Yaver Zeytinoğlu Röportajı I

Ekonomist, yazar ve eğitim gönüllüsü Yaver Zeytinoğlu; Galatasaray Lisesi ve ODTÜ’den Brüksel’e uzanan yaşam yolculuğunu, eğitime bakışını, toplumsal belleği, kitaplarını ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin düşüncelerini anlattı.

“Nitelikli eğitim olmadan güçlü bir gelecek kurulamaz”

1. Hayat yolculuğunuza dönüp baktığınızda, sizi bugün olduğunuz insan yapan en temel ilke ya da değer ne oldu? Hayatınız boyunca hangi ilkeden ödün vermediniz?

Galatasaray Lisesi’nin sayısını 10’a, ODTÜ’nün sayısını ise 20’ye çıkarmadan; yani nitelikli eğitim kurumlarını çoğaltmadan, yolcuların kalitesini artırmadan yolculuğun kalitesini artıramayız.

En temel ilkem ise araştıran, doğruluktan ayrılmayan ve önündeki genç kuşakları yanıltmayan insanları kendime rehber edinmek oldu. Atatürk ve Uğur Mumcu gibi…

2. Galatasaray Lisesi ve ODTÜ yıllarınızı anlatırken, Türkiye’nin bir dönem dünyada çok güçlü bir konumda olduğunu ve önemli fırsatlara sahip bulunduğunu vurguluyorsunuz. Sizce o yıllardan bugüne en büyük kırılma noktaları neler oldu? Türkiye hangi alanlarda geriye düştü?

Türkiye her zaman dünyada ilk ona girecek olanaklara sahipti. Galatasaray Lisesi’nde okuduğum yıllarda (1960-1970) vizesiz olarak dünyanın her yerine gidebiliyorduk. ODTÜ’den mezun olduğumuzda ise (1970-1980) dünyanın hemen her ülkesinde, her şirketinde iş bulabilecek bir eğitim ve donanıma sahiptik. Atilla Kıyat Koramiral’imin 3 Yıldız 1 Penaltı kitabında da bu dönemin izlerini görmek mümkündür.

Ne yazık ki üç ihtilal bizleri çok gerilere attı. Üç ihtilal ve iki yarım kalmış ihtilal, biz sivilleri atalete ve tembelliğe itti. Bence en büyük zarar ise insanların fikirlerini söylemekten korkar hâle gelmesi oldu.

3. Yıllar önce kaleme aldığınız yazılarda yabancı dil eğitiminin ve nitelikli eğitimin önemine dikkat çekiyordunuz. Aradan geçen yıllara rağmen sizce Türkiye’nin eğitim, bilim ve liyakat alanındaki en büyük sorunları nelerdir? Bu alanlarda sizi en çok düşündüren gelişmeler hangileri oldu?

Türkçeyi bilmeyen öğretmenlerle İngilizceyi öğrenemezsiniz. En büyük yanlış, eğitim fakültelerini mühendislik fakültelerinin gerisine atan anlayıştır. Sağlıklı düşünmeyen kafalarla sorunlar çözülemez.

Sonraki yıllarda yaşanan gelişmeler de beni düşündürdü. Önce askerî mahkemeler ve askerî hastaneler kaldırıldı; böylece o caydırıcı kurumların gölgesinden çıkıldı. “Gölge etme, başka ihsan istemem.” sözü tam da yerine oturdu. Eğitimde ise Tevfik İleri döneminde sayısı iki olan imam hatip liseleri bugün iki binlere ulaştı. Sevgili Erdal İnönü‘nün Bilim Vakfı‘nın yerini TÜGVA aldı. Bir ekonomist olarak bütün bunları büyük kayıplar olarak görüyorum. En yakın arkadaşlarım Salih Neftçi ile Rüşdü Saraçoğlu‘nun da bu kara tabloya katlanamayarak aramızdan ayrıldıklarını düşünürüm.

“Kültür enflasyona uğramaz”

4. “Söz uçar, yazı kalır.” anlayışını sık sık vurguluyorsunuz. Kitap yazmaya sizi yönelten temel düşünce neydi? Sizce yazmak, toplumsal belleği canlı tutmak ve gelecek kuşaklara tanıklık bırakmak açısından neden bu kadar önemli?

“Söz uçar, yazı kalır.” şiarıyla yazıyorum. Ancak yazdıklarımı okuyup bana dönüş yapanların sayısı ne yazık ki çok az. 1999 yılında Brüksel’de Osmanlı İmparatorluğu’nun 700. yılı dolayısıyla bir sergi düzenlemiştik. Broşür alan her 100 kişiden yalnızca biri sergiyi gezdi. Bu da bana toplumsal belleğimizin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. “Yazmak, yalnızca anıları kayda geçirmek değil; toplumların hafızasını canlı tutmanın da en etkili yollarından biridir.”

Brüksel’den baktığımda, “Biz Türklere söz verdik.” diyebilen Jacques Delors‘un bile Fransa’da cumhurbaşkanlığına aday olmaya cesaret edemediğini gördüm. Türkiye’nin en güçlü yönlerinden biri, bir dönem İhsan Sabri Çağlayangil ve Hasan Esat Işık gibi dışişleri bakanlarına sahip olmasıydı. Ancak onların yerini yabancı dil bilmeyen, liyakatten uzak isimler alınca eksiklikler çığ gibi büyüdü. Geriye Nasreddin Hoca ile Diyanet Vakıfları kaldı.

5. Kitaplarınızın gelirini eğitime bağışlıyor, yaşamınız boyunca da okumayı ve kültürü her şeyin önünde tutuyorsunuz. Sizi bu anlayışa yönelten kişiler, anılar ve yaşam deneyimleri neler oldu? Kitapların ve kültürün insan hayatındaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kitabın gerçek değeri, okuyanların sorduğu sorulara göre değişir. İyi okuyan güzel sorular sorar; benim hedefim de budur. Brüksel’de düzenlenen turizm fuarlarında ziyaretçilere hep, “Güzel yanıtlar almak için iyi sualler sorun.” derdim. Güzel sorular soranların her yıl Türkiye’ye geldiklerini gözlemledim. Galatasaray Lisesi’nde felsefe hocamız Pierre Dubois, 1965 yılında bize, “Yıllar sonra aklınızda kalan kültürdür.” derdi. Gerçekten de kültür enflasyona uğramaz.

Eğitim konusunda örnek aldığım ilk kişi, Meclis-i Mebusan üyesi olan Hasan dedemdi. 1910’lardan itibaren her İstanbul’a gidene bir altın verir, ikinci altını ise dönüşte Tavşanlı’ya kitap getirmesi için uzatırdı. “Gidemeyenler de okusun.” derdi. Bugün Zeytinoğlu Halk Kitaplığı’nda 30 bin el yazması kitabımız var; ne yazık ki okuyanımız çok az.

Bir başka örneğim ise Kasım amcamdı. 1956 yılında Galatasaray Lisesi’ne gelirken elini öpmeye gitmiştim. Yatağının altından Cumhuriyet gazetesini çıkarıp bana, “Bu Türkiye’nin Le Monde gazetesidir. Gelecek yaz bana Le Monde gazetesini çeviremeyeceksen hiç İstanbul’a gitme; babanın paralarına yazık etme.” demişti. O sözleri hiç unutmadım.

Röportajın devamı haftaya.

Sertaç Çelik

Sertaç Çelik

Araştırmacı yazar Sertaç Çelik, BirGün, Evrensel, Bianet, Tunceli Emek Gazetesi, Berfin Bahar ve çeşitli kültür sanat sitelerinde yazıları yayımlandı. Temmuz 2026’da Vapur Yayınları’ndan çıkan Sennur Sezer Resim Defteri adlı kitabı vardır.

Kültür Sanata Yönelim kategorisinden son haberler

Öykücülüğümüzün Kaynakları

Başlangıçta yazılı edebiyat öncesindeki masal ve söylence geleneğimizle söylencelere dayanan XIV. yüzyıl sonlarıyla XV. yüzyıl başlarında yazıya geçen Dede Korkut Öyküleri ilk basamağı oluşturur.

Dünya Çeviri Günümüz Kutlu Olsun

Biliyorsunuz, her yıl 30 Eylül, Dünya Çeviri Günü olarak kutlanıyor. Bu vesileyle çeviri dünyasının sorunları ve imkânlarını biraz irdelemek iyi olacaktır; çünkü çözmemiz gereken

Masal Nedir? Kimin İçindir?

Masal; umudun fısıltısının, iyiliğin zaferinin, kır manzaralarının, kahramanlık düşlerinin, ocak başında annenin müşfik sesinden dinlenen hikâyelerin hatırası mıdır? Yahut kusurlarıyla meziyetlerini bir arada taşıyan;

Türkiye’nin İşçi Partili Divası

Râkım Elkutlu’nun nihavend şarkısıdır. Güfte ise Nahit Hilmi Özeren’den: Hayal içinde akıp geçti ömr-ü derbederim Bakıp bakıp da o mâzîye şimdi âh ederim Ne

Soytarılar, Palyaçolar… İzinli Deliler

Bir çift zar gibi bana baktınız Ben kaybettim siz kazandınız Bu yüzden hüzünlüdür yüzüm resimlerde Cebimdeki son kahkahayı da aldınız Palyaço-Ayhan Kırdar Bir varmış
GitEn Üst

Don't Miss