Ortadoğu yarım asırdan uzun bir süredir Cemal Abdünnâsır’sız… Lâkin o süre boyunca Amerikalı, Fransalı, İngiltereli.. ezcümle her türlü emperyalistli… İşte, “Nâsır’sız ve emperyalistli” Ortadoğu’nun hâlini görüyorsunuz: Yürekler gibi topraklar da paramparça!
Cemal Abdünnâsır, Baas ideolojisinin ilk büyük uygulayıcısıydı. Bakmayın ülkemizde Baas ideolojisinin “Arap milliyetçiliği” yaftasıyla devamlı surette kötülendiğine. O ideoloji ki dinine hatta yer yer ırkına bakmaksızın Ortadoğu devletlerindeki bağımsızlık ateşini yakan fikirdir. Nâsır, İngilizlere kul hâline gelen Kavalalı Hanedanı’nı deviren bir askerî darbe neticesinde Mısır’ın devlet başkanı oldu. Ülkenin en büyük ekonomik gelir kaynağı Süveyş Kanalı’nı İngiliz asalaklardan temizleyip millîleştirdi. Bir zamanlar Mısır toprakları, üzerinde Türklerin de miras hakkı bulunan, halkı dışında herkesin olan arazilerdi… Bütün toprakları halkına veren Nâsır, yabancılara Mısır’dan toprak intikal edilmesi devrini de kapattı!
Asvan Barajı gibi devasa yatırımlarla ülkesinde büyük bir kalkınma hamlesi başlattı. Bu hamlesi tabii ki yalnızca kendi menfaatlerini düşünen ABD’yi, İngiltere’yi ve Fransa’yı hiç hoşnut etmedi. İsrail’i vekil güç olarak kullanıp Mısır’ı yıpratmaya çalıştılar. Gayriinsanî ekonomik ambargolarla “bağımsız Mısır’ı” kuşattılar, boğazladılar. Yalnız… O günlerde mazlum devletlerin “süper” bir koruyucusu vardı: Sovyetler Birliği.
Cemal Abdünnâsır’ı destekleyen Sovyetler Birliği, Ortadoğu’nun bu en kadim ve kalabalık ülkesinin aç kapitalistlere yem edilmesini engelledi.
Kısa zamanda Nâsır, sadece Mısır’ın değil, bütün Arap halklarının kahramanı hâline geldi. Sırasıyla Irak, Suriye, Yemen ve Libya’da Baas güdümlü yönetimler işbaşına geldiler. Ve kan emici emperyalistler, o yönetimleri Ortadoğu’dan silene dek durmadılar. En son da Suriye’yi eski bir kelle kesiciye teslim ederek “özgürleştirdiler (!)”!
Türkiye’de bile adaşı general Madanoğlu’nun başı çektiği Baas ideolojisine yakın bir askerî cunta mevcuttu. İlhan Selçuk, Yön gazetesindeki Nâsır başlıklı yazısında açık seçik Nâsır’ı desteklediğini söylüyordu. Zaten denklem basitti: Ya emperyalistlerin yanındasındır ya da karşısında. Nâsır, her vakit karşısında olmayı yeğledi.
Yugoslavya’nın lideri Tito, Hindistan’ın lideri Nehru ve Endonezya’nın bağımsızlık önderi Sukarno ile Batı ve Doğu Bloku’na üçüncü bir alternatif sunma umuduyla yola çıkan Bağlantısızlar Hareketi’ni kurdu. Ki çok değil birkaç yıl içerisinde bu hareket dünya nüfusunun çoğunluğunu meydana getiren ülkelerce kabul edildi.
6 Gün Savaşları mağlubiyetinden sonra kamuoyu önüne çıkarak istifa etti. Halkı bu istifasını protesto etmek maksadıyla sokaklara döküldü ve sevgili liderlerini yeniden makamında görmek istedi. Bu ısrara dayanamayan Nâsır görevine geri döndü.
Bugün Ortadoğu’da Nâsır’ın izini Yemen ve Arap olmayan İran takip ediyor. Dik durarak emperyalist süpergüçlerin karşısında sıradağlaşıyorlar. Diğer ülkelerdeyse işbirlikçi iktidarlar baştalar…
Geçenlerde Galata’da bir kafede oturuyordum. Genç garsonun yabancı olduğunu anladım, “Nerelisiniz?” diye sordum. “Mısırlıyım..” cevabını verdi. Şansımı denemek istedim ve devam ettim, “Cemal Abdünnâsır’ı tanır mısınız?..”. Gözleri ışıldadı, “Hem tanırım hem de çok severim!” dedi. İşte Nâsır’ın mirası budur: Yabancı ülkede ekmek parasını çıkarmak için çalışan emekçi bir Mısırlı çocuğun gözlerindeki ışıltı!