Bu hareketli süreçte Mao’nun fikirleri anarşizmden bilimsel sosyalizme doğru kaydı ve kendi ifadesiyle kurtuluşun “Rus aşırı partisi”nde olduğuna karar verdi.

“Aşırı devrimci”

1911’deki Çin Devrimi imparatorluğu yıkmış ama ülkenin birliğini sağlayamamıştı. Yerel seçkinler, toprak beyleri ve en önemlisi de savaş ağaları Çin’in geniş coğrafyasında varlıklarını sürdürüyordu. Kıyı kentleri ve limanlardaki ekonomi emperyalistlerin kontrolündeydi. Bu süreçte Çin komünistleri, Moskova’nın yönlendirmesiyle Kuomintang’ın içine girdi ve orada örgütlenmeye başladı. Sovyetler, milliyetçi ve komünist Çinlilere siyasî ve askerî eğitim veriyor, para ve silah yardımı yapıyordu. Temel mesele ülkeyi emperyalizmden arındırmak ve birleştirmekti. Mao da bu süreçte Hunan’da ÇKP’nin örgütçüsü oldu ve Kuomintang’la ittifak dönemi boyunca merkezî propaganda bürosunda görev aldı.

Kuomintang’ın Sovyetlerle dost lideri Sun Yat Sen’in 1925’teki ölümünün ardından parti içindeki iktidar mücadelesini Çan Kay Şek kazandı. Bu dönemde ÇKP’nin çizgisi, milliyetçilerle ittifakı sürdürürken esas olarak sanayi kentlerinde güçlenmek ve proletaryayı örgütleyerek toplumsal devrim hazırlığını hızlandırmaktı. Bir yandan da kırlardaki huzursuzluk artıyordu. Çinli komünistler kısa süreliğine başarı kazandı; gençlik hareketleri ortaya çıktı, işçi grevleri yapıldı. Kuomintang içindeki solcularla birlikte hareket edildi ama komünistlerin bağımsız askerî gücü zayıftı. Temel sorun, emperyalizmin yenilmesi ve ülkenin birleştirilmesi sürecinde toplumsal devrimin nereye kadar ve hangi araçlarla götürüleceğiydi. İktidarını kaybetmek istemeyen Çan Kay Şek, 1927 yılında Şanghay’da komünistlere, halk hareketinin liderlerine ve ayağa kalkan emekçilere karşı katliamlara girişti. Mao aynı yıl o ünlü sözünü dile getirdi: “İktidar namlunun ucundadır.”

Çin işçi sınıfı, Çarlık Rusyası’nda olduğu gibi birkaç merkezde yoğunlaşmış değildi ve sayısal olarak da güçlü değildi. Çin alabildiğine yoksul, küçük toprak sahibi köylülerin ağırlıkta olduğu bir ülkeydi. Köylüler, savaş ağalarının ve büyük toprak sahiplerinin vergi ve askerlik baskısı altındaydı. Canlarına kastedilen komünistlerden hayatta kalanlar bu koşullarda kentleri terk ederek dağlara çıktı ve 1927 yılından itibaren gerilla savaşını örgütlemeye başladı. Onlar için kırlarda muazzam bir kitle kaynağı vardı. Ayrıca merkezî iktidarın ulaşamayacağı yerlerde nefes alıp partiyi onarabilir ve Kızıl Ordu’yu inşa edebilirlerdi. Mao, bu stratejinin baş savunucusu ve en önemli komutanlarından biri olarak öne çıktı. Fakat Rusya’dan gönderilen Çinli komünistler Mao’yu disiplinsiz ve aşırı devrimci buluyorlardı.

“Halk ayağa kalktı”

Meşhur “Uzun Yürüyüş”, Kuomintang ordusunun beşinci kuşatma harekâtı karşısında 1934’te başladı. Yeni kızıl üs önce Şensi’de, ardından bu bölgedeki Yenan’da kuruldu. Güçlerini toparlayan, halk denizinin içine giren komünistler adım adım büyümeye başladı. Büyümede komünistlerin köylülerin geleneklerine ve hayatlarına duydukları saygı, üretime katılmaları ve köylüleri savaş ağalarıyla toprak beylerine karşı seferber etmeleri belirleyici rol oynadı. Mao’nun kitle çizgisi diye kavramsallaştırdığı pratik buydu: Kitlelere gidip onların dağınık hâldeki fikirlerini almak, sistemleştirip yeniden kitlelere taşımak ve bu süreci sürekli tekrarlamak…

1936’da Çan Kay Şek’in kendi komutanlarınca tutuklanması, 1937’de Japonya’ya karşı Birleşik Cephe’nin kurulması ve Mao önderliğindeki komünistlerin kırlarda Japonlara karşı savaşması da Yenan’ı bir devrim merkezi, komünistleri ülke çapında bir güç hâline getirdi. Mao 1943’te partinin merkezî yönetiminde başkanlık görevine geldi. 1946-1949 arasındaki İç Savaş’ı toprak devrimiyle birlikte başarıyla tamamladı ve Çan Kay Şek’in güçlerini Tayvan’a çekilmeye zorlayarak zaferini ilan etti. Onun deyimiyle Çin halkı “ayağa kalkmıştı.”

“Karargâhı Bombalayın!”

Mao iktidara geldikten sonra ilk olarak Sovyetler Birliği modelini izledi. 1956’da ağır sanayi ile tarım ve hafif sanayi arasında daha dengeli bir yatırım dağılımını savundu. 1958’de Çin’in geri kalmışlığı Büyük İleri Atılım’la çözülmek istendi. Emek seferberliği ve büyük halk komünleriyle birikim yaratılacak, ağır sanayi kurulacaktı. Fakat bu politika ağır olumsuz sonuçlar doğurdu ve Mao bir süreliğine günlük ekonomi yönetiminden uzaklaştı. Parti liderlerinden Liu ve Deng ise uzmanlara ve maddi teşviklere daha fazla dayanan bir anlayışın temsilcisiydiler.

Sosyalizmin kuruluşuna dair bir süre devam eden bu ayrılık, Mao’nun 1966 yılında yaptığı “Karargâhı Bombalayın!” çağrısıyla büyük bir mücadeleye dönüştü. Karargâh, Komünist Partisi’ydi. Mao, parti ve devlet içinde mevki sahibi olan “kapitalist yolcuları” hedef aldı. Ona göre sosyalist devlette asıl tehlike, yıkılan hâkim sınıfların kalıntılarından değil, parti içindeki iktidar sahiplerinden ve devlet bürokratlarından geliyordu. Çözüm ise güçlü bir kitle hareketi başlatmak, yönetici seçkinlerin düzenli olarak kol emeğine katılmasını sağlamak ve öğrencilerin bir süre emekçilerle aynı yaşam koşullarını paylaşmasıydı. Sovyetler Birliği’nde Stalin’e yapılan saldırılar, Sovyetlerin Çin’den uzmanlarını çekmesi ve barış içinde bir arada yaşama politikası, ABD emperyalizminin bölgedeki faaliyetleri de Mao’nun bu anlayışında etkili oldu. Kültür Devrimi, Deng’i hedef alsa da Mao daha sonra onu yeniden üst düzey görevlere getirdi; Deng 1976’da bir kez daha görevden alındı. Mao da aynı yıl hayatını kaybetti.

Mao’suz Sosyalizm Olmaz

Mao Zedong, Marks’tan Lenin’e uzanan bilimsel sosyalizmin son büyük eylemcisi ve teorisyeniydi. Sadece yurdunu ve halkını birleştirmekle, ülkesinde muazzam bir iktisadî altyapı kurmakla ve bugünkü Çin’in temelini yaratmakla kalmadı; aynı zamanda bağımsızlık isteyen devletlere, kurtuluş için mücadele eden milletlere ve devrim için ayağa kalkan halklara ilham oldu.

Mao kendisinden sonra geriye bir siyaset ve devrim felsefesi bıraktı. Kitle çizgisi anlayışı, çelişki kuramı, aşamalı ve kesintisiz devrim stratejisi, uzun süreli ve sabırlı mücadele hattı, halk sınıflarını ve düşmanı birbirinden ayırması, sosyalizmde sınıf mücadelesini sürdürme teorisi ve tüm bunların merkezine devrimci siyasal çalışmayı koyması Mao’nun evrensel katkılarıdır. Bu evrensellikte her ülkenin kendi koşullarını dikkate almak ve bağımsız bir çizgi izlemek olmazsa olmazdır.

Mao Zedong, bitmeyecek bir devrimciliğin; yalnızca emperyalizm ve kapitalizmle mücadele etmenin değil, iktidarı ve iktidar olgusunu tekrar tekrar fethetmenin adıdır; yeryüzündeki eşitsizliklerin kökü kazınana kadar… Tam da bu nedenle Mao’suz bir sosyalizm anlayışı güdük kalmaya mahkûmdur.

Emrah Maraşo

Emrah Maraşo

Emrah Maraşo 1982 yılında Ankara’da doğdu ve ilk, orta, lise öğrenimini aynı kentte tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Halkbilimi Bölümünden 2004 yılında mezun oldu. 2009’da profesyonel bilim yayıncılığına başladı. Ocak 2012’den Şubat 2023’e kadar kesintisiz olarak Bilim ve Ütopya Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliği’ni yürüttü. Dergiden Şubat 2023’te istifa ederek 1 Mayıs 2023’te arkadaşlarıyla birlikte bağımsız dijital bilim, felsefe ve kültür platformu olan GazeteBilim’i kurdu. Halen GazeteBilim’in Genel Yayın Yönetmenliği’ni yürütüyor. Maraşo, bilim ve felsefe alanında 300’e yakın dosyanın editörlüğünü yaptı, onlarca röportajı ve haberi yayınlandı. Bilim gazeteciliğini ve editörlüğü sürdürüyor.

Portreye Yönelim kategorisinden son haberler

Cemal Abdünnâsır

Cemal Abdünnâsır… Mısır ve Arap âleminin efsanevî lideri… Mısır’da monarşiyi yıktı ve cumhuriyetin temellerini attı. Süveyş Kanalı’nı millileştirerek İngiliz emperyalizmine Batı Asya’da kuvvetli bir

Seyyal Taner

Hatırlar mısınız? Türkçe Pop’un çok verimli olan bir altın bir çağı vardı. Her daim yenilikçi, modern, modayı ve dünya müziğini Türkiye’ye taşıyan Ajda bir

Bülent Tanör

Türk Anayasa Tarihini Yazan, Yaşayan ve Yönlendiren Bir Aydın Bülent Tanör Hocamız ile ilk defa Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi birinci sınıfta anayasa hukuku derslerimizde

Ho Şi Min

“Filozof, askeri stratejist, devrimci ve halkının bağımsızlık arzusunun sembolü …” 1960’lı yıllarda çekilmiş bir belgesel henüz daha ilk saniyelerinde Vietnam’ın en muhterem zatı Ho

Ali Şeriatî

Ölümünden onca yıl geçmesine rağmen hâlâ hem büyük bir saygıyla hem de eleştirilerle anılan bir figürdür Ali Şerîatî. Tam anlamıyla değerlendirilip anlaşılabildiğini söylemek zor.
GitEn Üst

Don't Miss